Taşlar da konuşur mu?!
7/10
·136 syf.··
2026 29. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2026 14:09
Taşların Dilinden İstanbul, yalnızca bir şehir anlatısı değil; taşlara sinmiş bir medeniyetin, insanı merkeze alan incelikli yaşam anlayışının izini süren derinlikli bir eser. Kitap, İstanbul’un sokaklarında adeta yürürken karşımıza çıkan camilerden çeşmelere, hanlardan köprülere kadar uzanan mimari unsurların aslında birer “konuşan hafıza” olduğunu hatırlatır. Osmanlı yaşamındaki en önemli temel prensip; insana saygı ve zarafettir. Bu incelik, pencere önlerindeki çiçeklerden komşuya uzatılan bir fincan kahveye kadar hayatın her anına yansır. Açlık ve tokluğu anlamak için yapılan kahve ikramı, sadece bir gelenek değil; empati ve dikkat kültürünün bir göstergesidir. İyi insan yetiştirmek, ardından onun topluma faydalı bir birey olması Osmanlı düşüncesinin merkezindedir. Bu da sözle değil, bizzat yaşantıyla örnek olarak sağlanır. Çünkü toplumun çekirdeği olan aile ne kadar sağlam olursa, toplum da o denli yükselir. Mahalle yaşamı ise dayanışmanın en güçlü hissedildiği alandır. Vakıflar, bu dayanışmanın kurumsal hâlidir. “Parasını düşüren çocuklar vakfı” gibi örnekler, dönemin ne kadar ince düşünülmüş bir merhamet anlayışına sahip olduğunu gösterir. Aynı şekilde mürur tezkeresi uygulaması, İstanbul’a girişin kontrollü olmasıyla şehrin düzenini ve güvenliğini koruyan önemli bir sistemdir. Bu uygulamanın günümüzde de uygulanması gerektiği kanaatindeyim:) keşke tarihimize daha çok sarılsak ve bilsek. Ecdadımızın uygulamalarını silip atmasak… Avrupa’da günümüzde uygulanan bir sistem bu acaba kimden öğrenilmiş? İstanbul, Türk-İslam kimliğini pekiştiren eşsiz bir mühür gibidir. Osmanlı’yı tek bir eserle anlatmak gerekse, bu şüphesiz Süleymaniye Külliyesi olurdu. İmparatorluğun zirve döneminde, dönemin dehası tarafından inşa edilen bu külliye; yalnızca bir ibadet mekânı
Taşların Dilinden İstanbulSami Bayraktar · Cibali Kültür Sanat Yayınları · 202247 okunma
Puan vermedi·448 syf.·
2026 255. kitabı
Hürrem kimdir?? Kanuni Sultan Süleyman'ın nikahlı eşi, II. Selim'in annesi ve Osmanlı tarihinin en güçlü "Haseki Sultan"ıdır. Ukrayna (Rutenya) asıllı (Alexandra Lisowska/Anastasia) olan Hürrem, kölelikten gelip nikahla padişah eşi olan ilk cariyedir. "Kadınlar Saltanatı" dönemini başlatan, saray siyasetinde etkili bir figürdür. Kanuni Sultan Süleyman ile nikah kıyarak cariyelerden saray hiyerarşisinde köklü bir değişim yaratmış, Şehzade Mehmet, Mihrimah Sultan, Şehzade Abdullah, Şehzade Selim, Şehzade Bayezid ve Şehzade Cihangir'in annesidir. Etkisi: Kanuni üzerinde çok büyük etkisi olmuş, devlet işlerinde ve saray entrikalarında aktif rol oynamış, İstanbul Haseki'de kendi adına külliye ve hamam yaptırmıştır.  Osmanlı Sarayı o güne dek bir böyle aşk görmemişti. Koskoca cihan hükümdarı, bir cariyeyi nikâhlıyordu. Yani İstanbul’a yeni gelmiş bu Moskof güzelini tahtına eş, kendine denk tutuyordu. Süleyman’ın biricik sevdiği, yar-ı canıydı Hürrem. Tarihin en büyük aşklarından birinin başrolünde oynadı. Böylece tüm kadınlar saltanatının en görkemli, en erişilmez, en etkili figürü oldu. Bir büyüydü, bir ilaheydi, bir afetti… Peki, bir melek miydi, yoksa şeytan mı? Acıttı, ezdi... Dudakları padişahın teninde tutkuyla gezdi. Bir bakışıyla kelleler uçurdu, bir sözüyle destanlar yazdırdı. Hürrem Yıldızlar" dedi, "niçin parlar, bilir misin?.. Güneşe aşık olduklarından. Ay, niçin incelir, solar, erir?.. Aşktan. Çünkü yıldızlar gibi o da güneşe gönül vermiştir. Rüzgarlar, aşkın çocuğu ve aşkın esiri olan tabiatın sesidir. Kuşlar, hep aşk cıvıldar. Bülbülün bildiği tek bir beste varsa aşktır. Aşk olmasaydı yer olmazdı, gök olmazdı, hayat olmazdı, anladın mı küçük?" S:105 Sultan Süleyman, Hürrem’i yakalayıp bir endam aynasının karşısına getirdi. “Bak,” dedi. “İyi bak. Ne
