︎ ♛ K Ü B İ İ ♛ ᝰ.ᐟ

︎ ♛ K Ü B İ İ ♛ ᝰ.ᐟ
@kubrayla
ASHB/Müdür yardımcısı
Yüksek Lisans
Muğla
Gaziantep, 9 Ağustos 1995
14 kütüphaneci puanı
2909 okur puanı
Ocak 2021 tarihinde katıldı
Güneşe Bakmak ve Ölümle Yüzleşmek | Sohbet-inceleme
Puan vermedi·256 syf.··
2026 8. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 25 Ocak 2026 20:03
Bu kitabı sevgili arkadaşım Gazal ZeybekGazal Zeybek ile okuduk. Varoluşçuluk, kaygı, ölüm ve anlam arayışı ekseninde uzun bir sohbet gerçekleştirdik. Dönüp dolaşıp aynı soruya geldik: “Ölüm kaygısıyla yüzleşmek, hayatı nasıl daha dolu ve anlamlı yaşamamıza sebep oluyor?” sohbetimiz bu soru ekseninde gerçekleşti. Varoluşçu psikoterapinin öncülerinden Irvin D. YalomIrvin D. Yalom ’u okuyanlar bilir. Derine indikçe sorular çoğalır sordukça cevaplar daha da belirsizleşir. Günümüzde yaygınlaşan anksiyete, depresyon, yalnızlık ve bağlanma güçlüğünün temelinde, danışan deneyimlerinden yola çıkarak “ölüm korkusunun” yattığını savunur. Kitabın içeriği temelde şu başlıklardan oluşuyor: -Ölüm korkusunu tanımak -Örtülü ölüm anksiyetesini fark etmenin yolları -Ölüm korkusuyla baş etmek için terapistlerin ve düşünürlerin yaklaşımları -Yalom’un terapistlere sunduğu rehberlik Ben ölümden çok korkardım. Ama sevdiklerimi kaybettikten sonra bu korku şekil değiştirdi. İnsanın kaybedecek bir şeyinin kalması değil de geride bıraktıkları korkutucuymuş belki de… Peki siz? Ölümden korkuyor musunuz? Ya da adını koyamadığınız bir ölüm anksiyeteniz var mı? Yalom’un bizden istediği şey oldukça net: Ölümü, hayatın doğal bir parçası olarak kabul etmek ve bu farkındalıkla yaşayabilmek. Bunu ne kadar başarıyoruz?
İnceleme
Güneşe Bakmak Ölümle YüzleşmekIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 20173,373 okunma
Reklam
Prozac Toplumu | İnceleme
Puan vermedi·360 syf.··
2025 121. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 16 Aralık 2025 22:30
Kitabı okurken bir noktada “depresyon hırkamı giydim, arada da bir tüttürdüm” dedim; sonra da “ne dertler var ” diye oturup şükrettim. Ruh sağlığı gerçekten çok önemli arkadaşlar. Allah zeval vermesin:) Mabel matiz antidepresan dinleyerek incelememi yazmaya koyuldum: Kabul edelim ki depresif bir milletiz. Şarkılarımızda var, sanata edebiyata bile yansıyor. Tanpınar’ın “Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında” dizesi, tam da bizim ruh hâlimizi özetliyor. Gittim TR’de antidepresan kullananların oranına baktım 100 kişiden 6’ sı antidepresan kullanıyormuş. İşin tabii ki şaşırmadığım kısmı da kullananların %70’i de kadın :) Şimdi bana psikayatrlar kızabilir ama ben antidepresanların insanları iyileştirdiğine inanmıyorum. O an ayakta tutar anlık seratonin adrenalini regüle eder ama iyileştirmez. Asıl iyileşme psikoterapi ile olur duygularla yüzleşme ile bastırmama ile olur. Kısa vade için evet önerilir ama uzun vadede “psikoterapi” şart. Velhasıl gelelim kitaba; Bu kitapla, takip ettiğim bir okurun paylaşımı aracılığıyla tanıştım ismi de aşırı dikkatimi çekti. Kısa bir araştırma sonucunda eserin otobiyografik niteliğini fark edince aaa dedim evet bu kitabı okumalıyım… Yazarın hangi psikolojik süreçlerden geçtiği, Prozac’ın duygu durumunu nasıl etkilediği gibi kafamdaki sorularla kitabı okumaya başladım. Ne anlatıyor? Anne babası ayrı olan Elizabeth (Lizzy) adlı genç bir kızın içsel çatışmalarını, duygu durum dalgalanmalarını ve depresif semptomlarından bahsediyor. Ergenlik dönemi bağlamında değerlendirildiğinde, ölüm düşüncesi, kendine zarar verme eğilimleri ve isyankâr davranışlar söz konusu ancak burada dikkat çeken nokta bu uçsal dürtülerin geçici bir ergenlik krizinden ziyade süreklilik arz eden bir varoluşsal boşluk hâline gelmesi… Aslında ergenlikte olduğu
