O kadar şey yaparsan, gerçekten şey yapman gerekenleri, şey yapamıyorsun. "Sinan Canan"
( Önce Can Sonra Canan - Sürmenaj Çağı. 264.Bölüm 26:50.Saniye) Sinan Canan
...Değişmeyi, dönüşmeyi, gelişmeyi ve inkişafı istemeyen zihin için bilgi hiçbir işe yaramaz. Yaramaz demeyelim gerçi; zihin her bilgiyi bir şekilde alabilir ama içerdeki işlemleme ile inancına uymayanları çok güzel dönüştürüp kendine uygun bir hale getirebilir. Onu "yalan", "saçmalık" veya "ihanet" olarak niteleyip arşive atabilir mesela. İnançların yarattığı bu etkinin günlük dilimizde bir adı da vardır: Cehalet. Sıklıkla cehaleti, "bilmemek" sansak da bilmemek, bilmemektir. Öğrenince geçer. Öğrenmenin de ana sebebidir bilmiyor olmak. Cehalet aslında, "öğrenmeyi reddetmek" tir.
Neden reddederiz öğrenmeyi? Bir kere, zihinsel rahatımızı bozar yeni bilgi. Yaşam yeterince karışıktır zaten. İnançlarımız olmadan nasıl düşünüp karar vereceğimizi de bilmeyiz çoğu zaman, çünkü muhtemelen bize hiç öğretilmemiştir. Yeni bilgiyi "analitik ve kritik" olarak nasıl işleyebileceğimizi bilemeyiz. Bunları öğrenebilmek için böyle yapabilen insanlarla karşılaşmamız gerekir ki bunların adedi pek azdır. Çoğumuz o kadar kısmetli değilizdir. Bir de sistematik olarak her birimize işlenen "öz-değersizlik" hissiyatını ekleyin; netice bellidir: Biz, büyük düşüncelere değebilecek insanlar değilizdir. Biz hayatta kalmaya çalışan, çoğu konuda yetersiz, hep eksiğini gidermeye çalışan biçareler olarak yetiştiriliriz. Bu öz-değer olmayınca da "daha büyük bir algı çerçevesi" talebi kalmaz artık, daha pek erken yaşlarda içimizde.
Kitabı çok beğendim. Daha önceden İFA-1 okumuştum. Psikolojik ve davranışsal durumlarımızda bedenimizde neler olup bittiğini , bir şeye kaygı duyduğumuzda vücudumuzda salgılanan hormonların ve bu hormonların aktif çalıştığı sempatik ve parasempatik sistemleri çok akıcı bir biçimde anlatmıştı Sinan hoca.Ek olarak yapılmış olan deneyler ve deneylerin sonuçlarından çıkarılan varsayımlarla insanların psikolojik durumları hakkında tahminlerde bulunabilirliği gözler önüne sermişti. Ancak beni en çok etkileyen kısmı ise akış temasıydı. Özellikle kaygı bozukluğuna iyi gelebilecek akış serüvenini düşününce gerçekten Sinan hoca haklı dedim. Neden güleriz ? Bizim için komiklik neler ifade ediyor ? Kadınların ve erkeklerin karşı cinsten hoşlanmasının etkenleri neler ? Beynimiz neden bu kadar enerji harcıyor ve aynı nöronlar neler ve nasıl çalıyor detaylı ancak sıkmayan fevkalade bir anlatım olmuş herkes tavsiye ediyorum.