Şayet insanlık, haplarla ve damlalarla kendi acılarını hakikaten azaltmayı öğrenecek olursa, o zaman, bütün felaketlere karşı bir sığnak teşkil eden, fakat aynı zamanda bir saadet ve bahtiyarlık temin eden din ve felsefeyi tamamen terk eder. Puşkin ölümünden önce müthiş acılara katlandı, zavallı H. Hayne yıllarca sakat yaşadı. O halde, ıstırap olmayinca, hayatları bomboş ve manasız geçecek ve bir amibin hayatina benzeyecek olan bir Andrey Yefimiç'i veyahut bir Matrena Savişna' yı hasta olmaktan ne diye alıkoymalıdır?.
Ağır hastaları koğuşlara yatırarak ilmin üsul ve kaidelerine göre onlarla meşgul olmak da mümkün degildir;çünkü üsul ve kaide vardır, fakat ilim yoktur. Felsefeyi bir kenara bırakarak, diger doktorlar gibi, pedantik bir tarzda kaidelere riayet etseniz bile, bunun için de gene her şeyden önce, pislik degil fakat temizlik ve iyi bir hava tertibatı;kokmuş ekşi lahanadan yapılmış çorba degil, temiz bir gıda lazımdır; nihayet hırsızlar degil, fakat iyi yardımcılar lazımdır.
İleride kendisinden bahsedecegimiz doktor Andrey Yefimiç, hastaya taflan suyu damlası verdi, başına soguk kompres konmasını tavsiye etti;kederli bir tarzda başını salladı ve ev sahibesine, bir daha gelmeyecegini, çünki insanların akıllarını kaçırmalarına mani olmalarının dogru bir şey olmayacagini söyleyerek çıktı gitti.
Kasap dükkanı önündeki siyah, lagar beygirler gibi öksürmek, sonra balgam çıkarmak zorunlugu ve çıkardıklarımda kan bulmak korkusu. Kan, gövdenin içerlerinden gelen o akıcı, ılık, tuzlu sıvı, o hayat iksiri, hiç o kusmuklarla çıkarılmalı mı! Ve ölümün sürekli tehdidi:ölüm ki geçer gider, bütün düşünceleri paramparça eder, en ufak bir dönüş ümidi bile bırakmaz geride!