Vahdet Gültekin

Vahdet Gültekin

YazarDerleyenÇevirmenEditör
8.5/10
426 Kişi
·
383
Okunma
·
7
Beğeni
·
646
Gösterim
Adı:
Vahdet Gültekin
Unvan:
Türk Çevirmen, Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1912
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 19 Temmuz 1992
Yazar ve çevirmen Vahdet Gültekin 1912 yılında İstanbul'da doğdu. Kabataş Lisesi orta kısmında ve Galatasaray Lisesi'nde öğrenim gördü (1934). Mektepli, Yeni Adam, Vakit, Haber, Son Dakika, Yedigün, Cumhuriyet gibi gazetelerde sekreter, yazar ve çevirmen olarak çalıştı. Hayat, Hayat Aile ve Doğan Kardeş Ansiklopedilerinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Cronin, Hemingway, S. Maugham, Steinbeck gibi yazarlardan çok sayıda çevirisi yayımlandı. Vahdet Gültekin 19 Temmuz 1992'de İstanbul'da öldü.
"Eski, yıpranmış bir zil gibiyim. Zaman, şartlar üzerine vurdukça birtakım cılız sesler çıkarıyor. Artık kimse benden hoş sesler çıkaramayacak"
Çok zıt seslerle örülmüş bir parçadır. Sakin bir melodinin ninni gibi havasıyla başlar, bir kabus ağırlığına bürünür. Sonra ilk tema biraz daha zayıf olarak yeniden başlar, tatlı bir susuşla sona erer. Kabusu dile getiren esintiler gittikçe yükselir, bütün öbür melodileri bastırır. Yeni bir agitato ile ilk temaya dönüldükten sonra efsane havasını andıran bir sükunetle sona erer.
Duygulu bir insandı; sıkılganlığından dolayı acılarını belli etmemeye çalıştı, bundan dolayı da büyük acılar çekti. Gururlu bir insandı; öyleyken, aşk yüzünden benliğinden fedakarlık ettiği olurdu.
Kısalık içinde kusursuzluk: Chopin'in sanatının özelliklerinden biri de buydu. Ölüme, hastalığa meydan okuduğu gibi, içli duygularını da belli etmekten kaçınır, eserlerini uzun konuşturmamaya çalışırdı. Kendini ele vermekten, iç dünyasını büyük ölçüde dışarı vurmaktan çekinirdi. Bunun için, onun eserlerinde, kısa bir «Ah!» çektikten sonra derdini içine gömen bir mutsuz kişi gibi, sesten çok sessizlik konuşur. Schumann bunu çok iyi anlamıştı, Chopin'in iç dünyasını - kişiliğinde gizli olan ikinci benliği - eserlerindeki durgulardan, susuşlardan anlayabileceğimizi söylerdi.
Kalabalıklar bir kurşun denizine benzer: ateşe tuttunuz mu yumuşayıp dalgalanır ama, bu kurşundan ağır dalgalar yinede ağırdır,onları evirip çevirebilmek için pehlivan yapılı bir işçinin kolunu ister.
228 syf.
·10/10
Anneannem 70 yaşında ve alzheimer hastası. Kendinden küçük 2 kardeşi ve kendisinden büyük abisi de alzheimer hastası. En büyük ablaları 87 yaşında ve cin gibi bilge bir kadın.

Bayram ziyaretinde bu büyük teyzemdeyiz. Mecburi gittiğim ortamlarda can sıkıntıma ilaç olsun diye hep kitap taşırım. O gün çantamda kitabımı gördü.
''Ben yaşayan tarih kitabıyım. Her şey aklımda. Anneannen adını bile hatırlamıyor. Çünkü ben çok kitap okurdum zihnimi hep çalıştırdım pas tutmadı'' dedi ve bana 1968 basımlı bu kitabı hediye etti. Kitabı seyretmenin, sararmış yapraklarını okşamanın henüz tadına doyamadım. Sıkıcı gelen bayram ziyaretleri artık büyük teyzeme giderken bir zevke dönüşecek. Belki birkaç kitap daha verir.

Bu da böyle nasihatli bir inceleme olsun. Büyük teyzemin sözlerine kulak verin ilerde alzheimer olmayın.
640 syf.
