Gökhan Çetin

‘hayat, insanın hatırladığı anlardan ibarettir’ diyor gabriel garcia marquez. benzer bir yerden ama çok daha derinden bir sözü bilge karasu da söylüyor narla incire gazel kitabında; ‘kimin nasıl bir anısı haline geleceğimizi hiçbirimiz bilemeyiz’ diyor.. öyleyse beklentiyi buradan kurmak; iyi bir anı, tatmin eden bir hatıra bırakmak esas olan değil midir diye düşünüyorum. başarı ya da başarısızlıktan daha önemli geliyor bana bu ve üstelik bunu yaşamın her evresinde yakalamak da çok olası. yani o başarı hikayesini ortaya koymak; yirmisinde de koyabilirsin, ellisinde de, altmışında da ama hatıralar öyle değil ! hepsinin zamanı var.. yirmili yaşlarda anımsadığın bir şeyi, ya da parçası olduğun bir hikayenin başkasına hatırlattığı şey muhtemelen otuzlu yaşlarda aynı olmayacak.. dolayısıyla sanki işin bu kısmı daha önemliymiş gibi geliyor bana.. dert ve tasayla hercümerç olan günlerimizin, memleketin derdinin ve tasasının dünyanın içinden geçtiği krizlerin etkisi vardır ama tutunacak çok daha anlamlı ama küçük hikayelerimizin de olması lazım..
Reklam
Yapılan bir araştırmaya göre; Türkiye'de 1.400 kütüphane, 570.000 kahvehane var. Bu durum hâkikâten çok ciddi bir umutsuzluk tablosudur. Umudumuz okumaktadır, okuyanlardadır. Geldiğimiz nokta bu tablonun seyrini değişirmiş gibi görünse de özellikle pıtrak gibi türeyen kitap kafelerin "okumaya" hiçbir faydası olmadığını düşünmekteyim. Buralar fotoğrafçılığa yeni başlayanlar için pek uygun(!) Kitap kafeler, çayın/kahvenin yanına bir kitap koyup fotoğraf çekmek, paylaşmak ve bol beğeniyle kitap kurdu görünmek için uygun yerlerdir. Adı "Kahve Kitabı" olup da içinde kitap bile olmayan kafeler de kahve içmiş biri olarak öğüt vermiyorum, dilek de tutmuyorum. Sadece gerçekten ve hakiki bir biçimde okunmadıkça, sadece patronların kazançlı çıkacağını söylüyorum. Geçtiğimiz günlerde katılımı rekor seviyede olan Denizli'nin ilk kitap fuarındaydım. Gazeteler şimdililerde bu rekor sayıyla övünüyor, evet katılım sayısı bakımından gelecek için ümitlendirici bir tablo ama ebeveynler olarak bilinçli bir şekilde çocuklarımızı doğru kitaplara yönlendiremezsek, okunan her kitap marifetiyle insan inşa edilerek ayağa kaldırılabileceği gibi tamamen yıkıma da uğratılabilir. Kitap faaliyetleri belirli bir cenahın, holdingin, partinin veya belediyenin güdümünde oldukça, kültür yolunda pek fazla ileri gidemeyeceğiz. Bir kitabın kapağını açarken ayağımızın sağlam bir zeminde olması işte bu yüzden çok önemli.
‘Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ? Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!’ Mehmet Akif Ersoy'un yazmış olduğu bu şiirin tamamının 571 hece ve 1453 harften oluştuğunu biliyor muydunuz? Şaşırmamak gerekir şairi Mehmet Akif olunca.. Milli marş olarak kabul edildikten sonra üstada soruyorlar; 'Acaba 'İstiklâl Marşı’ yeniden yazılsa olmaz mı?’ Akif'in cevabı arşa hitab eder nitelikte; 'O şiir bir daha yazılamaz. Onu kimse yazamaz. Onu bende yazamam. Onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lazım. O şiir artık benim değildir. O milletin malıdır, Allah bir daha bu millete 'İstiklâl Marşı’ yazdırmasın’ diyor. İbret alınmayan tarih tekerrür eder.
Cihân-ârâ cihân içindedir ârâyı bilmezler O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler | Hayâlî [ Dünyayı süsleyen varlık (Allah), yine bu cihanın içindedir; Ama insanlar aramasını, arayıp bulmasını bilmezler Tıpkı denizin içinde olup da, denizi bilmeyen, tanımayan balıklar gibi.]
Deliliği Akıllılığından Daha Makul Bir Deli
Halkımız içinde bir zümre var ki yalnız bilmediğini bilmez, bundan başka her şeyi bildiği iddiasındadır. Doktor değildir; ama sürekli doktorları küçümser; önüne gelene ilaç verir. Düzgün bir eş seçemeyip berbat bir evlilik ile hem içi, hem dışı çirkin bir kan almıştır. Ama yine de her gence evliliği dair fikirler verir, usuller gösterir. Çuval dolusu para ödeyip yaptırdığı ev, bir ahıra benzer. Ama Mimar Sinan’ı beğenmez. Etrafımızda böyle çok numune vardır.
Reklam