Ziyaretçilerden biri de Atatürk'ün tabutunun ayakucunda gözyaşlarını tutamayan eski Afgan Kralı Amanullah Han'dı. Atatürk'ün en büyük hayranlarından olan Amanullah Han, vefat haberini alınca alelacele İstanbul'a gelmişti. Ziyaretçilerin sayısı akşama doğru daha da arttı ve Saray'ın kapıları saat 24.00'da kapanmamış olsaydı ziyaretler sabaha kadar devam edecekti. Ziyaretin bu ilk gününde 150 bin kişi katafalkın önünden geçerek Atatürk'ü saygıyla selamlamıştı.
İstanbul halkının ziyareti 17 Kasım günü daha da artarak devam etti. Öyle ki akşam saat 20.00'dan sonra 100 binden fazla ziyaretçinin Saray'a adeta akın etmesiyle yaşanan izdiham sırasında çoğunluğu kadın olmak üzere on bir kişi yaşamını yitirdi ve yaralananlar oldu. Ancak elem verici bu olaya rağmen katafalk ziyareti halkın yoğun katılımıyla ertesi gün de sürdü. Gece yarısına kadar süren bu saygı ziyaretine iştirak edenlerin sayısı 300 bine ulaşmıştı.
Sayfa 141 - Dolmabahçe Sarayı’nda Yapılan Merasim·Kitabı okudu
Çekimlerin bitmesinin ardından Cezmi Bey, filmlerle birlikte İstanbul'a döndü. Nizamettin Nazif ve İhsan Beyler bir süre daha Ankara'da kaldılar. Nizamettin Nazif, filmlerin nasıl çıktığını, görüntü ve seste herhangi bir sorunun olup olmadığını merak ediyordu. Durumu İhsan Bey'e sordu. İhsan Bey, bir anda katıla katıla gülmeye başladı. Nizamettin Nazif neden güldüğünü sorunca ona şöyle dedi: "İstanbul'da stüdyoda film yıkandıktan sonra Nâzım Hikmet'le Ertuğrul Muhsin tetkike başlamışlar. Muhsin demiş ki ‘Canım, makineyi hep aynı yerde tutmuşlar. Atatürk'ün simasını başka taraflardan da alsalar, olmaz mıydı sanki?’ Nâzım da demiş ki ‘Belki Reis-i Cumhurun karşısında fazla hareketler yapmaktan çekindiler. Fakat ses daha iyi regle edilebilirdi.’İşte bu sırada film Gazi'nin tam o son hiddetine rastlamış. Perdede sakin ve vakur bir nutkunu söyleyen Reis-i Cumhur birden bire tavrını değiştirip ‘Biz burada komedya mı oynuyoruz? Çekiliniz, yıkılınız’ diye bağırmaya başlayınca ne olduğunu birden bire kestirememişler: ‘Eyvah, canlandı, bize bağırıyor,’diyerek can havliyle karanlık salondan dışarıya fırlamışlar."
Sayfa 124 - “Bir Millet Uyanıyor” film montajı·Kitabı okudu
Çankaya Köşkü'nde gösterilen filmler, İstanbul'daki film ithalatı ve dağıtımı yapan şirketler tarafından temin ediliyordu. Filmlerin seçimi, Gazi'nin beğendiği oyuncular ve film türleri dikkate alınarak, özel kaleminin ve film şirketlerinin tavsiyeleri doğrultusunda yapılıyordu. Bunda da sinema mevsiminde öne çıkan, Gazi'nin zevk ve beğenisine hitap edeceği düşünülen ki kendisi komedi, romantik komedi ve müzikal dramlardan hoşlanırdı, filmler etkili oluyordu.
“İstanbul'dan çıktığım günden bugüne kadar sekiz sene geçti. Ayrılık ve özlemle geçen dakikaların bile ne kadar uzun geldiği düşünülürse, sekiz senelik hasretin, İstanbul'un saygıdeğer halkı için ruhumda ateşlediği özlemin büyüklüğü kolaylıkla değerlendirilir. İki büyük dünyanın birleştiği yerde, Türk vatanının süsü, Türk tarihinin serveti, Türk ulusunun gözbebeği İstanbul, bütün vatandaşların kalbinde yeri olan bir şehirdir. Bu şehir uğursuz olaylarla acılı bulunduğu zamanlar, bütün vatandaşların kalplerinde kanayan yaralar açılmıştı. Kalbi yaralı olanlardan biri de bendim. Bugün görüyoruz ki geçirdiğimiz karanlık gecelerin içinde kalplerimizi sevinçlerle dolduran ışıklı seherler doğdu. Sekiz sene evvel acılı, ağlayan İstanbul'dan kalbim sızlayarak çıktım. Sekiz sene sonra kalbim rahatlamış olarak, gülen ve daha güzelleşen İstanbul'a geldim. Bütün İstanbulluların ruhuma heyecan veren sıcak ve sevgi dolu kucağıyla karşılaştım."
İstanbul Senfonisi, Nâzım Hikmet'in 1934 yılında İpek Film hesabına çekmiş olduğu belgesel nitelikli bir tanıtım filmiydi. Dönemin tanıklarından olan Memet Fuat anılarında bu film hakkında şöyle diyordu: "İstanbul kentini, kentteki çağdaş yaşamı yansıtmak amacını güden bu kısa belgesel çeşitli semtlerde çekilmişti. Bir iki sahnede ablam ve ben de görünüyorduk. Ben dedemin bahçesinde kovalamaca oynarken bir topla ağacın arkasından koşarak çıkıyordum, sonra Mithat Paşa'nın bahçesinde pingpong oynayanları izliyordum. Ablamı ise salıncakta, bir de Kalamış'ta yelkenli kayığın içinde çekmişlerdi. Daha uzun süre göründüğünden onu biraz kıskanmış, ama hiç belli etmemiştim. Bu film için Mesut Cemil'in özel olarak bestelediği şarkıları Münir Nurettin söylemişti. Şarkı sözleri [Martılar ah eder, çırparlar kanat] ise Nâzım'ındı. Nedense bu ortaya vurulmuyor, sözler de Mesut Cemil'inmiş gibi davranılıyordu. Sanırım kolaylıkla yaptığı bu işleri şairliğinden uzak tutmak istiyordu.”
Gazi, Nisan ayı içerisinde seyircilerle birlikte film seyretmek için sadece bir kez Yeni Sinema'yı teşrif etti. 11 Nisan akşamı özel locasında aşina olduğu Alman aktris Käthe von Nagy'nin Gündüz Senin Gece Benim (Ich bei Tag und du bei Nacht) adlı filmini seyretti.
Nisan ayının sekiz gecesini filme ayıran Gazi, Mayıs ayında sadece bir film seyretti ve Kasım ayının ortalarına kadar da bu etkinliğe bir süreliğine ara verdi. Köşk'ün beyaz perdesi 17 ve 29 Kasım gecelerinde yeniden aydınlandı.
En son 13 Nisan'da Ankaralılarla birlikte film seyreden Gazi, bunu tekrarlamak için 2 Aralık akşamı Yeni Sinema'yı bir kez teşrif etti. Sinemanın programında Lili Gyenes yönetimindeki Macar Çigan Orkestrası'nın bir konseri ve ardından da Marta Eggerth'in başrolünde olduğu Bir Gün Sonra Geleceğim adlı bir Alman filminin gösterimi vardı.
1933 yılı Gazi'nin gerek Köşk'te gerekse sinemada en fazla film seyrettiği yıl oldu. Aynı yılın 29 Aralık gecesini de film seyrederek geçirdikten sonra Köşk'teki bu etkinliğe uzun bir süre ara verdi.