Sanat, şeytanlar tarafından zapt edilmek gibi bir şeydi. Sanat sizi öldürene kadar dans ettirirdi. İçinize girip sizi ele geçirir, sonra da yok ederdi. En azından, sıradan kadın halinizi yok ederdi.
Pansiyonda kalan bir adam, orada kalan başka birini -pejmürde bir kadını- gizlice gözetlemeye başlar ve onun uzaylı olduğunu öğrenir; kadın her akşam, işten eve gelince soyunup yere yatmakta ve başının tepesine ince, düz, insan şeklinde bir derinin baş kısmını geçirmektedir. Sonra bu derinin içine akıp balonun içine akan su misali doldurmaktadır. Doldurulan deri, artık o kadının kendisidir; boşalttığı derisini ise rulo yapıp kaldırır. Bu durum tekrarlandıkça, röntgenci adam nihayet kendini tutamaz ve müdahale etmeye karar verir. Kadın dışarıdayken, adam onun derisini çalar ve olacakları görmeyi bekler. Kadın eve gelince, ikinci derisinin kaybolmuş olduğunu görür. Sessizce ve âcizce beklemekten başka bir şey yapamaz. Kısa süre sonra da alevler içinde kalıp cayır cayır yanar. O da ikinci benliği olmadan yaşayamayan biridir.