“Ancak şunu da unutma ki karşılaşacağın en büyük düşman, bizzat KENDİN olacaksın.
Bizzat sen, mağaralarda ve ormanlarda kendini izleyensin. Yalnızsan, kendine yolu yürüyorsun demektir. Ancak bu yolun, kendine ve yedi şeytanına da uğradığını unutma.”
Ahmed Arif, halden bilmezlere, sarı engereklere, yediboğum akreplere, çıyanlara öfke duydu. Acı, şiirinin bileyitaşıdır.
Bir insan acı çekti mi, sözcükleri bu taştan geçmeden şiirine giremez. Ahmed Arif, toplumsal acının bileyitaşından geçirmediği hiçbir sözcüğü şiirinin kapısından içeri sokmamış, “ACI” yı öfkeye dönüştürmeyi bilmiştir.
“Sessizlikten korkmamaya” ya gelince... Ben sessiz ve derin bir halkın çocuğuyum. Hem yalnız sessizlik değil, genel olarak korkusuzluk da halkımın en belirgin özelliği. Buna diretme ve başkaldırmayı da eklemek gerek.
Bu korkusuzluğu, soya çekim yasalarından çok, devrimci öğreti, devrimci bilinç ve kavga koşullarına borçluyum.