Sahnede inanmak, oyuncunun kendini halüsinasyonlar görmeye zorlaması ya da hipnotize etmesi anlamına gelmez. Gerçekten Kral Lear olduğuna inanan oyuncu delirmiştir. İnançla kastedilen, oyuncunun sahne üstündeki şeye ya da kişiye seyircinin onun ne ya da kim olduğuna inanmasını istiyorsa oymuş gibi davranmasıdır. Oyuncu sahne üzerindeki arkadaşının babası ya da imparator olmadığının farkındadır, fakat arkadaşına babasıymış yada imparatormuş gibi davranabilir.
Oyuncu sadece, şu soruya cevap vermeyi denemelidir... ''Eğer ... yerinde olsaydım ne yapardım?... Bu soruyla oyuncunun kendisini verili koşullardaki X kişisi olduğuna inanmaya zorlaması gerekmez.. ''Eğer'' bir varsayımdır, bir şeyin gerçekten var olduğuna ima yada iddia etmez. ''Eğer'' sayesinde oyuncu kendisi için problemler yaratır. Bu problemleri çözmek için harcadığı çabaysa onu doğal bir biçimde içsel ve fiziksel eylemlere götürecektir.
Yaptığınız şeylerde somut olanı seçin. Hiçbir şeyi ''genel'' yapmayın. Stanislavski ''genel olan, sanatın düşmanıdır'' der.
Her zaman önemli bir amaca sahip olun!!
Artık oyuncu sahneye çıkmadan önce kendini bir deneyimi yaşamaya zorlamıyor, sahne üzerine basit bir fiziksel eylemi icra etmek için çıkıyordu. Oyuncu eşsiz fiziksel eylemi yerine getirirken, eylemin psikolojik tarafını refleksif olarak işin içine sokuyor ve bu da çoşkuları içeriyordu.