• Romandan 15 alıntı:

    1. “Gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum.”

    2. “Dünya'yı rüyalarımla keşfetmeye çalıştım. Bu, yeterince cesur olmadığımın bir göstergesi olabilir. Aynı hatayı senin de yapmana yol açmak istemiyorum. Sana izin veriyorum, git. Git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek."

    3. "Her bilgiden şüphe eden Rendekar, şüphe ettiğinden şüphe edemiyor ve bundan da kendisinin varolduğu sonucunu çıkarıyordu.(...)Düşünüyor olmasından kendisinin varlığı açık ve seçik olarak çıkıyordu. Fakat bu yolla insan kendisinden başka hiçbir şeyin varlığını ispatlayamazdı."

    4. "Uykunun bir uyanış ve düşlerin de gerçeğin ta kendisi olduğu fikri kafasını meşgul etmeye başlamıştı. Az önce uyanıp gözlerini gerçek dünyaya açarak yatağında gerinmeye başladığında belki de bir uykuya dalmıştı. Eğer bu doğruysa, şimdi gördüğü her şey bir düştü."

    5. "Bilmek ve şahit olmak en büyük mutluluktur. Macera ise büyük bir ibadettir; çünkü O'nun eserini tanımanın başka bir yolu olduğunu görebilmiş değilim."

    6. "Hata yaptığı anda servetini, hatta canını kaybedebilecek olmayan insanların fikrine güvenilmez. Çünkü malı, canı, sevdikleri tehlikede olmayan biri doğru düşünemez."

    7. “Rendekâr doğru mu söylüyor? Düşünüyorum, o halde varım. Oldukça makul. Fakat bundan tam tersi bir sonuç da çıkar. Var olmadığım bir düş olduğum sonucu da çıkar.”

    8. “Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyaya olan kayıtsızlıkları bazan o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve safadan, lezzet ve şehvetten bir âlem kurup, keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı.”

    9. "Düş gördüğümden şüphe edemem. Düş görüyorum, öyleyse ben varım. Varım ama ben kimim?''

    10. “Öte dünyada bir tek şey hissedeceğime eminim: Utanç. Belki de yıllardır, kıyametten değil, bu duygudan kaçıyordum.”

    11. "Her insan şu ya da bu şekilde dünyayı okumalıydı. Kur'an'ın kendisi peygamberin dünyayı nasıl okuduğuna bir örnekti ve onun ardından giden herkes, dünyayı onun gibi okuyup şahadetlerini yazmalı ve bunları başkalarına aktarmalıydı.”

    12. “Dünyaya şahit olmanın yolu ise maceranın kendisinden başka bir şey değildi. Yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu Dünya'nın şahidi olmaktı."

    13. “Bırak dünyanın haritasını yapmayı! Daha hayattayken bir taşı bir taşın üstüne koy. Gülleri ve bülbülleri göremeyip gün boyu evinde oturan adam Dünyanın kendisini hiç görebilir mi?”

     14. “Ama bilmek ve şahit olmak en büyük mutluluktur. Macera ise büyük bir ibadettir; çünkü O’nun eserlerini tanımanın başka bir yolu olduğunu görebilmiş değilim.”

    15. “Adına Dünya dediğimiz kitabı oku.”
  • Bir bahar koy bir sonbahar bir de yaz olsun
    Kış beni bulur nasıl olsa elyordamıyla
    Anlat bana düşlerini kırılmış umutlarını
    Anlat bana geçmişini gücün yeterse!
  • Düşlerimi kanatıyor her gece
    Dudaklarında donmuş gülümsemesi
    O muhacir evde asılı duruyor hâlâ
    Yitirilmiş bir arkadaş sureti

    Anılar mı yakın bana acı mıdır en eski
    Bir sağnak yıkasa yaralarımı belki
    Yumuşayacak gecenin mimikleri ağrılarım dinecek
    Ya da korunak olacak karanlığın kendisi

    Hava su ve toprak kirlendi artık
    Tuz ve ekmeğe karışıyor yüksek gerilim
    Yeryüzünün bütün koordinatları
    Barınacak bir yer arıyor
    Haritadan silindi yüreğimin meskûn yerleri
    Her gün kütüklerden aşklar düşüyor hayat
    Artık 'ölü sayısı...' belirliyor gündemi

    A. Hicri İzgören
  • Gitmişti makama arz-ı hâl için,
    'Bey' dedi, yutkundu, eğdi başını.
    Bir azar yedi ki oldu o biçim...
    'Şey' dedi, yutkundu, eğdi başını.

    Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı,
    Gözler çakmak çakmak, benzi sapsarı...
    Bir baktı konağa alttan yukarı,
    'Vay' dedi, yutkundu, eğdi başını.

    Çekti ayakları kahveye vardı,
    Açtı tabakasın, sigara sardı.
    Daldı.. neden sonra garsonu gördü,
    'Çay' dedi, yutkundu, eğdi başını.

    İçmedi, masada unuttu çayı;
    Kalktı ki garsona vere parayı,
    Uzattı çakmağı ve sigarayı,
    'Say' dedi, yutkundu, eğdi başını.

    Döndü, gözlerinde bulgur bulgur yaş,
    Sandım can evime döktüler ateş.
    Sordum: 'memleketin neresi gardaş? '
    'Köy' dedi, yutkundu, eğdi başını.

    Yürüdü, kör-topal çıktı şehirden,
    Ağzına küfürler doldu zehirden;
    Salladı dilini... vazgeçti birden,
    'Oy' dedi, yutkundu, eğdi başını.
    Abdurrahim Karakoç
  • Bu evde hiç kimse sopalanamaz, bunu kafana koy. İnsan olsun, hayvan olsun, kaba kuvvetle hiçbir şey elde edilmez.
    Mihail Bulgakov
    Sayfa 33 - Alan Yayınları, Ekim 1988
  • Bu saatten sonra diye bir zaman dilimi var...
    Sonuna neyi koyarsan koy olmamışlığı anlatır. İlhan Berk