📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Huzursuz edici!
Şizofren bir babanın kafasından doğan bir kız Anna, tıpkı Athena gibi ki romanda mitolojik göndermeler var. Ama barındırdığı fantazya bu kadar, sonrasında babası gibi ruhsal rahatsızlığı olan kızın kafasının içinde yaşananları okuyoruz.
Kitabın başında yazar tanıtımında Linda Boström, babası gibi bipolar teşhisi bulunmasına atıf yapılarak “okurların boşlukları dolduracağına güvenerek”yazdığını belirtmiş. Gerçekten kitapta, özellikle ikinci bölümde o boşluklu zihni çok net görüyorsunuz ve bir miktar huzurunuz kaçıyor. İskandinav edebiyatının soğuk anlatımıyla beraber okuduklarınız rahatınızı kaçırabilir.
“Sonsuzluk. Bu kelimeden daha korkunç bir şey var mıydı? Ölebilmek. Hayattan, ölümün mümkün olduğu o büyük, o sessiz odaya geçebilmek. Kalbin son vuruşunu duymak. Bu özgürlük benden esirgeniyordu. Niçin?
Çünkü ben Athena’ydım.”
#lindaboströmknausgård #heliosfelaketi #iskandinavedebiyatı
“Siz Viviane Elisabeth Fauville’siniz, evlilik soyadınız Hermant. Kırk iki yaşındasınız ve 23 Ağustos’ta ilk ve dolayısıyla tek olacak çocuğunuzu dünyaya getirdiniz.
…
Kocanız Julien Antonie Hermant 30 Eylül’de iki yıl sürmüş bir evlilik azabına son verdi. Viviane dedi, sözde mühendislik bürosundan geç vakit döndüğünde, Viviane seni terk ediyorum.
…
15 Ekim’de taşındınız, bir dadı buldunuz. 16 Kasım’da, yani dün, psikanalistinizi öldürdünüz.”
Spoiler değil, daha ilk bölümlerde böyle açılıyor roman. Sonrası keşmekeş Paris sokakları ve Viviane’in dağınık zihninde buluyorsunuz kendinizi. Deliliğe sürüklenen bu kadının davranışlarını takip ederken sizin de dağılıyor dikkatiniz çünkü yazar birinci anlatıcıdan birden üçüncü çoğula sonra ikinci tekile geçiyor ve o karışıklığı hem üslupla hem yarattığı kaotik ortamla öyle güzel veriyor ki “ben bu yazarı neden daha evvel keşfetmedim?” diye hayıflanıyorsunuz. Şunu belirtmeliyim ki dil ne kadar sade ve olay akışlı bir roman olsa da çoğul anlatıcı okumayı zorlaştıran bir etken ve özellikle klasik metinlerden hoşlanan kişileri biraz yorabilir. Bilinç akışına kendinizi kaptırıp gidiyorken bir de Viviane’in kişilik bölünmesi ile bir berraklaşıp bir silinen anılarla dedektif gibi iz sürüyorsunuz. Yazarın ilk romanı olmasına rağmen ustalıklı bir dili var. Psikanalizin halay başı durduğu bir kara roman bu ve sonunda sizi bir sürü soru bekliyor:
Viviane Elisabeth Fauville gerçekte kim?
İhanete uğrayıp terk edilen çaresiz bir anne mi?
Deliliğe sürüklenip cinayet işleyen bir katil mi?
@bizimbuyukchallengeimiz Madde 4: Kapağı mor olan bir kitap.
#juliadeck #vivianeelisabethfauville #çağdaşfransızedebiyatı