Roman Edebiyat Tarih
HürremM. Turhan Tan (Mehmet S. Fethi) · Maya Kitap Yayınları · 2011292 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·628 syf.··
2026 25. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 27 Şubat 2026 09:22
İstanbul’un unutulan tarihi tılsımları ve efsaneleri kitabının yorumu ile geldim. Bu kitabı okuduktan sonra İstanbul’a apayrı bir gözle bakacağınıza eminim. Aslında bilmeden yürüyüp geçtiğimiz çok fazla yer varmış kitabı okuduktan sonra bir kez daha anladım. Kitapta şehrin sadece görünen yüzünü değil, derinlerde saklı kalan gizemli ve büyülü atmosferini de keşfetmek isteyenler için oldukça etkileyici bir eser. Okurken İstanbul’un sokaklarının, yapılarının ve hatta sıradan görünen köşelerinin bile aslında ne kadar zengin hikayelere sahip olduğunu fark ediyorsunuz. Tekfur Sarayı ya da Porphyrogenitus Sarayı, İstanbul’un “unutulan tılsımları” anlatılarında sıkça geçen yerlerden biridir. Rivayetlere göre: Sarayın bazı bölümlerinde imparatorluk hazinelerini koruyan gizli tılsımlar bulunduğuna inanılır. Yer altına açılan gizli geçitlerin, sarayı şehrin farklı noktalarına bağladığı söylenir. Bazı anlatılarda, sarayın geceleri “korunduğu” ve açıklanamayan seslerin duyulduğu iddia edilir. Pammakaristos Manastır Kilisesi, İstanbul’un Fatih ilçesinin Çarşamba semtinde bulunmaktadır. Harun’un oğulları İtamar ve Elazar olduğu da kitabın bu bölümünde yer alıyor. Mısır Çarşısı ancak 1664 yılında tamamlanmıştır. Külliye, Safiye sultan zamanında planlanmış fakat; Safiye sultan iktidardan düşünce Sultan 1. Ahmed Külliye inşaatını durdurmuş ve daha sonra 50-60 sene bekledikten sonra bu sefer başka bir valide sultan olan Hatice Turan Sultan tarafından dönemin baş mimari Mustafa Ağa’ya tamamlatılmıştır. Gül baba türbesi: Galatasaray Lisesi’nin kuruluş efsanesine dayanan bu türbe, okulun hemen yakınında yer alır. II. Bayezid döneminde yaşayan ve padişaha sarı-kırmızı güller hediye ederek Galatasaray Lisesi’nin (Galata Sarayı) kurulmasına vesile olduğu rivayet edilen Gül Baba’nın
İstanbul’un Unutulan Tarihi Tılsımları ve EfsaneleriM. Abdullah Tuğ · The Kitap Yayınları · 202416 okunma
10/10
·110 syf.··
Beğendi
·
2026 89. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 14 Mart 2026 14:39
Devrimizin anlayışından artık uzaklaşan bu büyük müslümanlar, şimdi barındıkları hakikat dünyasında elbette birbirlerini tekrar bulmuşlar ve ebedî sohbetlerine dalmışlardır. Bu sohbetten şim- dilik nasipsiz olarak toprağın üstünde sürünen bizler, Akifleri güneşe bakabildiğimiz, güneşteki cevheri görebildiğimiz kadar anlıyoruz. Biz zavallı nasipsizler onu, nihayet büyük bir şair ve san'atkâr olarak tanıyoruz. Edebiyat ve san'at tarihimizde Akifin yeri, derinlikte Yunusların ayak ucunda ise azametle parlaklıkda Fuzûlîlerle Sinanların başucundadır. Akif, yalnız yirminci asrın Müslüman-Türk şairi değil, dokuz yüz yıllık tarihimizin en yük- seklerde duran terennümcüsüdür. O koca bir tarihin türbedârıdır. San'atta fertten Allah'a, ferdî sevdâlardan ilâhî aşka, birlerden Bütünün sevdâsına doğru basamaklanan, bu cüz'îlerden küllîye gidiş dâvasında, Mevlânâlarla Yunusların yürüttükleri kervanın önünde yarışan atletler, taştan yapılmış eserde Koca Sinan ise söz san'atında Fuzûlî ile Akif değil midir? Dinî san'at denen zirve edebiyatının kapısı yirminci asırda Akif in eliyle açıldı. Bu kapıdan girmek kolay değil; çünkü pek yüksek. Ona tırmanmak için büyük ruh kuvveti lâzım. Onu ancak alçaklardan selâmlıyoruz.
