.... Belki de ömrümde ilk defa bu gece şairim Ne köy ne kent olurmuş yalnızlıktan öğrendim ....
Sayfa 95 - YENGEÇVÂRİ·Kitabı okudu
Şiir
Bu kafada olmak...
(Selim) "... felsefe yapmaya tenezzül etmedi. Sonuçta teknik işler öyle yürümezdi. Bozuksa yap, yapılmazsa at, yerine yenisini koy ve yola devam et."
İletişim yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat
Reklam
Manalarını oku, kalbine koy.
Sayfa 217·Kitabı okuyor
Buradan çıkıp gemiyi ele geçirmek zorundayız. Felicity nasıl acaba. Ya çocuklar? Bir düşüneyim, Tudor yedi yaşına geldi, Lisbeth de... Amsterdam'dan bir sene on bir ay altı gün önce yola çıktık, erzak temini ve Chatham'dan oraya gidiş için geçen otuz yedi günü ekle, üstüne de Chatham'da gemiye binmemden önce dünyada olduğu on bir günü koy. Tam yaşını buldum işte. Her şey yolundaysa tabii. Yolundadır, niye olmasın. Çocuklar anneleri gibi güçlü ve korkusuz büyürken Felicity yemek yapıyor, onlara göz kulak oluyor, temizlikle uğraşıyor ve gevezelik ediyordur. Eve dönmek, sahilde, ormanlarda, açık arazide, İngiltere denen o güzel memlekette beraber yürümek ne kadar hoşuma gidecek. Yıllar geçtikçe, onları bir tiyatro oyununun karakterleri gibi düşünmek için eğitmişti kendini. Karakterler sevdiğiniz, uğruna can vermeye hazır olduğunuz insanlardı ve oyun hiç sona ermiyordu. Aksi takdirde onlardan uzak olmanın acısına katlanılmazdı. On bir yıllık evlilikleri boyunca evde geçirdiği günleri saysa sayardı. O kadar az ki, diye düşündü, çok az. "Kadınlar için çok zor bir hayat, Felicity," demişti bir keresinde. O da, "Kadınlar için hayat zor zaten," diye cevap vermişti.
Mutlu sahnelerin ardından bi kötülük olur ya.. Sen koru Yarabbi
İki gün, iki gece davullar zurnalar durmadan çaldı. Öteki dört köy şenlik içindeydi. Koygun koygun davul sesleri geliyordu oralardan da. Geceleri bütün Dikenlidüzü ışık içinde kalıyordu.
Sayfa 326·Kitabı okuyor
Alıntı
A'RÂF SÛRESİ
94. Biz hangi memlekete bir peygamber gönderdik ise önce oranın halkını yoksulluk ve hastalıkla sıkmışızdır ki, yalvarıp yakarsınlar. 95. Sonra da kötülük (sıkıntı) yerine iyilik (bolluk) getirmişizdir. Derken onlar çoğalmışlar ve "Doğrusu atalarımıza sıkıntılı haller de olmuş, sevinçli zamanlar da..." demişlerdir. Tam o zaman biz de kendilerini, hiç akıllarından geçmezken, ansızın tutmuş bastırıverdik. 96. Eğer o memleketlerin halkı iman edip Allah'tan korksaydılar, elbette üzerlerine yerden gökten bereketler açardık. Fakat onlar yalanladılar da, biz kendilerini yaptıkları işler nedeniyle tuttuk alıverdik. 97. Ya şimdi şu köy-kasaba-şehir halkı geceleyin uyurlarken azabımızın kendilerine baskın halinde gelivermeyeceğinden emin mi oldular?! 98. Yine o köy-kasaba-şehir halkı, kuşluk vakti oynayıp eğlenip dururlarken, kendilerine azabımızın gelivermeyeceğinden emin mi oldular? 99. Yoksa artık Allah'ın mekrinden (hilesinden) kurtulduklarını mı sandılar? Fakat kendilerine yazık eden milletlerden başkası Allah'ın "mekr"inden (hilesinden) emin olmaz.
Âyet-i Kerime meali
Reklam
Reklam