·Puan vermedi
“Güç insanı yozlaştırmaz,korku yozlaştırır” (John Steinbeck)
ABD’li yazar John Steinbeck’in ,konusu büyük ekonomik bunalım diye bilinen yıllarda geçen 1939 tarihli Pulitzer ödüllü romanı Gazap Üzümleri ‘nin, tarım şirketlerinin baskısıyla yazarın memleketi olan Salinas- Kaliforniya’da bile 1990 yılına kadar halk kütüphanesine giremediğini biliyor muydunuz?
Kitap,ülkesi ABD’de Kaliforniya’da yaşayan yöre insanını küçük düşürdüğü savıyla yasaklandı. Eserin sendika yanlısı duruşu ve ABD’deki fakirliğe ve eşitsizliğe vurgu yapması; romanın yazarı John Steinbeck’in, ABD’nin Winconsin Senatörü Joseph Mc Carthy tarafından komünizm yanlısı eğilimleri olduğu iddiasıyla 1940’ta kurulan “Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi”nde soruşturmaya uğramasına yol açarken, ironik bir şekilde romandan uyarlanan film Josef Stalin’in emri ile 1940’lı yıllarda Sovyetler Birliği’nde de yasaklanmıştı. Yasaklanma gerekçesiyse, filmde en fakir Amerikalıların bile araba sahibi olabileceğinin gösteriliyor olmasıydı.
John Steinbeck’in yazdığı Gazap Üzümleri romanı, 1939 yılında yayınladı ve bir yıl sonra Pulitzer Ödülü’nü kazandı. Bu romanında yazar, Amerika’da 1930’lu yılların ekonomik kriz dönemlerini, ve insanlığın dramını etkileyici bir dille anlatmaktadır.
Tom Joad ve ailesinin özelinden, genele yansıyan bakış açısıyla emekçi insanları konu alan kitap, dünyanın önde gelen ve en çok okunan klasiklerinden biridir.
Romanda, küçük toprak sahiplerinin bankalar ve tüccarlar tarafından aldatıldığı, insanların kuraklık, yoksulluk, zorbalık veya sadece açlık yüzünden evlerini terk etmek zorunda kaldığı ve 1930’larda 3 milyon insanın Kaliforniya’ya yeni bir yaşama başlamak için yerleştiği zor yıllarda, bir ailenin parçalanışı anlatılırken aynı zamanda bütün göçmenlerin de tek bir aile haline gelişi vurgulanmaktadır.Bu yaklaşım yazarın başını hükümetle derde sokmasına yetmiş de artmıştır bile…
“ Ana, dedi. Sen eskiden hiç böyle değildin? Ananın yüzü sertleşti, bakışları soğuklaştı.
Şimdiye kadar evim hiç yıkılmamıştı da ondan, dedi. Şimdiye kadar çoluğum çocuğum hiç sokak ortasında kalmamıştı. Şimdiye kadar hiç bir şeyimi satmamıştım…”
Sanatçılar, bu olanları göğüsleyebileceklerini, tüm bu olumsuz gelişmelerin suyu bulandırmaktan öteye geçemeyeceğini düşünürler başta. Olay bir adalet ayıbı olan Rosenberglerin ani ve haksız idam kararıyla bir anda sanata ve onurlu duruşa karşı yapılan vahşeti,kana bular. Tarih, geri dönmemecesine utanç dönemine maruz kalır Amerikalı aydınlar ve tüm dünyanın duyarlı insanları için….
Rosenbergler (Onur ve Korkaklığın Savaşı)
Amerika’nın sanata ve barışsever-duyarlı insanlara karşı takındığı bu tavır, ilerici görüşlü insanların özgür irade kullanmasını vahşice yasaklıyordu. Ethel ve Julius Rosenberg adlı karı-koca da, aydın düşünceleri nedeniyle bu saldırıya maruz kaldılar.
17 Temmuz 1950 günü Julius Rosenberg akla yatkın hiçbir delil gösterilmeden atom casusu ve Rus ajanı olduğu nedeniyle tutuklandı.
11 Ağustos 1950 günü karısı Ethel Rosenberg de aynı suçlamadan tutuklandı. İddiaya göre Meksika’daki araştırma merkezinde çalışan Ethel Rosenberg’in erkek kardeşi David Greenglas, atom bilgilerini Rosenbergler’e gönderiyor; Rosenbergler’de bunları Ruslara veriyordu. Rosenbergler’in suçlamaları şiddetle reddetmesine karşın hükümet tavrından bir adım bile geri atmadı ve kararını açıkladı: İdam.
