Çoğu insanın tanıdığı ama nadiren dile getirdiği bir an vardır. Belli bir yere adım atarsınız, belli bir sabah ritüeline dalarsınız veya sadece açık gökyüzünün altında yürürken kendinizi bulursunuz ve içinizde sessizce bir şeyler yerleşir. Omuzlarınız kendiliğinden gevşer. Bir zamanlar kalabalık ve gürültülü olan düşünceleriniz yavaşlamaya başlar. Beklentilerin, bildirimlerin ve diğer insanların görüşlerinin sürekli düşük uğultusu, sonunda kendi düşüncelerinizi duyabileceğiniz kadar azalır. Bu tam olarak sessizlik değildir. Daha çok bir izin gibidir. Performans göstermeden, özür dilemeden, iyiymiş gibi davranmanın yorucu çabası olmadan, sadece var olma izni…
Huzurunuz, tesadüfen bulduğunuz bir şey değildir. Tasarladığınız, niyetle, sabırla ve kendinizi seçme cesaretiyle inşa ettiğiniz bir şeydir ; kendinizi seçmenin bir bedeli olsa bile… Güvenli alan bir baloncuk değildir. Sağlıklı yaşam diliyle sunulan bir kaçınma da değildir; zorluk, karmaşıklık veya rahatsızlıkla yüzleşmeyi reddetmek de değildir. Gerçek bir güvenli alan çok daha bilinçli ve çok daha güçlü bir şeydir: Kişinin dürüstçe düşünebileceği, duygularını performans sergilemeden işleyebileceği ve başkalarının beklentilerinin sürekli müdahalesi olmadan kendi benliğiyle yeniden bağlantı kurabileceği içsel veya dışsal bir ortamdır.
SUBSTACK/ Alexis McElroy- Mar 9