Bu nedenle sosyalist devrim sadece mülkiyet biçimini değiştirmek, sadece sosyalist ekonomiyi yaratmakla sona ermez. Proletaryanın sınıf olarak ortadan kalkmasına kadar üst yapıda siyasi bir devrim olarak devam etmek zorundadır. Bu ihmal edilir veya önemsenmezse yani ideolojik ve kültürel mücadele, üretici güçlerin geliştirilmesi ile beraber yürütülmezse kapitalizmin restore edildiği görülür.
Üretimin sosyal niteliği ile sosyalist mülkiyet tam bir uygunluk halindedir. Üretici güçlerin gelişmesine engel teşkil etmezler, tam tersine geliştirirler.
Sosyalist bir toplumda üretici güçlerin gelişmesini engelleyen objektif bir çelişki olmadığı halde kapitalizm neden restore edilebiliyor da, örneğin kapitalist toplumda feodalizm neden restore edilmiyor? Açıklayalım:
1) Bir kere tarihsel siralamaya gore kapitalizm (sanayi kapitalizmi) ve sosyalizm sanayi devriminden sonra ortaya çıkmış olup, ileri teknolojinin ürünü olan düzenlerdir. Makina Çağının toplumsal düzenleridir. Bu anlamda üretici güçler geliştikçe, ekonomiye teknoloji egemen oldukça feodal kalıntılar ve ideolojiler giderek geriler ve yerini yeni düzenin "kapitalist düzenin" ideolojisine bırakır. Artık geriye dönüş imkânsızdır.
Oysa sosyalist devrimde iktidarı ele geçirmek sadece başlangıçtır. Büyük çapta üretimi gerçekleştirmek, sosyalist ekonomiyi yaratmak o güne kadar ki sınıflı toplumların "yabancılaştınlmasına" maruz kalmış insanın "tabiatını" değiştirmek gibi görevleri vardır.
Alternatif Senaryolar: Anarşizm ve Devlet Sosyalizmi.Marx ve Engels, Birinci Enternasyonal'de iki büyük rakiple savaştı: Anarşistler (Mihail Bakunin ve Pierre-Joseph Proudhon ) ve Alman Devlet Sosyalistleri (Ferdinand Lassalle ). Marx olmasaydı, Birinci Enternasyonal'de liderlik muhtemelen Bakunin veya Proudhon ekolüne geçer, sol hareket bu iki akımdan birinin egemenliğine girerdi.Dolayısıyla 20. yüzyıl solu, merkezi parti disiplini yerine, sendikalizm, kooperatifçilik ve devletsiz federasyonlar üzerine kurulu olurdu.Proudhon, meşhur "Mülkiyet hırsızlıktır" sloganının sahibiydi ve paranın/faizin kaldırıldığı, küçük üreticilerin korunduğu bir sistem hayal ediyordu. Marx, Felsefenin Sefaleti adlı eserinde Proudhon’u yerle bir etti. Marx’a göre Proudhon, kapitalizmin temel işleyişini (meta üretimi, artı değer) anlamıyor; sadece onun "kötü yanlarını" (faiz, rant) törpülemeye çalışıyordu.Marx ise, Das Kapital'de "Artı Değer" kavramını geliştirdi. Patronun kârının, işçinin ürettiği ama parasını almadığı ödenmemiş emek olduğunu riyâzî olarak kanıtlamaya çalıştı. Dolayısıyla Marx olmasaydı, "Artı Değer" teorisi ortaya konamazdı. İşçiler sömürüldüklerini kanıtlayacak iktisadî araçlardan yoksun kalırlardı. Bu da sendikal hareketin pazarlık gücünü entelektüel düzeyde zayıflatırdı.
__Yahut Marx’ın müdahalesi olmasaydı, Alman sosyalizmi (ve dolayısıyla Avrupa sosyalizmi) çok daha erken bir tarihte milliyetçi ve devletçi bir çizgiye kayardı. Marx ve Engels’in Alman işçi hareketi içindeki en büyük rakibi Ferdinand Lassalle idi. Ona göre işçiler, burjuvaziye karşı Prusya devletiyle ittifak yapabilirdi. Marx, devleti bir baskı aracı olarak görürken; Lassalle, devletin işçilerin dostu olabileceğine ve oy hakkı yoluyla devletin ele geçirilebileceğine inanıyordu. Devletin işçilere kredi
Anayasa'nın 35. maddesine uygun olarak bir kimsenin mülkiyet hakkına devlet tarafından müdahale edilmişse veya mal varlığı üzerindeki hakları kullanılamaz hâle getirilmişse bu kişinin hakkının korunması gerekir. Bu da ancak mülkiyete konu mal varlığının değerinin ödenmesi suretiyle gerçekleştirilebilir.
Burjuva demokrasisinin anayasası da anca bu kadar olur zaten. Anayasada bile burjuvazinin mal ve mülk edinme hakkını koruyor . O zaman kamulaştırma için bedel ne kadar ödenmesi gerekiyorsa bir kere ödenip bütün üretim araçları hakın yararına olsun. Korkunun ecele faydası yoktur çünkü bitecek halkımın .özlemi et, süt , toprak ve torna sadece üretenin olacak !!!!
Spartacus ✊