Bu insanla bir zamanlar ilişkisi olması, Irene’ye birden gerçekdışı ve anlamsız görünmeye başlamıştı. Hiçbir şeyini hatırlamıyordu, ne gözlerinin rengini ne yüzünün şeklini…
Ruhla gövdenin bağdaşması… ne büyük şeydir bu! Kapıldığımız çılgınlık içinde, bu ikisini birbirinden ayırmışız, bayağı bir gerçekçilik, bomboş düşünce kalıpları icat etmişiz.
Oysa, bir düşüncenin değeri hiç de onu söyleyenin içtenliğine bağlı değildir; üstelik, belki de, söyleyen ne kadar içtenlikten uzaksa, düşünce o kadar öz bir kafa ürünüdür, çünkü adamın ihtiyaçlarından, isteklerinden, önyargılarından renk almamıştır.