Maşukun En Sadık Hali: Beşeriyetin Gölgesinden Ulûhiyetin Nûruna
Dünya, bir aldanışlar panayırı ve geçici heveslerin sergilendiği kırık aynalar dehlizidir.
İnsan, bu dehlizde yürürken her köşe başında bir vefa kırıntısı arar; tutunacak bir dal, kalbini yaslayacak sarsılmaz bir kale özler.
Fakat kime gönül verse, hangi fâni simada kusursuzluğu arasa, nihayetinde elinde kalan tek şey hayal kırıklığı ve kalbin o ince yerinden sızlayan kırılma sesleridir.
Çünkü insan, tabiatı gereği nankörlüğe meyyal, unutkanlıkla malul ve rüzgârın yönüne göre savrulan bir yaprak gibidir.
Beşere yaslanan, her an düşme korkusuyla titrer; fâniye âşık olan, her lahza bir ihanetin veya ayrılığın pençesinde kıvranır.
Ancak öyle bir an gelir ki, ruh bu dar kalıplardan, bu vefasız iklimlerden hicret etmek ister. Göz kapaklarını dünyanın sahte ışıltılarına kapatıp kalbin basiret aynasını araladığında, hakiki sevgilinin kim olduğunu idrak eder.
O güzel ki, cemâlinin bir tebessümü koca bir kâinatı yoktan var etmiş; celâlinin bir tecellisi ruhları hayret makamında eritmiştir.
O, öyle bir Maşuk’tur ki, kendisine doğru atılan tek bir adıma, kuluna her an daha yakın olan şah damarından bile yakın bir samimiyetle mukabele eder.
Bizler inancımızla biliriz ve iman ederiz ki; Allah azze ve celle, kendisine yönelen hiçbir gönlü yarı yolda bırakmaz, hiçbir sadık kalbi aldatmaz.
İnsanın insanı aldatması, kendi acziyetinden ve doymak bilmeyen nefsinin esaretindendir. Oysa O, her türlü eksiklikten ve kusurdan münezzeh olan noksansız kemâldir.
O Ebedî Sevgili’ye gönülden yönelen aşkta hile yoktur, riya yoktur, gizli hesaplar ve çıkarlar barındıran menfaat ilişkileri barınamaz.
O Ebedî Sevgili’nin kapısına kırık bir kalple, acziyetini itiraf ederek varan her aşık; sadakatin en saf, en berrak