Hayata Dair
Mehmet AkifNurettin Topçu · Dergah Yayınları · 2020947 okunma
8/10
·130 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
Bizim Külliye / Sayı: 106. Aralık- Ocak-Şubat 2025-2026. Üç Aylık Kültür ve Sanat Dergisi. Elazığ İzzetpaşa Vakfı adına yayınlanan derginin, Genel Yayın Yönetmenliğini Nazım Payam yapmaktadır. Beyaz kapakta küçük bir orman resmiyle, sonbahar mevsiminde yapraklarının solarak farklı renk cümbüşü içindeki ağaçlar arasından, mavi gökyüzüne ulaşan fotoğraf dosya konusu hakkında bize bilgi vermektedir; Edebiyat ve Renkler. Dergi de dosya konusu ile ilgili 51 eser ve bir karikatür - çizgiyorum var. Akademik makaleden şiire, denemeden hikayeye, söyleşiden kitap tanıtımına kadar farklı renk ve desen de eserler bulunmaktadır. Aynı şekilde yazarlarda da hem Elazığlı hem farklı şehirlerden, üniversite hocasından öğrenciye, öğretmenden sağlık çalışanına farklı meslekten renklerin karıştığı bir sayıdır. Yalnızca edebi eserler değil renk kavramıyla ilgili okuyucunun zihnini renklendiren bir bakış açısı dikkat çekmektedir. #Kitapşuuruinsanlıkşuurudur.
Bizim Külliye - Sayı 106 (Aralık 2025/Ocak-Şubat 2026)Bizim Külliye Dergisi · İzzetpaşa Vakfı Yayınları · 20251 okunma
Puan vermedi·548 syf.··
2026 1. kitabı
·
60 günde okudu
·
Okunma: 30 Ocak 2026 13:13
Sevdalım Hayat Ömer Zülfü Livaneli Zülfü Livaneli’nin kendi kaleminden hayatı “Gerçek bilgi okuldan değildin kitaptan edinilir” Erasmus İnsanın kaderi kendi davranışına bağlıydı. Ne var ki bu Tanrı katında önceden bilinirdi. Alın yazısı denilen şey buydu Said Nursi kitapları: bu kitapları yazan ne kadar zeki bir kişiydi. Sanki Balzac’la Kierkegaard’la, Camus’yle polemiğe giriyor, aynı konuları irdeliyordu; doğrusu çok mantıklı bir cevap veriyordu. O gece sabaha kadar bana verilen bütün Said Nursi kitaplarını okudum. İrade-i külliye ve irade-i cüziye bölümü benim cevap aradığım birçok soruyu aydınlatıyordu. İlkel kabilelerde her kabilenin oku belliydi. Ortak ava çıktıklarında kalbe en yakın ok atan en büyük payı alırdı. Paylaşımda sorun olmazdı. Ok ve yayın yerini kurşun alınca sorun başladı İdeolojiler her toplumda farklı algılanıyor. Herkes kendi kültür ve eğitim durumuna göre algılıyor. “Bir atış mangası oluşturulduğu zaman, solcular hemen daire biçiminde dizilir” Deniz Gezmiş grubu ordu içinden destek alıyordu Atını konsül yapan Roma imparatoru var Sayın muhbir vatandaş Eskiden sinemalarda filmden önce belgesel gösterilirdi Arabesk, şehre gelmiş köylünün güzel kadınlara ve zengin hayata kavuşmak için yalvarmasıdır. Akdeniz müziği ise filozofun hüznüdür
Sevdalım HayatZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 20125,3bin okunma