Bu kitabı okurken kendimi zaman zaman hikâyeden uzaklaştırıp düşünürken buldum. “Acaba ben olsam ne yapardım?” sorusu kafamdan hiç gitmedi. Wilde, sadece güzel cümleler kurmamış; resmen insanın içine işlemiş bazı gerçekleri.
Dorian Gray genç, güzel ve neredeyse kusursuz biri. Ama işin ilginci şu: O bu güzelliği hep korumak istiyor… ve bu istek onu hiç tahmin etmeyeceği bir yola sürüklüyor. Beni en çok etkileyen şey, dışarıdan bakıldığında her şey mükemmel görünürken, içeride çürümeye başlamasıydı. Bu durum bana bir yandan sosyal medyada gördüğümüz 'mükemmel hayatları' düşündürdü. Görünenle gerçeğin farkı işte...
Bazı yerlerde durup düşündüm, bazı satırları geri sarıp tekrar okudum. Özellikle Lord Henry’nin cümleleri hem sinir bozucuydu hem de yer yer “acaba haklı mı?” dedirtti.
Dorian Gray’in Portresi, insanın hem kendine hem de yaşadığı dünyaya başka gözlerle bakmasını sağlayan bir kitap. Toplum olarak dış görünüşe verdiğimiz değeri, iç dünyamızı ne kadar ihmal ettiğimizi sorgulatan bir roman. Bence okunmayı fazlasıyla hak ediyor.