Vahdet Gültekin

Vahdet Gültekin

YazarDerleyenÇevirmen
8.2/10
61 Kişi
·
137
Okunma
·
1
Beğeni
·
235
Gösterim
Adı:
Vahdet Gültekin
Unvan:
Türk Çevirmen, Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1912
Ölüm:
1989
Yazar ve çevirmen (D. 1912, İstanbul – Ö. 1989). Kabataş Lisesi orta kısmında ve Galatasaray Lisesinde öğrenim gördü (1934). Mektepli, Yeni Adam, Vakit, Haber, Son Dakika, Yedigün, Cumhuriyet gibi gazetelerde sekreter, yazar ve çevirmen olarak çalıştı. Hayat, Hayat Aile ve Doğan Kardeş ansiklopedilerinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Cronin, Hemingway, S. Maugham, Steinbeck gibi yazarlardan çok sayıda çevirisi yayımlandı.
ESERLERİ:
ARAŞTIRMA-BİYOGRAFİ: Yabancı Kelimeler Türkçede Nasıl Yazılmalı (1936), Fransızca Konuşma Kitabı (1936), İngilizceyi Çabuk ve Kolay Öğretelim (1940), Tarih Nedir (1941), Kulağınıza Küpe Olsun- Karın Ağrısı (1943), Sinema ve Tiyatro Artistlerimiz (1943), Karın Ağrısı (1961), Kulağınıza Küpe Olsun (1961), J. J. Rousseau Hayatı ve Eserleri (1979), Victor Hugo Hayatı ve Eserleri (1980), Thomas Alva Edison Hayatı ve İcatları (1980), Beethoven Hayatı ve Eserleri (1981)
Ben devrimciyim; paraya pula, şatafata önem vermem; benim tek değer verdiğim şey sevgi, arkadaşlık, dostluktur...
Kalabalıklar bir kurşun denizine benzer: ateşe tuttunuz mu yumuşayıp dalgalanır ama, bu kurşundan ağır dalgalar yinede ağırdır,onları evirip çevirebilmek için pehlivan yapılı bir işçinin kolunu ister.
Anneannem 70 yaşında ve alzheimer hastası. Kendinden küçük 2 kardeşi ve kendisinden büyük abisi de alzheimer hastası. En büyük ablaları 87 yaşında ve cin gibi bilge bir kadın.

Bayram ziyaretinde bu büyük teyzemdeyiz. Mecburi gittiğim ortamlarda can sıkıntıma ilaç olsun diye hep kitap taşırım. O gün çantamda kitabımı gördü.
''Ben yaşayan tarih kitabıyım. Her şey aklımda. Anneannen adını bile hatırlamıyor. Çünkü ben çok kitap okurdum zihnimi hep çalıştırdım pas tutmadı'' dedi ve bana 1968 basımlı bu kitabı hediye etti. Kitabı seyretmenin, sararmış yapraklarını okşamanın henüz tadına doyamadım. Sıkıcı gelen bayram ziyaretleri artık büyük teyzeme giderken bir zevke dönüşecek. Belki birkaç kitap daha verir.

