İşlediği konuların nahoşluğuna tezat olarak kitap çok keyifliydi. Okumayı ertelediğim zamanlara üzüldüm diyebilirim. Yazar acı, ölüm, kayıp başta olmak üzere birçok duygu ve kavramı kendine has anlatımıyla oldukça iyi şekilde ele almış. Dili ve mizahı ise inanılmaz kuvvetli. Sonlara doğru kitabın tadı iyice arttı, hiç bitmesin istedim.
SPOILER İÇERİR.
Bu kitabı nasıl tarif etmeliyim bilmiyorum. Vakit geçirmek için okunabilir mi? Yetişkin veya aklıbaşında bir gençseniz evet. Sürükleyici mi? Kısmen. Merak uyandıran yanları, ters köşeleri var mı? Evet. Ama edebi bir değeri olan veya güzel denebilecek bir eser mi? Kesinlikle hayır. Yazarın yaşını daha küçük sanıyordum ama 98'liymiş, o yüzden incelemeyi yazarken çok da nahif davranmayı gerekli görmüyorum. Yine de umarım şevki kırılmaz.
Eleştirilebilecek çok yanı var ama ben tamamından değil, sadece bir kısmından bahsedeceğim.
* Dili çok zayıf. Cümleler kulak tırmalıyor. Birçoğu eğreti ve gerçekdışı, kulağa hiç doğal gelmiyor. Hem anlatım kısımları hem de diyaloglar için geçerli bu. Daha minik örneklere değinecek olursak: yüz veya surat yerine çehre denmesi çok zorlama mesela, tam bi wattpad geleneği, cringe olup durdum okurken. (Yazının sonuna doğru "canımsın" sahnesi geldi aklıma aniden. Tek kelimeyle rezalet, saçmalığın daniskası. O kadar anlamsız ve gerçekleşmesi hiçbir kurgu evrende bile mümkün olmayan bi kısımdı ki deliricem şimdi yani ewfjkhwkej)
* Karakterler yeterince derinlikli değil. Sözde hepsinin bi geçmiş hikayesi var ama kişilikleri çok sallantıda. Kitabın ortalarına kadar kafanızda oturmuyor kim kimdi diye. Defne'ye iyi davranan kimdi, gevşek olan Barış mıydı Koray mıydı, öldürmeye çalışan hangisiydi... Ege ve bi kişi daha zaten uzunca bi süre hiç anılmıyor, figüran gibiler falan. Çok silik yani. Tamam yazar belli başlı kişilere odaklanıp onları ön planda tutmuş olabilir anlıyorum ama onlar da yeterince ayakları yere basan, net şekilde tarif edilemiyor malesef.
* Hikaye birçok tutarsızlık barındırıyor. (Kitabın evrenini kabul edip ona göre değerlendirdiğimiz ve birçok mantıksızlığa zaten kılıf uydurduğumuz halde.)
Öncelikle, hepimizin
Dikkat: SPOILER İÇERİR. Not: Sezin'im seni çok seviyorum, emeğine sağlık. Kitabı bundan bağımsız, objektif şekilde yorumluyorum.
Güzel bir kitaptı öncelikle. Ama söze şunu söyleyerek başlamak istiyorum, önceki kitaplarda da olan ufak yazım hatası/anlatım bozukluğu olarak değerlendirilebilecek ifadeler bunda da mevcuttu. Bunun sebeplerinden biri betimlemeler olabilir gibime geliyor.
Betimleme demişken açıklamış olayım, Yazar belli ki betimleme yapmayı çok seviyor ama bu kitaptaki betimlemeler beni çok yordu. Hem nitelik hem de nicelik olarak. Sıklıkla yaşadığım his "fazla" ve yer yer de "boğucu" olduklarıydı. Zihnimin otomatik bi şekilde hayal ettiği anlardan çok okuduğu aşırı detaylı şeyi canlandırma çabası vardı yani, bu da ara ara hikayeden biraz kopmama sebep oldu diyebilirim. Tasvir iyi yapılmaya çalışılmış anlıyorum, ama dikkat dağıttığı çok oldu kısacası.
