Yüzümün yansısı bu. Yapacak işim olmadığı günlerde,onu seyreder dururum. Gördüğüm bu yüzden, hiçbir şey anlamıyorum. Başkalarının yüzleri bir anlam taşıyor.Benimki öyle değil. Güzel mi, yoksa çirkin mi; bunu bile söyleyemem. Çirkin galiba. Çünkü böyle olduğunu söylediler.Bana dokunan bu değil. Yüzüme böyle nitelikler verilebilmesine şaşıyorum aslında.. Bir toprak parçasına,ya da bir kayaya güzel ya da çirkin demek gibi bir
şey bu.
Bu sevinçli, akıllı uslu insan sesleri arasında yalnızım.Bütün bu adamlar, vakitlerini dertleşmekle, aynı düşüncede
olduklarını anlayıp mutluluk duymakla geçiriyorlar.Aynı şeyleri hep birlikte
düşünmeye ne kadar da önem veriyorlar! 'Bakışı içe dönük, balık gözlü, kimsenin
kendisiyle uyuşamadığı adamlardan biri aralarına karışmayagörsün:suratları hemen değişir.
Yalnızken insanın içinden gülmek gelmiyor pek. Gördüklerim benim için keskin, hatta yırtıcı, ama katışıksız bir anlam taşıyordu. Sonra bu bütün parçalandı;
fenerden,tahtaperdeden ,gökyüzünden başka şey kalmadı geriye,ama hala oldukça güzeldi bu. Bir saat sonra fener
yanmış, rüzgar çıkmış, gökyüzü kararmıştı; bir iz bile
kalmamıştı.
Şimdi kimseyi düşünmüyorum;
sözcükleri bulmak için bile çabalamıyorum.Kimi zaman hızlı, kimi zaman yavaş, bir şeyler akıyor içimde:dokunmuyorum,
bırakıyorum gitsin. Sözcüklere bağlanamadığım
için, düşüncelerim çoğu zaman karmakarışık. Belirsiz
ve hoş şekiller halinde ortaya çıkıyor, sonra kayboluyorlar,
hemen unutuyorum onları.