Bu da böyle nasihatli bir inceleme olsun. Büyük teyzemin sözlerine kulak verin ilerde alzheimer olmayın.
Birbirlerinden tamamen farklı karakterlere, farklı ideallere ve farklı yaşam tarzlarına sahip bir avuç insan, bir otobüsün içinde, ıssız bir dağ başında kalırsa ne olur?
Farklı koşullar altında insanlar görünen karakterlerinden ne kadar farklı olabilirler?
İnsan kendini başına kötü bir olay gelmeden tanıdığını iddia edebilir mi?
Binlerce soruyu barındıran, cevaplamaya, yol bulmaya çalışan akıcı bir roman.
İnsanın doğal dürtülerinin, bastırılmış duygularının üzerine gidiyor, satırlardan taşırıp size ulaştırıyor yazar. Uzun insan tasvirleri, psikolojik betimlemeleri ile film şeridini andırır bir anlatım şekliyle kafamızın içinde bir tablo çizmekte hiç zorlanmıyor.
Ve kitabın sonuna gelirken kaçınılmaz soruyu sormadan edemiyor insan; "Normal koşullar altında görünen mi insanın gerçek yüzüdür, yoksa şartlar değişip, alışkın olduğu ortamından ayrıldığı zaman mı gerçek kişilik ortaya çıkar?"
Pearl S.Buck'tan muhteşem bir kitap daha.aslında kitap bir aşk hikayesini anlatıyor.ama öyle basit bir hikaye değil.oğlan sevdi kız sevmedi,yok kız sevdi oğlan sevmedi,yok biri fakirdi diğeri zengindi.....vs gibi bir hikaye değil. dedim ya muhteşem bir hikaye.çocukluğunda bir eve satılmış ve orada halayık diye tabir edilen ama bence kölelikten farkı olmayan bir durumda olan bir kız. hayatında kendinden başka bir yakını,akrabası,ailesi olmayan yani aslında hayatta yapaylnız olan çaresiz kalmış bu kızın hikayesi anlatılıyor.tabii ki Çin'deki o dönemdeki yaşam şartlarını,sosyal ilişkileri ayrıntılı bir şekilde de öğrenmiş oluyoruz.yazar karakterleri o kadar güzel seçmiş ki hiçbir karakter kötülük düşüncesinde değil aslında .çünkü herkes o günün şartlarında kendi normal bildiği yaşantısını yaşıyor.ama dramlar da arka arkasına gelıyor.kitap çok sade ve akıcı bir dille yazılmış.adeta koşarcasına hızlı bir şekilde okunuyor.eğer bulabilirseniz mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
J. Steinbeck'in bu kitabı sitede ve bazı yayınların baskısında her ne kadar Aşk Otobüsü olarak geçse de, benim elimdeki Remzi Kitap evinin Seda Çıngay çevirisiyle basılan kitap," Tutku Otobüsü" olarak adlandırılmış.
Gerçi aynı anlam ve kapıya çıkıyor. Netice de bizi içeriği bizi ilgilendirir. Dikkatimi çeken böyle usta ve büyük kalemin kitaplarına ilginin zayıflığı, nedenini içimden belki anlamlandırabiliyorum ancak ifade etmekten imtina ediyorum.
Bunca güçlü kalemin, diğer eserlerinde olduğu gibi bu yapıtında da hayal dünyasının gerçek yaşamın içerisine mükemmeliyetle, muhteşem bir kurgu ile oturtuluşuna, yazarın her satırın da onunla birlikte onun hayal dünyasında birlikte seyahat etmiş oluyorsunuz.
Zevkle okunacak aşkın, özlemin, komplekslerin , hırsın romanı. tavsiye ederim.
Az bilinen, çok güzel, John Steinbeck eserlerinden bir tane daha. John Steinbeck'a olan hayranlığım okudukça katlanıyor. Nasıl bu kadar yetenekli olabiliyorsun, nasıl bu kadar güzel eserler
verebiliyorsun John? Böyle güzel eserleri olan bir yazarın, genel olarak sadece 'Fareler ve İnsanlar' kitabıyla bilinmesi acı verici. Normalde bir yazarın en büyük eserini okuduktan sonra diğer eserleri doğal olarak okuyucuya o büyüklükte gelmez. Ama Steinbeck bu durumun dışında. Yazarın en büyük eseri olarak kabul edilen Gazap Üzümleri'ni okuduktan sonra bile yazarın diğer kitaplarıyla kıyaslamanız mümkün değil. Çünkü her bir eserinin (okuduğum eserlerinin) ayrı bir önemi, farklı bir boyutu var.

Kitabımız yer yer çok komik, yer yer hüzün verici, tıpkı hayat gibi. Danny'e moruk dedesinden iki ev miras kalmasıyla olaylar gelişir. Kenar mahallede iki ev büyük bir prestij ve zenginlik belirtisi haliyle. Danny'miz biraz yaramaz bir genç. Hapislere girer çıkar, arkadaşları vardır hem de öyle arkadaşlar ki keşke herkesin öyle arkadaşları olsa. İlk başta Danny ve Pilon vardır. Danny'ye miras kalan iki evden birinde Danny diğerinde de Pilon kalır. Tabii kiracı olarak kalır Pilon, her ne kadar kira vermek yerine şarap içmeyi daha mantıklı bulsa da. Bu arkadaşlığa zamanla yeni arkadaşlar eklenir. Gece gündüz demeden içilen şaraplar. Tek derdi şarap içmek olan arkadaşlar. Çalışmayan, gece gündüz yatan, bir grup arkadaş. Bir evde 7 kişinin ve 5 köpeğin kaldığı sefil bir ortam. Ancak hallerinden memnunlar:) Dolayısıyla zamanla evde sefalet hayatı sürülür.

Yukarıda çalışmayan, sürekli yatan arkadaşlar dedim ama gerek olduğunda nasıl bir işbirliği içerisinde çalıştıklarını, çabaladıklarını görmek şahane bir şey. Gerçek arkadaşlık da bu olsa gerek. Yeri ve zamanı geldiğinde tek bir güç olabilmek.

John Steinbeck okunması gereken bir yazar. Sadece Fareler ve İnsanlarla anılmayı hak etmeyen bir yazar. Kıyıda köşede kalmaması gereken eserler bunlar. O yüzden böyle eserler okunmalı ve öncelikli olarak tavsiye edilmeli.
Spoiler içerir !