İnceleme
Prozac ToplumuElizabeth Wurtzel · İletişim Yayınları · 2005120 okunma
Damızlık Kızın Öyküsü | İnceleme
Puan vermedi·384 syf.··
2025 118. kitabı
İsminden de anlaşılacağı üzere kadını “doğurganlık potansiyeli” olarak tanımlamış bu kitabı okurken kriz geçirdim. Burada kadınların kimliği yok. Geçmişleri yok. Kadın ne yazık ki metalaştırılmış. Asıl akıl tutulması yaşadığım olay kadının gözleri oyulmuş ve bir bezle örtülmüş ve bu kadın Damızlık adı altında yaşamını devletin sürekliliğine hizmet eden, doğuran, makineleşen bir araç haline gelmiş ve hayatını bu şekilde idame ettiriyor. Atwood’un kitabında okuduğumuz her ne kadar da distopik olsa da kadın bedenini bir üretim aracı olarak gören zihniyet tamamen hayal ürünü değildir. Gerçekte de vardır. Tarihin değişik dönemlerinde ve toplumlarda da karşılaştık, okuduk, gördük. “Kadınlar, eski kimliklerini reddetmeyi, yerlerini ve görevlerini bilmeyi, gerçek haklarının olmadığını ama uyum sağlarlarsa belli bir noktaya kadar korunacaklarını anlamayı ve kendilerine atanan kaderi kabul edip isyan etmeyecek veya kaçmayacak kadar kendilerini küçük görmeyi öğrenmek zorundalar.” (s.16) —-> Çok rahatsız olduğum bir alıntı. Sosyolojik şiddet bağırıyor adeta. Kadınların sistematik olarak küçültülmesini, bastırılmasını ve “kaderlerine razı edilmelerini” kabul edemiyorum. “ Artık kısır erkek diye bir şey yok, resmi olarak. Doğurgan ve kısır kadınlar var kanun böyle.” (s.86) —-> Alın size bir psikolojik-biyolojik şiddet. Kadın bedenini nasıl merkezine aldığını, erkekleri ise görünmez bir konuma iterek sorumluluktan muaf tuttuğunu nasıl da gösteriyor bizlere…Kadın bedeninin tüm üretim sorumluluğunu tek başına taşıması. Neden? Aklıma gelmişken; Şimdi size bir şey yazacağım tahmin edin bakalım bu kişi kim? :)) <<Hepimizin tanıdığı birisi ve eminim birçoğunuzunda izlediği bir videoda “ anneliği reddeden kadın eksiktir yarımdır.” diye halka açık meydanda konuşma yapmıştı. >> Bu
İnceleme
Damızlık Kızın ÖyküsüMargaret Atwood · Doğan Kitap · 201914,6bin okunma
Leziz Kadavralar | İnceleme
Puan vermedi·192 syf.··
2025 105. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Aralık 2025 21:43
Leziz Kadavralar… Çok lezizdi! Şaka şaka :)) Okurken midem birazcık bulandı ama çok değil biraz…Bu yüzden siyah kalp bırakıyorum. Kitabın ismi kadar kapağı da oldukça etkileyici. Eğer sıradışı ve rahatsız edici bir distopya okumak istiyorsanız kesinlikleeeee kaydetmelisiniz. Vahşi olan her şey ilgimi çekiyor. Biraz wednesday ruhlu olduğumdan olsa gerek. Kitaptaki; kol-bacak kesim sahneleri, kancaya takılmış bedenler gözümün önünden gitmese de sanki ben de et işleme tesisinde Marcus Tejo ile çalışıyormuşum gibi hissettim. Kitabı okuyanlardan bir kısmının “iştahım kesildi et yiyemem artık” gibi