İnsan, şafak vakti başını kaldırıp, doğan güneşe doğru şöyle bir bakıp ufukta çizilen rengarenk, çeşit çeşit tabloları görmelidir. Usta bir ressamın tablosu karşısında hayran kalırız. O hâlde, kâinâtın ilâhî sanatkârının her ân çizdiği şâheser tablolar karşısında nasıl ilgisiz kalabiliriz?
Bir lâleye, bir menekşeye bakın! Bu renkleri acaba kara toprağın neresinden buldular? Ya o kırmızı karanfil? Güneşin ışığında oynaşan çiçeklerin mavisi, pembesi ve onların gönül açan tebessümleri... Ve saymakla bitmeyecek diğer güzellikler... Duygu derinliğine sahip bir kalp için, her yer harikalar sergisi... Bir çiçeğin tebessümüne, arı ve kelebeğin raksına, pervânenin yanışına, bülbülün feryâdına,bir de dönüp kendimize bakalım! Bütün bu güzellikler, güzelliğin mutlak menbaı olan Yaratıcımızın cemâlinden mahlükâtına akseden bir güzellik kırıntısından ibarettir.