Uygurcada ikilemelerden çok bir şey yoktur. Bunların hikmeti vücudu, birinin diğerini izah etmesi, belirlemesi yani mānāsını açıklığa kavuşturmasıdır. Bu işi de bazı istisnalar dışında hemen daima ikinci kelime görür. Öyleyse bundan şu çıkacak: İkilemelerde birinci kelime şu veya bu sebepten ötürü yadırganmaktadır. Bu yadırganmanın muhtelif sebepleri vardır: 1. Kelime yabancı bir dilden alınmıştır ve henüz dilin öz malı olmamıştır, yani kelime henüz herkes tarafından anlaşılır bir duruma gelmemiştir, 2. kelime Türkçe asıllıdır ama bağlı bulunduğu kelime ailesinden ayrı düşmüştür, dolayısiyle mānāsı bulanıklaşmıştır; semantik saydamlığı kaybolmuştur, veyahut da 3. iştikakı yenidir dolayısiyle üstlendiği yeni mânâ henüz yaygınlaşmamıştır. Bu durumlardan birinde, açıklanması gereken kelimenin yanına bir başka kelime yerleştirilir.
Türk-İslâm dünyasında yalnız Anadolu Türklerine yani Oğuz Türklerine mahsus olan bu Muhammed/Mehmed ayırımı, Oğuzların tabu gelenekleriyle ilgilidir. Buna benzer bir durumu, bugün Anadolu'da "kurt" kelimesinin hem "canavar" hem "böcek, solucan" mânâsına gelmesinde görüyoruz. Orta Asya'daki Eski Türkçe metinlerde "böcek" için kurt, "canavar" için ise böri kelimesi kullanılmakta idi. Fakat daha 11. yüzyılda el-Kâşgarî, bütün Türklerin "böcek" ve "solucan" için kurt kelimesini kullandıklarını, Oğuzların ise böri'ye kurt dediklerini kaydediyor. Anadolu'da bugün böri kelimesinin bulunmaması ve kurt kelimesinin her iki anlamı da yüklenmiş olması, ancak tabu geleneği ile açıklanabilir. Öte yandan Orta Asya'da bugün böri kelimesinin hâlâ kullanılması, "bozkurt"un bütün Türklerin totemi olmadığını, sadece Oğuz Türklerinin totemi olduğunu göstermektedir.
Koca yapıların iki yanını sınırladığı bu daracık sokağa bakan pencerelerden mavi ışık sızıyordu dışarı. Besbelli televizyon seyrediyordu insanlar sıcacık odalarında; güven içinde. Bu gece tüm dünya yurttaşları aynı programı izleyecekler enayi kutusunda. Uzayda dolaşıp duran bir verici, sinyalleri toplayıp dağıtacak. Genellikle bu kutunun başında oturup özyaşamlarını yitirerek başkalarınınkilere musallat olanlar orta yaşlı, burjuva sınıfındandır. Onların asalaklığından bıktım artık, bıktım...