yorumlar gördüm abartmayın o kadar da değil. Bende aksine merak uyandırdı hiç iştahımda kesilmedi. :D Kitabın içeriğine gelecek olursak; bir virüs yayılıyor, hayvan eti yemek artık yasak. İnsanlar, protein ihtiyacını karşılamak için hayvan eti yerine insan eti yiyorlar.Yamyamlık metaforu nefis kullanılmış. İnsanlar birbirini yiyor “bizim dünyamızda mecaz anlamda.” Kitapta ise gerçek anlamda. Yazarın bize mesajı aslında tam olarak şu: “Siz birbirinizi tüketiyorsunuz, fark etmiyorsunuz; işte bunu sizlere somutlaştırdım.” İlişkilerde tüketiliyoruz, iş hayatında harcanıyoruz, toplum bizi çiğ çiğ yiyor. Romanın anlattığı çöküş, aslında bir distopya değil.Biz zaten oradayız sadece adını koymuyoruz. İnsan ilişkilerinin yüzeyselleştiği, ahlakın pazarlık unsuru olduğu, insanların birbirine “iyi gelirken bile” bir çıkar aradığı bir düzen… Bu düzen kitapta biraz daha kanlı ve çıplak hâle getirilmiş. İnsan eti üzerinden tüketim çılgınlığı, talep-arz ilişkisiyle birlikte net bir şekilde gösterilmiş. Daha fazla et, daha fazla kâr. Bugünkü sosyokültürel dünyamızdaki tüketim çılgınlığını mide bulandırıcı ama net bir aynayla gözlerimize sokuyor. İnsan en çok neye alışırsa ondan korkmalıyız.
İnceleme
Leziz KadavralarAgustina Bazterrica · Siren Yayınları · 20252,367 okunma
Sosyal Çürüme | İnceleme
Puan vermedi·184 syf.··
2025 104. kitabı
Sokak röportajı sayesinde tanıdım Zeliha Bürtek’i. Ne söylediğini bilen, mantıklı, tutarlı ve gerçekleri dolandırmadan, süslemeden, acımadan “çat” diye yüzümüze koyan bir akademisyen. Böyle insanlara o kadar hasretiz ki… Yalakalığın prim yaptığı bir dönemde, doğruları söylemekten korkmayanların değeri altın gibi parlıyor. Soru–cevap ekseninde ilerleyen bu kitabı herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Sürekli aşk-meşk, canım-cicim kitapları arasında kaybolup gidiyoruz; biraz da kendimize bir şey katacak, ufkumuzu açacak eserlere yönelmek şart. Bir zamanlar “Vatandaşlık” diye bir dersimiz vardı hâlâ var mı bilmiyorum ama bence müfredata “Sosyal Çürüme” diye bir ders konulmalı. Çünkü sosyal çürüme sessiz bir katildir; fark edilmeden yayılır, toplumun damarlarına işler. Zeliha Hoca, günümüz Türkiye’sinin sorunlarını büyük bir netlikle, nokta atışı tespitlerle analiz ediyor. Analiz gücü o kadar yüksek ki, karşımda saatlerce konuşsa hiç sıkılmadan dinlerim. Rahmetli Levent Kırca da zamanında toplumun yaralarına hem mizah hem cesaretle parmak basardı. Böyle insanların çoğalması umuduyla… “Hepimiz biriz. Farklı figürlerden, farklı coğrafyalardan gelsek de kaygılarımız ortak.” diyerek; ahlaki ve normatif sarsıntıları, toplumsal bağları, aile yapısını, kimlik bunalımlarını, anlam arayışını, prosedürel güvenliği ve kamusal alanın işleyişini ele alarak toplumun içinde kaynayan sorunları irdeliyor. Atatürk’ün önerdiği kitaplardan Beyaz Zambaklar Ülkesinde de Finlandiya’nın ahlaki dönüşümünü okumuştuk; orada umut vardı. Bizde neden olmasın? Düşünmeye değer bir alıntı bırakayım: “Türkiye’nin ekonomik politiği bu. Türkiye’de ekonomik kriz yok.” <<Ufku geniş olmayan insanları kandırmanın yolları bu dolar artıyor ekonomik kriz var.>> tabi okumuş kadın gerizekalılar diyemiş de
İnceleme
Sosyal ÇürümeZeliha Bürtek · İnkılap Kitabevi · 2025171 okunma
Reklam