Hasan Ali Toptaş’ın okuduğum ilk kitabıydı ‘Kuşlar Yasına Gider’ hayli gözlemlemiştim bu kitabı, birkaç sevdiğim dostumda hakkında hayli güzel yorumlar yapmıştı, ben de tam okuma listeme ekliyeyim derken yeni yıl sürprizlerim arasında çıktı geldi bu güzel kitap. Can dostum Kübra’m mektubunun yanında yoldaş göndermişti ben de bekletmek istemedim ve okuma listemin en tepesine bir yer açarak derhal okumaya koyuldum..
Dedikleri kadar vardı kitap, bir kez başladı mı kendini okutturuyordu. Sayfalar ilerledikçe mola dahi vermek istemiyor, kendime çay koyarken bile elimden düşürmüyordum. Hal böyle olunca da toplamda 248 sayfa olan kitap iki günde bitiverdi ve yeni yılın ilk kitabını da bir çırpıda bitirmiş oldum böylelikle..
Hepimizin en kıymetlisi ailelerimizdir muhtemelen, kimimiz annesine daha düşkün, kimimiz ise babasına. Gerçi böyle ayrım yapılması dahi pek hoş değildir aralarında amma velakin illa ki biri daha yakındır diğerine nazaran. Benim içinde babam öyledir! Kitabımızın konusu da baba ve oğul ilişkisi üzerine kurulu, zaten sırf bu sebepten bile insan da okuma isteği uyandırıyor diyebilirim..
Anlatıcıyla birlikte Anadolu’nun o eşsiz topraklarında bir seyahate çıkıyorsunuz, memleketinize giderken izlediğiniz rotayı hayal ediyorsunuz ister istemez. Birazda özlüyorsunuz, hatta burnunuzun direği sızlıyor anlatıcı köyüne kasabasına gidip gelirken. Bilindik bir şeyler buluyorsunuz her sayfada, okuduklarınız hiç de yabancı gelmiyor çünkü hayatınızın bir döneminden bir satır kazınıyor beyninize..
Hiperaktif bir babanın farkında olmadan oğullarına koyduğu mesafeye tanık oluyoruz, yaşının ilerlemesiyle birlikte onlara olan muhtaçlığının arttığı zamanlar da hem evlatları, hem de kendisi için hayat ne derece zorlaşıyor ve dramatik bir hal alıyor kavrıyorsunuz, okurken ister