Bu kitap Frederic Chopin'in çocukluktan itibaren kısa süren hayatındaki önemli anları,proust,lizst,berliöz ve delacroix gibi farklı alanlardaki bir çok ünlü şahsiyetin chopin ve müziği hakkındaki düşüncelerinin yer aldığı kısa bir otobiyografi kitabıdır ilk kısımda hayatı bir hikaye şeklinde anlatılmaktadır diğer kısımda ise çeşitleme,sonat,konçerto,polonez,ballad,prelüd,mazurka,vals impromtü,etüd ve noktürn türünde verilen önemli eserleri hakkında açıklamalar bulunmaktadır.Chopin'in annesi polonyalı babası fransızdır chopin kelimesi fransızca kökenlidir ve anlamı çalma çırpma,tırtıklama,devirici vuruş anlamına geldiği gibi beklenmedik nimet ve çapkınlıkta üstün başarı anlamlarınada gelmektedir.40 yıl gibi kısa süren yaşamının ilk yarısı polonyada diğer yarısı ise fransada geçmiştir.Yirmi yaşına kadar canlı,neşeli,hareketli bir çocukken ondan sonra hastalıklı,durgun,küskün bir yaşam sürmüştür.Çocukken polonyada ona küçük mozart lakabını takmışlardır ve ünü çok çabuk yayılmıştır.Saraylardan saraylara,konaklardan konaklara davet edilerek soylu kesim tarafında baş tacı edilmiştir.Yirmili yaşlara geldiğinde viyana ve paris gibi sanat merkezlerinde konserler vermeye başlamış ve parise taşınıp hayatını burada sürdürmek istemesine rağmen yaşadığı şehri bırakmaktan korkmuştur o dönemde en yakın arkadaşı titusa yazdığı mektupta şunları söylemiştir: "Yaşadığım yerlerden uzaklarda ölürsem kim bilir bana ne acı gelecek!gitmek istiyorum ama, kalbimin derinliklerinde gizli bir istek de var: gitmemek,burada kalmak" .Ardından parise yerleşmiş ve ilk dönemlerde pek bir gurbet hasreti çekmemiştir.O dönemlerde devrin hastalığı olan ince hastalığa yakalanmıştır ama telaş uyandırmayan ve pek yadırganmayan bir hastalıktır sanat çevresinde kendiside pek önemsememiştir hastalığını.Almanya konseri sırasında dresden de bulunan ve zaman zaman davet edildiği bir kontesin kızına (maria wodzinskaya) aşık olmuştur.Ve ilerleyen zamanlarda evlenmek isteyince kontun chopin'in hastalığından dolayı bu evliliği istememesi üzerine chopin ve maria arasında mektuplarda yavaş yavaş seyrekleşmeye başlamış ve en sonunda kesilmiştir bu mutsuz sonuçlanan aşk hem chopin'in hastalığını ilerletmiş hemde ruhsal bunalımlar yaşamasına neden olmuştur.O sırada ruslar polonyayı işgal etmişti bundan büyük bir üzüntü duyup günlüğüne şöyle yazmıştır:"Şehirler, kasabalar yanmış, yıkılmış.Dostlarım,Titus, Matuszynski ölmüş olsa gerek... Hey Ulu Tanrım.Neredesin, öc almayacak mısın? Cinayetlere doymadın mı? Yoksa sende mi Moskofsun?”.Chopin polonya ya dönmek istemiştir ama ailesi ve yakınları ona bağımızlık savaşını eserleri ile vermesini öğütlemiştir.Chopin yaşamının geri kalan kısmında hep memleket hasreti çekmiştir ve bu durum eserlerinde bariz bir şekilde görülmektedir.Fransada saygın çevreler arasında konserlerine devam etmiştir ve ünlü besteci lizst ve kontes agoult en yakın dostlarındandır.Kontesin en yakın arkadaşlarından biri olan erkek adıyla yazan, erkek kılığında gezen ünlü romancı George Sand ile anne çocuk ilişkisine benzer bir aşk yaşamıştır.George sand ile çıktığı mallorca seyahati sonrasında hastalığı ilerlemeye başlamış ve sand ile basit bir tartışmadan dolayı ayrılmıştır.Yalnızlığını ve mutusuzluğunu konserler vererek ve piyano çalışarak yenmeye çalışmıştır ama hastalığının ilerlemesi sonucu 39 yaşında fransada vefat etmiştir.
Basımı pek olmayan, tanınmış bir yazara ait olmasına rağmen pek bilinmeyen bir eser Aşk Otobüsü. John Steinbeck'a ait olduğunu hemen belli eden bir eser: Kusursuz doğa ve mekan tasvirleri, alışılmış, sıradan, günlük hareketleri inanılmaz betimleme yeteneği, eserin yazarını ele veriyor.

