9/10
·352 syf.··
2026 1. kitabı
Kitap güzel ama serinin ismi zaten Cingöz Recai bir de kitabın ismi Arsen Lüpen İstanbul’da ama olay yüzde altmış Mehmet Rıza’nın üzerinden geçiyor o yüzden bir puan kordon bir de kitapta sanatçıyı kaçırıyor bir yerde ve sonra orası açıklanmıyor orası üç nokta olarak kalıyor
Cingöz Recai - Arsen Lüpen İstanbul'daPeyami Safa · Genç Damla Yayınevi · 20151,015 okunma
9/10
·224 syf.·
2026 94. kitabı
İki ölüm arasında yaşıyoruz. Anne karnında bir var olmaya başladığımız andan itibaren bir sürgünü ardından ölümü yaşarız. Ölüm ise doğum anıdır. Anne karnında ölüp dünyaya doğarız. İlk nefes acı verir bize ve ağlamaya başlarız. Bazıları kendiliğinden o bağ (Alem-i Ervah ile olan bağ aslında) koptuğunda ağlar bazıları o bağ kordon kesilse bile ağlamaz gözü anne karnındadır. Teşvik gerekir. Ve bu teşvik genelde popoya vurulan bir tokattır. Kendimize getirir bizi ilk nefesi alır acısını duyar diğer alemle bağımızı koparırız. Artık bir ikilik içinde varolacağızdır Zahir/Batın. Zahirimiz olur üzerimize giydiğimiz. Batını içine gömdüğümüz. Bir hayatı ikircikli bir zemine yerleştirip anlatmak kolaydır çünkü dilin yapısı böyledir. Dil kıyas üzerine kurguludur. Karşıtlıklarla anlatır çoğu zaman anlatmak istediklerini. Niels Lyhne’nin öyküsü ise bu andan başlamıyor öncesinden ana rahmine düşmeden önceki anlardan başlıyor. İkircikli yapısına katkıda bulunmuş anlardan bahsederek başlıyor anlatmaya bir zahir edinmeden önce batın’a katkıları olanları özetliyor. Sonra o ölüm anı. Zahir ve batının birleşip dünyaya fırlatıldığı an. Sonrası ise bir sürü insanın yaşamı ile örtüşüyor. Ölümler, yıkımlar, vazgeçişler, üzüntüler öfkeler. Artık yeni yüzyıl bu anlara ‘çocukluk travmaları’ derken eskilerin tabiri ile heygidi çocukluk anılarıyla büyüyor Niels. Elbette şekilleniyor zamanın etrafın ve içinin getirdikleri ile. Zahir de değişiyor Batın da. “Zekamız, içgüdülerimiz, duyularımız, gün ışığı kadar açık olmalarına rağmen, bizi yanlış yola sürüklüyor. Belki de tek gerekli olan şey, arzuyla dolu kaynayan tutkuların üzerinde yanan umudun hayali ışığını takip eden o mantıksız cesarettir!” Bir labirent içinden çıkmaya çalışmak gibidir büyümek. Minatoru öldürüp dönmenin yolu bir ‘sevgili’nin
Niels LyhneJens Peter Jacobsen · Dorlion Yayınları · 20252 okunma
Reklam
Sevilmediğin yerde yaşamaktansa, sevildiğin yerde öl daha iyi
8/10
·192 syf.·
2026 31. kitabı
Kordon boyunca yürürken gün batımı denizin üstüne ağır ağır yayılıyordu. Işık önce yüzlere vurdu, sonra çekildi, geriye sadece solgun bir turuncu kaldı. Adımlarımızın ritmi, Yusuf Atılgan 'ın Aylak Adam 'ını konuşmadan önce kuruluyor. -Arkadaşlar C gerçekten ne istiyordu Hiç, İstemek kelimesi fazla onun için O daha çok eksikliği tanıyordu Bir şeyin yokluğunu Ama neyin yok olduğunu tam söyleyemeyen bir hal Kadınlara yaklaşmadı Yaklaşır gibi yaptı Çünkü birine gerçekten yaklaşırsa O boşluğun kapanma ihtimali vardı Ve o ihtimale güvenmiyordu Ravi, Hayır bu eksik bir okuma C sadece kaçmadı aynı zamanda seçti Ayşe ile birlikteyken bile onu olduğu gibi değil Olabileceği haliyle düşündü Kadın karşısındaydı ama C başka bir ihtimali seviyordu Yani gerçeği değil olasılığı Münzevi, Kadınlar da onu olduğu gibi görmedi Onlar için C Biraz tuhaf, biraz çekici ama çözülebilir biriydi Oysa C çözülmek istemiyordu
Edebiyat
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 201971bin okunma
10/10
·128 syf.··
2026 8. kitabı
Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti’nin içine düştüğü zorluklardan başlar. Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sonrası imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile Anadolu’nun İtilaf Devletleri tarafından parça parça işgal süreci devam eder •15 Mayıs 1919’da İngilizlerin desteğiyle Yunan askerleri İzmir’e girer ve şehrin kontrolünü ele geçirir. •Bu tarih, Anadolu’daki işgallerin en acı veren olayı olarak tanımlanır. •İşgalde binlerce Türk sivili kaybolur, öldürülür veya göçe zorlanır. Kitapta olaylar, İzmir’de yaşayan Ömer isimli genç bir kahramanın bakış açısından anlatılır. •Ömer, işgali yaşar, halkın yaşadığı korku ve trajediyi birebir görür; •Ailesi, komşuları ve çevresindekilerle birlikte yaşanan sıkıntılar ve haksızlıklar kitapta kişisel anılarla aktarılır; •Böylece okur, tarihsel olayları sadece kuru bilgilerle değil, insan hikâyeleriyle de duygusal olarak hisseder. Yunanistan’ın, Osmanlı topraklarında kendi egemenliğini kurma ideali ve bunun İzmir üzerinden gerçekleştirme çabaları. •Halkın Zarar Görmesi: İşgal ordusunun köyleri yakıp yıkması, halkı evlerinden çıkarması ve üretimi engellemesi. •Nüfus politikaları: İşgalin ardından bölgeye Yunanistan’dan nüfus getirilmesi çabaları gibi ayrıntılar yer alır. •İzmir’in işgali, Türk halkında derin bir milli uyanış yaratır. •Bu olayın etkisi, dönemin önemli liderlerinden Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkıp Milli Mücadele’yi başlatmasında çok etkili olmuştur. 15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanistan tarafından işgali, Milli Mücadele’nin fiilî başlangıcı kabul edilir. Bu işgal: •Osmanlı Devleti’nin egemenliğini fiilen kaybettiğini, •Mondros Ateşkes Antlaşması’nın işgal için araç hâline getirildiğini göstermiştir. İzmir, hem ekonomik hem de stratejik açıdan çok önemli bir liman şehri olduğu için işgali, Anadolu’da
MahşerNazim Yaşar · Benim Hocam Yayınları · 2025280 okunma
10/10
·144 syf.··
2026 56. kitabı
Kitap dört hikâyeden oluşuyor ve hepsi de birbirinden keyifli tabir-i caizse okurken kendinizi bulmaca çözüyor gibi hissedeceksiniz. Hikâyeler sırasıyla Beş Portakal Çiçeği, Büyük Dudaklı Adam, Mavi Yakut ve Benekli Kordon. Benekli Kordon hikâyesini eminim ki tüm Holmes severler bilir. Yazar çok şaşırtıcı bir hikâye kaleme almıştır.
Sherlock Holmes - Mavi YakutArthur Conan Doyle · Martı Yayınları · 20193,948 okunma
8/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 13 Mart 2026 00:28
"Ölüm sonrasında geride kalanların omuzlarına yüklenen acıyla sürer hayat. Zamanla kabuk tutar, öğrenir insan bu şekilde devam etmeyi. İzi kalır hatıralarda. İyi ya da kötü... Hep seninledir geçmiş..." #alinti Polisiye ve gizem sevenler için oldukça merak uyandıran bir hikâye. Bir cinayetle başlayan olaylar, araştırmalar ilerledikçe daha da karmaşık bir hale geliyor ve okuyucuyu hikâyenin içine çekiyor. Ben de hikayenin içine öyle bir çekildim ki, yıllar önce kısacık bir İzmir gezim olmuştu. Bu da kitapta geçen çoğu mekanın gözümde canlanmasına sebep oldu. Aradan geçen on beş sene de oralar ne kadar değişti bilmiyorum ama bunun konumuzla çok da alakası yok zaten Gayseri'den başka sehirler gördüğümün havasını atmaya çalışıyorum ama, "GümüşPala'da kaldığım için biraz atamıyorum. Ama Kordon da gezip, Saat Kulesi altında fotoğraf cektirdigim de aklıma gelince şartları sanki esitliyorum gibi hissediyorum. Sayfalar ilerledikçe olayların nasıl çözüleceğini merak ederek okumaya devam ettim kitabı. Ama bir soru da alttan alttan kafamın içinde dönüp durdu. "Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı?" Okurken ikisinin de gerekli olduğuna kanaat getirdim. Kurgusu akıcı ve temposu düşmeden ilerliyor. Özellikle polisiye romanları sevenler için keyifli bir okuma olabilir. Ben okurken olayların ardındaki gerçeği öğrenmek için sayfaları çevirirken tahminlerimde çok yanılmadığımı görünce mutlu olup kendimi Colombo gibi hissettim. Satır aralarında #derinşüphe kitabına da atıfta bulunulması o kitabı da merak etmeme sebep oldu. Ufak tefek hatalarıyla severek okuduğum bu kitabı #gerimgerimgeriliyoruz demeyi sevenler için buraya bırakıyor ve herkese keyifli okumalar diliyorum Siz yazarın kalemiyle tanıştınız mı? Polisiye seviyor musunuz? Hadi yorumlarda buluşalım #reklam değil okuduğum
Polisiye
Dipsiz KuyuOrçun Yenilmez · Çınaraltı Yayınları · 202039 okunma
Reklam
Reklam