“Benim zamanımda bir yıl kaybetmek diye bir şey yoktu.”
Günümüzde ise zaman kaybedicez diye ödümüz kopuyor. Yetişememe, geri kalma korkusu öyle içimize işlemiş ki artık yılları değil, dakikaları bile kaybetmemeye çalışıyoruz. Bir yandan da yapmak istediğimiz, ama sonunu hesaplayamadığımız yolları daha baştan eliyoruz. Çünkü ancak sonucunu öngörebildiğimiz şeylere zaman vermek “mantıklı” geliyor.
Oysa hayat zihnin matematiği gibi işlemiyor. Daha karmaşık, daha katmanlı — Çözülecek bir denklem değil; içine girilecek bir akış. Hiç çıkmadığımız yolların sonu istediğimiz yere varmasa bile, orada bir çağrı vardır çoğu zaman. Belki de mesele zaman kaybetme korkusuna rağmen o çağrıyı takip edebilmek.
SUBSTACK/ sub rosa Mar 25