McCarthy aynı günlerde, elinde hükümet için çalıştıklarını ama komünist partiye üye olduklarını söylediği 205 kişilik bir listeyle televizyona çıkar. Bu listedekilerden bazıları sonradan çeşitli yollardan açıklandığına dayanarak gerçekten komünisttir.
Diğerleriyse devletin tehlikeli bulduğu eşcinseller, alkolikler ve yazarlardır.
McCarthy önce yazarlarla, sonra diğer sanatçılarla uğraşır. Pek çoğunu komünistlikle suçlayıp komite önünde sorgulatır. Steninbeck ve Gazap Üzümleri de bu zehirli saldırılardan korunamaz.O karanlık günlerde,kütüphanelerden bir çok kitap toplatılır. (Çocuk kitaplarında neredeyse birer klasik kabul edilen,“Huckleberry Finn” (Mark Twain) ve “Alice Harikalar Diyarı”nda (Caroll Lewis) kitaplarının bile bu dönemde kuşkuyla incelenip yakıldığı biliyoruz.) “Onlar”diyordu sinirden titreyerek Mc Carty, ”onlar sanatla bizleri ve genç dimağları zehirliyorlar. Buna izin veremem ”…
Yüzden fazla oyuncu,yazar ve yönetmen komite önüne çıkarılır. Bu insanların komünist olması gerekmez bile. Çok uzun yıllar önce bile olsa herhangi bir derneğin toplantısına katılmaları, bir kez bile olsun sol eğilimli bir partinin etkinliğine katılmaları yada arkadaşlarından birinin sol eğilimli olması suçlanmaları için yeter.
Komitenin karşısında af dileyip, tanıdığı komünistlerin isimlerini vermeleri sonucunda serbest kalacaklar ve kariyerlerine kaldıkları yerden devam edebileceklerdir. Yani insanlardan arkadaşlarını ispiyon etmeleri, kendilerini kurtarmaları için başkalarının hayatlarını karartmaları istenir hükümetçe. (Böyle bir davranışı kabul etmek bir sanat adamı için her şeyden daha fazla yaralayıcı olsa gerek. Çünkü sanata gönül vermiş insanlar her şeyden önce erdemli olmayı merkeze alırlar.)
640 syf.
·13 günde·Beğendi·9/10
***Yıldızlı bölgeyi kitabı okumuş olanların okuması önerilir. Ağır spoiler yok ama sitem var***

***Buram buram acı dolu bir kitap. Bir an gelecek de her şey düzelip güzel şeyler olacak diyorsunuz ama o an hiç gelmiyor. Sonunu kafanızda heyecanla tasarlıyorsunuz ama yazar orada da hevesi kursakta bırakıyor. Bir umut ya bir umut bırakacak şekilde bitirseydin bari Steinbeck! Belli ki o da benim gibi karamsar biri... Böyle gelmiş böyle gider bu dünya diyor. Madem tüm hikaye oldukça gerçek, sonu da gerçek olsun diyor... ***

Kitaba on üzerinden on beş hatta yirmi vermek istiyorum. Bol betimlemeli kitapları zor okurum, nitekim bu da başta zor ilerledi. Ama sonra bir film izler gibi, hatta abartacağım, o aile ile tüm sıkıntıları yaşar gibi oldum. Asla unutmayacağım bir deneyimdi bu. Okurken aklıma neler gelmedi ki. Neleri hatırlamadım ki. Geriye dönüp baktığımızda çok çok yakın geçmişte bile benzer olaylar yaşandı kahretsin ki yaşanacak da... Ama anlamadığım bir şey var. Böyle güzel bir kitap yazılıyor, klasiklerin arasına giriyor, sırf benim gibi sıradan insanlar okusun da ah vahetsin diye mi? Amaç bizdeki ölmemiş insani duyguları coşturmak mı? Bu acıların sorumlusu ben miyim de okuyunca ben utanıyorum? Böyle kitapları ben okumşum on vermişin elli vermişim kaç yazar, iş o ki büyükbaşlar okusun, hissedebiliyorsa hissetsin, biri artık bu gidişe, güçlünün güçsüzü ezmesine bir son versin! Evet, kalsikler okul çocuklarına değil, meclis sıralarındaki, büyük markaların ve fabrikaların başındaki alın teri nedir bilmeyen insanlara okutulsun.....( evet ben bu ara sadece kitap okuyorum... ve film izliyorum... ve evet gerçeklik algımı kısa bir süreliğine yitirmiş olabilirim
314 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Birbirlerinden tamamen farklı karakterlere, farklı ideallere ve farklı yaşam tarzlarına sahip bir avuç insan, bir otobüsün içinde, ıssız bir dağ başında kalırsa ne olur?
