Bu romanı yıllar önce okumuştum. Hem tekrar hatırlamak istediğimden hem de geçen yıllarda üzerinde çokça tartışmalar olduğu için tekrar okumak istedim. 5 yaşındaki minik bir çocuğun yarattığı kendi iç dünyası, tattığı acılar ve öğrendiği sevginin boyutu, okurken hep o yaştaki bir çocuk için fazla olduğu hissiyatını verdi bana. Belki Zeze 10 yaşında olmalıydı, ya da farklı coğrafyalarda 5 yaşındaki çocuklar böyle bir hayat yaşıyor olabilir kim bilir. Zeze çok fakir bir ailenin çocuğu, aile içinde hep arka planda bir sevgi olmasına rağmen, haylazlıklarından ötürü sürekli ama sürekli ölesiye dayak yiyor. Bir nevi yaptıklarından ötürü şeytanlık damgası ona yapışmış ve artık böyle davranması gerekiyormuş gibi hissediyor. Şeker portakalı fidanıyla olan dostluğunda, öğretmenine olan yaklaşımında ve dostu Portuga'ya olan hislerinde aslında ne kadar naif bir çocuk olduğunu anlayabiliyoruz. Zaten yüreği gerçek sevgiyle dolduktan sonra, o haylaz çocuğun değişimini de görebiliyoruz. Genel olarak olay örgüsünden ziyade romanın ruhunu hissetmek ve bu çocuğa dost olmak çok güzeldi. Okurken bir yandan da bu romanın 2013 yılında bir öğretmenin ödev olarak vermesi üzerine, velinin kitabı 'müstehcen' bulup soruşturma açması sebepli mi anlamak istedim. Kitapların yasaklanmasının desteklenir bir tarafı olduğunu düşünmemekle beraber, çocuk kitapları için bir yaş filtresi koymanın uygun olduğunu düşünüyorum. Öncelikle kitaptaki dayakların dozu o kadar fazlaydı ki, bir yetişkin olarak bana bile fazla geldi diyebilirim, zaten bu dayaklar Zeze'yi bile yıldırmış kimi zaman intiharı bile düşündürmüştür. İlkokul çağında dayakla tanışmamış bir çocuğun okurken bu şiddetin sebebini anlayamayacağını ve olumsuz etkileneceğini düşünüyorum. Bunun yanında Zeze 5 yaşında olmasına rağmen bir yetişkin kadar