Gerçekliğin doğrudan doğruya tecrübe edilmesi, aklın ve dilin hükümranlığını çok aşan bir hâdisedir; “hâl” ile “kaal” farkı.
Düşünürler için, bilme melekesinin dolaysız objelerinden “zihinde var olan şeyler” olarak söz etmek kadar yaygın bir adet yoktur. Ayrıca bunda dilin genel analoji kuralına uygun düşmeyen bir yan da yoktur; çünkü zihnî faaliyetlerin büyük bölümü duyulur şeylerden alınma kelimelerle ifade edilirler. “Kavrama, yansıma, tartışma” gibi tabirlerde bu açıkça görülür. Bu tâbirler, zihne uygulandıklarında kaba orijinal mânâlarıyla anlaşılmamalıdır.
Aynı meseleyi değişik bir şekilde ifade etmek gerekirse, manevî, ruhî ve keyfiyete dair hususlarda ancak sezerek kavranır “zât sırrı neyse o” hakikatlerin, kemmiyetler dünyasına ait “büyüklük, küçüklük, azlık, çokluk” gibi kelime ve kavramlarla ifadesi, sezgi planına ait hakikatlerin akıl plânında ifadeye çalışılmasında düşülen galatları gösterir. Akıl bunu anlamaya memurdur!
“Gerçekliğin doğrudan doğruya tecrübe edilmesi, aklın ve dilin hükümranlığını çok aşan bir hâdisedir”; bu cümlenin geçtiği paragrafla, onun üstünde bahsedilenler arasında bir yarık oluştuğunu uyarmış olalım.
2. Basım: 2022, 4. Levha, DİL VE ŞÜBHE, PERDE - KORKU - KELÂM, İBDA Yayınları