Farklı koşullar altında insanlar görünen karakterlerinden ne kadar farklı olabilirler?
İnsan kendini başına kötü bir olay gelmeden tanıdığını iddia edebilir mi?
Binlerce soruyu barındıran, cevaplamaya, yol bulmaya çalışan akıcı bir roman.
İnsanın doğal dürtülerinin, bastırılmış duygularının üzerine gidiyor, satırlardan taşırıp size ulaştırıyor yazar. Uzun insan tasvirleri, psikolojik betimlemeleri ile film şeridini andırır bir anlatım şekliyle kafamızın içinde bir tablo çizmekte hiç zorlanmıyor.
Ve kitabın sonuna gelirken kaçınılmaz soruyu sormadan edemiyor insan; "Normal koşullar altında görünen mi insanın gerçek yüzüdür, yoksa şartlar değişip, alışkın olduğu ortamından ayrıldığı zaman mı gerçek kişilik ortaya çıkar?"
640 syf.
·21 günde·Puan vermedi
İlk defa bir kitap incelemesi yapacağım,bu İlkim de Gazap Üzümleri oldu:Emel Akkaya arkadaşımın tavsiyesi ile okudum ve iyi ki okudum bitirdim.En çok gözüme çarpan şey kadının görevi cesareti oldu kadın olmazsa olmaz. Bu kitapta da aynen öyle oldu; kadının rolü çok büyüktü o bunalımda kadın ailesinin birlik ve beraberlik içinde olmasını istedi ve gerçekten birlik beraberlik bu romanda kazandı ne kadar şartlar kötü olsada .Romanı okurken kendimi hayal ettim o satırlarda acaba ben nasıl yapardım kitaptaki anne gibi cesur mu olurdum yoksa korkak mı?İnsanlar bir parça ekmek için birbiriyle yarış ediyorlardı aç susuz kalmamak için, ordan oraya gidip gelmeler...Yaşlı ,çocuk ,genç, kadın erkek, hiç farketmez hepsi yaşam gayesindeler ,hepsi aslında doğru ifadeyi kullanırsam gününü kurtarma amacındalar. Öyle olmak gerekir belki de en azından daha az acı çekmiş oluruz. İncelemeyi yapabildim mi bilmiyorum :)kitap beni çok etkiledi ve kitabı çok sevdim. Okumayan herkese tavsiye ederim. İyi okumalar :))
640 syf.
·8/10
John Steinbeck’e Pulitzer Ödülünü kazandıran,
tartışmasız en büyük eseri ve başyapıtı olarak değerlendirilen Gazap Üzümleri yayınlandığı yıllarda büyük tartışmalara neden olmuş.Amerika’nın ekonomik düzenini yeren,üslubu ve yapısı çok sağlam temeller üzerine oturtulmuş toplumsal içerikli bir eser...
Tüm dünyayı etkileyen tarımın kapitalistleşmesi ve krizler yüzünden yoksullaşan mülksüzleşen yığınların ayakta kalma mücadelesi anlatılıyor...
Açlık,sefalet ve zorbalık yüzünden evlerini terk edip yollara düşen binlerce işçi ailesinden birine odaklanıyor...
Boşa çıkan umutları,hüzne dönüşen sevinçleri,insanlığın direncini ve onurunu çarpıcı bir dille anlatıyor...
Ve şüphesiz ki kapitalizmi iliklerine kadar eleştiriyor...
.Benim de okuduğum ikinci Steinbeck kitabı oldu.
satır aralarında geçen mesajların aynı amaca hizmet ettiğini düşünüyorum.
