Daha yaşlı olanlar ise, uzaklara bakarak, daha önce yaşadıkları buna benzer günleri düşünüyor, başlarına gelenin
son felaket olmadığını gösterircesine anlamlı gözlerle etrafı süzüyorlar. Kimbilir, belki de bunların hiçbirini düşünmüyorlar, belki de sadece uzun hayatlarına bakıyorlar, uzun hayatları
boyunca yaşadıkları bütün anlamsızlıklara, boşluklara...
Hiçbir şeyi almadılar yanlarına. Bir sabah hakiler giyinmiş askerler dayandılar kapılarına. Çıktılar. Binlerce yıldan beri ocakları hiç sönmemiş sıcak evlerinden yanlarına sadece kendilerini alarak çıktılar yola.
Yannis Ritsos'un sürgün günlüğünü okurken, her satırda hem bireysel yalnızlığın hem de toplumsal acının içime işlediğini hissediyorum. Şiirsel diliyle bana, sürgünün sadece bir mekân değil, aynı zamanda ruhun derinliklerinde yankılanan bir hâl de olduğunu gösteriyor.