__Yaşadığım dünyayı anlamak istedim.
İnsan ruhunun derinlerini bilmek istedim. Gerçek kötüydü, acıydı, düzeltmek istedim.
İnsan özgür degildi,
yazarak gölgeden ışığa çıkaracağımı düşündüm. Kendi varlığımın anlamını kendim oluşturmak istedim. Elimden sadece yazmak geliyordu. Yazmanın en billurlaşmış dalı olan şiiri seçtim. Çünkü yazmaya başlamadan önce okuduğum şiirlerin büyüsüne hayran kalmıştım.
Ben yazarsam nasıl olur diye merak ettim.
Bu merak uzun sürdü.__
İnsan sevince iyileşmiyor. Dünyanın kendisini sevdiği yanılsamasıyla hayal kırıklığının bütün kapılarını açıyor.
Sonra ne kadar mutsuzluk şarkısı varsa hepsini yeni baştan bir de o söylüyor.
Giderek her şeyin kendisine yapılmış bir haksızlık olduğuna inanmaya başlıyor.
Bu, bilinçli ya da bilinçsiz, yaşamak ve sevmek arzusunu daha da büyüten bir varoluş tutkusuna dönüşüyor.
Ölümün eşiğinde insanın ellerini ısıtacağı bir gönül ocağı olmazsa, insan yaşadığına nasıl inanır!