Orhan Pamuk'u okumaya iki defa başladığım hâlde yarım bıraktığım romanı Masumiyet Müzesi ile başladım. Uzun zaman geçti bunun üzerinden. Ne kadar kötü bir roman olduğundan yakınmıştım ya da bazılarının dediği gibi "müze için yazılmış bir kitap" derdim. Bunun üzerinden geçen aylar sonucunda bir gün bir kitabevinden ikinci el olarak Kırmızı Saçlı Kadın'ı temin ettim. Kitabın konusu ve içerisinde bulunduğu atmosfer beni öylesine irkiltti, öylesine sarhoş etti ki romanı nihayete erdirdikten sonra bile aynı havayı solumaya devam ettim.
İçimde devamlı harlanan bir Orhan Pamuk okuma arzusuyla da Kar'ı aldım. Bunu Ben Bir Ağacım, Yeni Hayat, Benim Adım Kırmızı, Kafamda Bir Tuhaflık ve de Babamın Bavulu takip etti. Her kitabında hemen hemen aynı atmosferi bulduğum için de hiç şikâyetçi olmadım.
Kitap okumaya başlamadan önceki düşüncelerimi bilmiyorum, lakin okumaya başladıktan sonraki dönemimde Orhan Pamuk'u hiç sevmezdim. O "Avrupacı" bir yazardı. Okumaya yeni başlayan, tek okuduğu yazar ise Nihâl Atsız olan benim için kabul edilemezdi. Zira o "Ermeni Soykırımı"nı yaptığımızı söylüyordu.
Lakin zamanla 1000Kitap üzerinde onu okuyan kişileri, alıntıları ve türlü yorumları gördükçe gözümden perde kalktı.
Zira bundan da önce okuma ve düşünce alanımı genişletmemi sağlayan bir fikre kapılmıştım. Ben edebiyat yapan insanları üç kişiliğe bölmeye başlamıştım: Edebî kişiliği, siyasî kişiliği ve dinî kişiliği. Bunu uygulayarak İsmet Özel'in, Sezai Karakoç'un, Yavuz Bülent Bâkiler'in, Nâzım Hikmet'in, Aziz Nesin'in edebiyatıyla tanıştım. Cemil Meriç'in kalemiyle tanıştım. Daha niceleri... Bundan Orhan Pamuk da nasibini aldı. Şu anda edebiyatımızın en sevdiğim romancılarından biridir Orhan Pamuk.
* * * *
Kitap Orhan Pamuk'un muhtelif tarihlerde yapmış olduğu 4 konuşmayı ihtiva