Sadece tutkusunun ana nedenin ne olduğunu göstermek için yazılmış bir eser. Yoğun bir anlatım ve yoğun bir tutkuyu kaybediş hikayesi. Yazdıktan sonra tutkusu devam ediyor mu bilmem ama 20 Ocak önemli bir geceydi. Geri dönüşler olmasın ki tutkular devam etsin.
Başlamadan önce kitabın ismine dair bir itirazım var :) Tutku asla yalın olmaz arkadaşlar.Tutku insanın kendi iradesini aşma durumudur,güçlü bir istektir,birisine karşı güçlü bir yönelimdir,kişiyi her yönden zorlayan bir istektir,çok fazla heyecanlı olma durumudur,kendini birine adamadır,güçlü bir ihtirastır,sürekli o kişiyi isteme arzusudur.Saplantı ise tutkunun tavan yapmış halidir,ızdıraptır;yani kafayı yeme durumudur :)Artık bu raddeye gelmiş biri psikolojik bir vakadır.Her insanın hayatında başına gelmiş bir durum olabilir.Mesela ben okurken kendimden çokça hisler buldum.Hikayenin kahramanını asla yargılamadım bilakis onu o kadar iyi anladım ki!İşte itirazım bu yüzden;yani saplantıya dönüşen bir şey asla yalın halde kalamaz,yalın yaşanamaz ve yalın anlatılamaz!
Evet,Yalın Tutku bir kadının bir adama duyduğu müthiş bir tutkuyu anlatıyor.Bu tutku o kadar ileri seviyede ki,kadının günlük hayatını oldukça etkiliyor.Hikaye 1950'lerde Fransa'da geçiyor.Ernaux kendi kişisel deneyimlerinden ilham alarak yazmış.Kitabın bazı kısımları otobiyografik öğeler taşıyormuş.Ama tabii ne kadarı gerçek ne kadarı kurgu olduğunu biz okuyucular bilemeyiz.Bunu ancak sevgili yazarımız Annie Ernaux biliyordur.
Her ne şekilde yazılırsa yazılsın bir kadının bir erkeğe tutkuyla bağlı oluşu, kendi varlığını o adamın varlığı karşısında hiçe sayışı çok dramatik,çok üzücü.İnsanın hayatını mahveden bir durum.Peki birine bu kadar tutkuyla bağlıyken,her gün umut ederek yazmasını,aramasını,yeniden birlikte olmalarını beklerken ve çoğu zamanda bu mümkün olmazken nasıl vazgeçeriz bu isterik halden?Zaman..!Zaman her şeyin ilacı olduğu gibi bunun da ilacı oluyor.Zaten sonunda anlatıcımız da bu isterik durumdan kurtulduğunu şu sözlerle anlatıyor:"Onunla ilgili ayrıntılar,bana söylediği sözler ansızın
"Çocukken benim için lüks, kürk mantolar, uzun elbiseler ve deniz kıyısındaki villalardı. Daha sonra, bunun entelektüel bir yaşam sürmek olduğuna inandım. Şimdi bana öyle geliyor ki lüks aynı zamanda, bir erkeğe ya da bir kadına olan tutkuyu yaşayabilmektir."