Yazarın Gazap Üzümleri adlı kitabını okuyanlar, bu kitabın, sanki Gazap Üzümleri'nin giriş kısmının farklı bir devamı olduğunu göreceklerdir. En azından ben öyle gördüm. Mesela Gazap Üzümleri'nin Al'ı, Aşk Otobüsü'nün Ergenlikli'sidir. 16-17 yaşlarında ustasına bağlı, saygı duyduğu kişinin sadece ustası olması, paralel olarak Gazap Üzümleri'nde Al'ın abisine olan düşüncelerine ve saygısına denk gelir. Mesela bu kitaptaki Alice'nin kocası Juan'a olan bilinçli bağlılığı, Gazap Üzümleri'nin anaya olan bilinçsiz bağlılığını anımsattı. Yine Gazap Üzümleri'nde kurulan radyocu olma hayali burada da geçerli.

Kitap isminin hakkını fazlasıyla veriyor:) Aşk tabiri, biraz hafif kalır hatta. Erkek karakterlerin aklında varsa yoksa seks olması - 17 yaşından tutun 50 yaşındakine kadar- kitabı hayli ilginç kılıyor. Özellikle bu ilgilerini tek bir dişiye odaklayınca çok daha ilginç bir manzara çıkıyor karşımıza.

John Steinbeck, iş hayatını, insanı köle eden düzeni inceden inceye eleştiriyor. Tüccarları sevmediğini bu eserde de belirtiyor.

Sonuç itibariyle, John Steinback severlerin pas geçmemesi gereken bir eser. Büyük bir eser olmasa da hoş bir eser.
Sanayileşmenin ortaya çıkması ve gelişen bir toplum. Fakat geçimi toprağa bağlı ve başka bir iş bilmeyen ve hiç yapmamış yoksul bir kesim.. İnsanları ve hayatlarını çok açık bir dille eleştiren bir kitap.. Çok fazla keyif almasam da sıkılmadan okudum..
Yazarımız kurgusal olarak, kendi başından geçen olayları akıcı bir dille aktarmış. Romanda aristokrat bir kaç kişinin cemiyet hayatı , Avrupa'da bir kaç şehirde geçen yaşamları, aşkları aktarılmış.Akıcılığı ve içerik zenginliği övgüyü hak ediyor.
Yazarın Ana'dan sonra okuduğum ikinci kitabıydı. Şakayık okuduğum en orijinal ve en etkileyici aşk romanıydı.
Kitapta Şakayık adlı Çinli bir genç kız ile Çin'de azınlık durumda olan bir Yahudi ailesinin oğlu David arasındaki aşk anlatılıyor. Birçok gelenek, din çatışması, imkansızlıklara rağmen büyüyen saf bir aşk...
Sevdiğimiz insan için ne kadar fedakarlık yapabiliriz? Kitap bunun cevabı gibiydi.
İlk baharın gelişi, ağaçların çiçeklenişi, bahçelerdeki süs havuzları, Çin kültürü , Yahudi kültürü, aşk, evlilik, ölüm gibi konuların çok güzel bir şekilde işlendiği bir kitaptı. Baskısını bulabilen herkesin mutlaka okumasını tavsiye ediyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Vahdet Gültekin
Unvan:
Türk Çevirmen, Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1912
Ölüm:
1989
Yazar ve çevirmen (D. 1912, İstanbul – Ö. 1989). Kabataş Lisesi orta kısmında ve Galatasaray Lisesinde öğrenim gördü (1934). Mektepli, Yeni Adam, Vakit, Haber, Son Dakika, Yedigün, Cumhuriyet gibi gazetelerde sekreter, yazar ve çevirmen olarak çalıştı. Hayat, Hayat Aile ve Doğan Kardeş ansiklopedilerinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Cronin, Hemingway, S. Maugham, Steinbeck gibi yazarlardan çok sayıda çevirisi yayımlandı.
ESERLERİ:
ARAŞTIRMA-BİYOGRAFİ: Yabancı Kelimeler Türkçede Nasıl Yazılmalı (1936), Fransızca Konuşma Kitabı (1936), İngilizceyi Çabuk ve Kolay Öğretelim (1940), Tarih Nedir (1941), Kulağınıza Küpe Olsun- Karın Ağrısı (1943), Sinema ve Tiyatro Artistlerimiz (1943), Karın Ağrısı (1961), Kulağınıza Küpe Olsun (1961), J. J. Rousseau Hayatı ve Eserleri (1979), Victor Hugo Hayatı ve Eserleri (1980), Thomas Alva Edison Hayatı ve İcatları (1980), Beethoven Hayatı ve Eserleri (1981)

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 137 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 251 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.