.Ve favorim hala #farelerveinsanlar diyorum
640 syf.
·16 günde·Puan vermedi
Yurtlarından dışarı atılan insanlar aç kalmamak için verilen ilanlar ile başka şehre akın akın göç ederler. Ama orada daha kötü hayatlar bekliyor. Şehrin insanları, göç edenlere haksızlığın en üst seviyesini yapıyorlar. Ailesi dağılmaması için uğraşan bir ana ama elinden birşey gelmiyor göç boyunca birer birer dağılıyor. Bir birikim paraları yok. Günlük kazanıp kazandıkları üç kuruşla gecinmeye çalışıyorlar.
Okuyunca daha çok acımasızlık ile başbaşa kalacaksınız.
178 syf.
·Beğendi·8/10
"Beethoven"lə çıxdığım həyəcanlı səyahətin sonuna gəldim. Bir az uzun oldu bu yol. Bir az hüzünlü... Bir az ağrılı... Bir az da yalnızlıq çəkdim Bethovenlə bərabər. İnsanlara həm yaxın, həm də bir o qədər uzaq... Sevgi dolu, bir o qədər də uşaqcasına tərs, ərköyün. Hər şeyi paylaşdıq bu yolda onunla... Dostdan daha çox sirdaş olduq... Ağrını da paylaşdıq, sevgini də... Çox sevdik... Səfaləti də yaşadıq, dirilişi də... Sədaqəti yaşadığımız qədər, böyük xəyal qırıqlıqlarımız da oldu. Ustadla bərabər həyatın ən sərt üzünün gözlərinə dik baxdıq... Beethoven böyük ağrılardan var oldu. Anladım ki, böyük ağrılar yaşayan sənətkarı həyata yalnız və yalnız böyük yaradıcılıq eşqi bağlaya bilər. Tam bir təbiət insanı idi Beethoven. Bütün dərdlərini bir piano arxasında, bir də təbiətin qoynunda unudardı ustad. Bu yolçuluqda nə qazandım?! Yeni bir dost, heç bitməyəcək həyəcanlar... Bir də hisslərin ən gözəl tərcümanı olan, bu əsrdən o əsrə körpü olan musiqilər, aradan əsrlər keçsə də, ölməyən, hələ də ilk günki kimi tərəvatini qoruyan, yaşayan, yaşayacaq və yaşadacaq hisslər... Mən onun həyatını sətir - sətir oxuyub, anba an yaşadım, kədərini paylaşdım. Doğulması bəlkə də çox bir şey ifadə eləməmişdi bəşəriyyət üçün, ancaq varlığı böyük qazanc idi, ölümü böyük itki oldu. Əsərləriylə ölümsüzlüyə qovuşan dahi, təkrarolunmaz bəstəkar Bethoven oldu, o!..
640 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
Anlatım dili betimlemeleri o kadar mükemmel ki kitabı okumak yerine yaşadım. O yokluğu, açlığı, haksızlığı.. Aslında hala süregelen politikaları anlattığı için anlamak o kadar da zor gelmiyor. En büyük hayal kırıklığım beklediğim devrimin gerçekleşmeden bitmesi. John Steinbeck Joad ailesiyle bize hayatı tanıtıyor. Herkesin okuması lazım o yüzden fazla spoiler vermiyorum :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Vahdet Gültekin
Unvan:
Türk Çevirmen, Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1912
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 19 Temmuz 1992
Yazar ve çevirmen Vahdet Gültekin 1912 yılında İstanbul'da doğdu. Kabataş Lisesi orta kısmında ve Galatasaray Lisesi'nde öğrenim gördü (1934). Mektepli, Yeni Adam, Vakit, Haber, Son Dakika, Yedigün, Cumhuriyet gibi gazetelerde sekreter, yazar ve çevirmen olarak çalıştı. Hayat, Hayat Aile ve Doğan Kardeş Ansiklopedilerinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Cronin, Hemingway, S. Maugham, Steinbeck gibi yazarlardan çok sayıda çevirisi yayımlandı. Vahdet Gültekin 19 Temmuz 1992'de İstanbul'da öldü.

Yazar istatistikleri

  • 7 okur beğendi.
  • 383 okur okudu.
  • 15 okur okuyor.
  • 474 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.