Onun ruhuma bilmem ne yapan ferahlığı, bunun bilmem neyi sunması, şunun zeminden ruhuma amuda kalkarak akması gibi ifadeler olsun, mekanların detaylı anlatımları olsun.. Anladınız işte neyi kastettiğimi, bu cümleler yapay geliyor insana. Bi insanın kafasından bu şekilde geçmez düşünceler diyosun, neyse geçiyorum bu konuyu.
En etkilendiğim kısımları paylaşmak istiyorum.
1- Ece'nin kendisiyle karşılaşması: (Değinilecek çok şey olduğu için sözlerimi toparlamaya üşendim, o yüzden açıklamasını atlıyorum malesef. Sadece şunu ekliyim, diğer Ece'ye olan öfkesi, söyledikleri, tavrı hep çok haklıydı bizimkinin.)
2- Çağatay'ın çaresiz vedası: Açık ara favorim, çok çok güzel yazılmıştı, karakterlerin yaşadığı şeyleri hissettik resmen.
3- Hikayenin sonu: Hem tatmin eden, bir şeyleri açıklayan, güzelce özetleyen hem de devamı için heyecanlandırmayı başaran ideal bi sondu.
Kitabın ana karakterini Ece olarak
Çok keyifli bi kitaptı, Osamu Dazai şaşırtmıyor. Bi oturuşta bitti, kısa bi metin olmasına rağmen altını çizdiğim birçok yer oldu. Sade bi dille anlatılmış etkileyici fikirler/anlar vardı. Tavsiyedir.
* SPOILER İÇERİR.
Çocukluktan gençliğe doğru adım atan okurların hayli severek takip ettiği yazarı uzun süredir merak ettiğim için bir yakınımın önerisi üzerine bu eserine şans verdim ve sürpriz, çok sevdim!
Belki şu sıralar tam olarak bu tatta bir şeye ihtiyacım olmasından, belki de ayakları yere basan kurgusu ve akıcı anlatımından, bilemiyorum. Karakterler, olaylar, bağlantılar çok derli topluydu. Ayrıca okurken hiç sıkılmadım, daima merakla devam ettim. Başarıdır bu.
Şimdi biraz detaylardan söz edeceğim. Kitaba dair nadir negatif yönlerden biri: bazı ifadelerin aşırı "günümüz" olması. Yazarın sevdiği şeyleri hikayeye entegre etme arzusunu anlıyorum ancak zaman zaman göze batıyordu bu. Mesela şövalyelerin Hazar'a patron demesini çok yadırgadım ama bir şekilde alıştım "neyse, bu krallığın üslubu da böyleymiş" diye düşünmeye çalışarak. Ama "dibi düşmek" tabiri ve yedirilmeye çalışma şekli hiç olmamıştı. Başka örnekler de var.
Bir diğer nokta -ki bence çok daha önemli- Sara'nın sürekli gülmesini zor tutması.. Yok dudaklarını bastırmış yok neredeyse kahkaha patlatacakmış, üstelik ortada öyle kopulası şeyler de yok hani. Bu durum çok Wattpad koktu bana mesela. Ama elbette katlanılmayacak bir şey değil genel bakınca, çünkü başta söylediğim gibi, kitabı çok sevdim.
Aldığım notlardan yola çıkarak kısa kısa birkaç highlight point de vermek istiyorum. Sayfa 142 civarında bir şeyi "fazla mistik ve sembolik" bulmuşum ve ufak bir pürüz olarak nitelendirmişim. (Genel olarak yazarın HER konudaki dilini çok başarılı bulduğumu, sıklıkla takdir ettiğimi belirtmeden geçmeyeyim.)
Bir yerde Sara'nın kalp çarpıntısı için kolyeyi sallandıracak kadar denmiş ve bunu da gerçekçi bulmayıp lüzumsuz abartılı olduğunu düşünmüşüm.
Karakterlere dair detayların sürdürülmesi hoşuma gitmiş.