Kristin Hannah’nın Ateşböceği Yolu benim için kolay kolay unutamayacağım kitaplardan biri oldu. Hatta abartısız söylüyorum, puan verecek olsam 10 üzerinden 11 verirdim.
Bu kitabı okurken karakterleri sadece tanımadım; onlarla birlikte büyüdüm. Tully ve Kate’in çocukluklarından başlayıp yetişkinliklerine, hayatın onları şekillendiren tüm dönemeçlerine tanıklık etmek inanılmaz bir deneyimdi. Bazen onlara çok kızdım, bazen sonuna kadar hak verdim. Özellikle Kate ve Tully öyle gerçekçi yazılmış ki, bir olay yaşandığında ikisinin de bakış açısını anlayabiliyorsunuz. Bir yandan sinirlenirken bir yandan da neden böyle davrandıklarını hissedebiliyorsunuz.
Kitabın en sevdiğim yanlarından biri de buydu; karakterler kusursuz değildi, tam tersine gerçek insanlardı. Hatalarıyla, kırgınlıklarıyla, bencillikleriyle ve sevgileriyle yaşıyorlardı. Bu yüzden onları okurken sanki bir roman okumuyormuşum da yıllardır tanıdığım insanların hayatını izliyormuşum gibi hissettim.
Kristin Hannah’nın anlatımı ise gerçekten büyüleyiciydi. Hiçbir şeyi gereksiz yere uzatmadan, duyguyu tam olması gerektiği gibi aktarabiliyor. Akşam kitabı kapattığımda bile aklım hâlâ karakterlerde kalıyordu. Saat gece olmuş, uyumam gerekiyor ama ben bir bölüm daha okumak istiyorum. Çünkü kitap beni kendi dünyasının içine çekmeyi başardı.
Ve o son… Hâlâ düşündükçe içimde bir burukluk bırakıyor. Belki tam da bu yüzden bu kadar etkiledi beni. Bazı hikâyeler bittiğinde sadece kitabı kapatırsınız, bazıları ise sizde iz bırakır. Ateşböceği Yolu benim için ikinci gruptaydı.
Kısacası; dostluğu, sevgiyi, kırgınlıkları, hayatın iniş çıkışlarını bu kadar güçlü ve samimi anlatan çok az kitap okudum. Kesinlikle herkese tavsiye ederim. Benim için tam anlamıyla beş yıldızlık, hatta yıldızların bile yetmediği bir kitaptı.