• bu ses kimde kalsa
    bu ses kimde kalsa, diyor
    suya en son dokunan

    kimin kalabalığına katıldık
    çaputlar bağlayarak hayata
    suyu en çok kim hak etti
    mektupların yalnızlığını taşıyan
    düşman taburu, ben ve başkası.


    fakat su nedir ilkin
    bir çocuğun konuşması mı
    aşktan sonra
    bir kadının nereleri kalmışsa
    harcanacak bozukluk rüyasıyla
    dölyatağında unutulan bir gülün
    belki hizaya getirdiği son uçurum
    bir gelini dikerler üstüme
    istemem ki azmettireyim geceyi
    varoş soyunukluğumdan kapılar
    açılan yırtık gümüş sesiyle
    neden bunca benzetme bakan yağmur
    şahit olmaz akan kana
    düşünürüm, duyulmayan için
    kahırdan bir yol seçince
    bütün hayvan duygularımı otlatır
    içimde eski bir yılgınlığı gezdiririm


    hükmü nedir yumurtanın
    bilmeli sahip ve kitaplar
    yakılan insandır her gece umuda bakan
    kapısı eğrilmiş sesler çıkmıyor
    ne güne dayansam, ötesinde dünyam
    kılık değiştiren yağmur
    ters dönen kaplumbağa küfrederken
    yerçekimine, örümceğin işine gelir
    tüccarın bildiğidir kumar sevinci
    her yatakta bir kadına düşen incir
    ne zaman dilesem okullar tatil değil
    kiralık tenefüsleriz birbirimizin


    belki bilir kuşlar kadar yolları
    panta rei! mezar kabuklarından
    ne kadar kısa deriz kısa çöp mü yoksa tabut
    ağıtlar ardından -kader- mahalle baskısı
    yokuşa düşen çocuklar tersine yaşar
    memeleriyle ahlanan kiremit parçasına
    bakarken denizin ürperdiğini bilir
    kara gömleğine sardığı çiçekleri avuçlayan su

    suyun aktığına inanmak için
    donuk deryaya da bakmak gerekir!



    Payanda​
  • İnsanoğlunun yiğitliğini yol arkadaşlığında sınayacaksın bir, kumar âleminde sınayacaksın iki, içkili muhabbet âleminde sınayacaksın üç...Bir de bunun sonuncusu var:Particilik arkadaşlığı...
    Aziz Nesin
    Sayfa 116 - Adam Yayınları
  • Kuşkusuz hayatın ve ölümün üstüne oynanandan daha büyük bir kumar bilmeyiz. Bunlarla ilgili her kararı en yüksek dikkat, ilgi ve korkuyla izleriz; çünkü gözümüzün önünde bahise sürülebilecek her şey sürülmüştür: Her şey tehlikededir.
    Arthur Schopenhauer
    Sayfa 67 - Say Yayınları
  • Bu bir öykü kitabı ve toplamda beş öyküden oluşmakta;
    1)Yatak
    2)Nihat
    3)Fotoğraf
    4)Veysel'in Kanatları
    5)Şeytan Uçurtması

    İlk öykümüz Yatak,ismiyle tamamen bir bağ içersinde,bir çocuğun yatağıyla kurduğu bağı anlatan sıcacık bir eser. Eski köylerdeki yatakları bilir misiniz ?işte bu yatağından bir türlü kopamayan bir çocuğun, gençliğine kadar bu yatağa özlemini çok güzel kelimelerle anlatmış yazar. Sonrasında pamuğun tarlada nasıl toplandığından tutunda fabrika aşamasına kadar sıcak üslubuyla sarmalamış yazar bizleri...
    Bu öyküyü okurken aklıma çocukluğumda gittiğim köy evleri geldi. Genelde ahşaptan iki katlı olup altinda hayvanların barındığı şirin evlerdi. Biz geceleri yattığımızda küçük deliklerden hayvanları gözetlemeye bayılırdık. Tabi bu evlerin kötü bir yanı kendine has kokuları olurdu,ama zamanla bu bile güzel gelirdi inanın...

    İkinci öykümüz Nihat, küçük yaşta babası tarafından terkedilmiş bir çocuk o.Annesine gelince,şöyle tarif ediyor yazar; güzelliğinin yanı sıra,melekler kadar iyi oluşundan söz ettiler sonra; dürüstlüğünden, sessizliğinden ve kibarlığından söz ettiler. Öyle ki sonunda adam sanki kadının bu özelliklerine dayanamayıp kaçmış gibi oldu benim gözümde...
    Nedendir bilmem ama iyi kadınların kaderidir terk edilmek. Belkide ödüldür onlar için bu ve belkide bu kadınlara ceza olmaktan kaçar bu erkekler kimbilir. Ama bir gerçek varki olan masum biçare çocuklara olur her defasında. Ya bir anne eksikliği ya bir baba sessizliği pençeleri arasına alır. Bazende her ikisinden de mahrum kalır yavrucaklar... Soran olmaz hallerini ve dertlerini,dünyaya gelip gelmek istemediklerini sormadiklari gibi...

    Üçüncü öykümüz fotoğraf,öykümüz zaten çok kısa ve haliyle ben içeriğini anlatsam öyküyü okumuş gibi olacaksınız ve ben bu kadar hazıra konmanıza göz yumamam. Şöyle bahsetmek istiyorum,diğer iki öyküden çok farklı,bir Anadolu kasabasında tesadüf eseri karşılaşan beş insanın sıcacık bir o kadarda güldüren keyifli anıları. Öleceği tarihi hesaplayan bu insanların kendi mezarlarını kazmaları ve bu mezarlarda arada bir yatmalarını ürpererek ve kahkayla okuyacaksınız. Evet evet yanlış duymadınız...
    Eğer yazan kişi Hasan Ali Toptaş sa her şey mümkün...

    Dördüncü öykümüz Veysel'in Kanatları,küçük bir kasabada bir kahvehanede masa başında harap olan insanlık konu edilmiş. Kumar oynamanın yasak olduğu bu kasabada tüm yasakları ayaklar altına alıp oynanan kumarın nelere mal olduğunu anlatan bu öykü,diğer öykülerden daha çok anlam barındırıyor içerisinde. Nedendir bilmem ama bu yasaklar biz insan oğluna hep cazip gelmiş ve felaketimize sebep olmuştur. Bu öykümüz de bunun en acı örneğine şahit olacaksınız.

    Beşinci ve en son öykümüz Şeytan Uçurtması,bir çocuğun gözünden annesizligin derin bunalımlarının anlatıldığı duygu yüklü bir öykü. Üvey anneyle yaşayan ve küçük kardeşine kıskançlık öfke barındıran küçücük kalbin sevgi arayışının kısa bir anlatısı...

    Gecenin Gecesi öykünün geldiği yeri yeniden konuşan bir kitap. “Onun atı daha gurbete çıkmadan ürkütülmüştür,” denilmişti Toptaş için. Bu kitapta da gurbete çıkanlar var. Gurbeti külfet, külfeti azap belleyenler var. Ve herkes eve dönüyor sonunda.

    “Şimdi sen, öyleyse bütün bunları neden yazdın, diyeceksin belki. Doğrusu, neden yazdığımı ben de bilmiyorum. Demek, yorganı omuzlarıma doğru çekip, bu yatak beni öldürecek dedikten sonra yazının içinde uyuyakalmışım.”

    Keyifli okumalar...

    Gecenin Gecesi
    Hasan Ali Toptaş
    Everest yayınları
    Sayfa:88
  • Erkeklerden nefret ettim çünkü benimle uzun süre kalıp beni bir baba gibi sevmediler: İçlerinde birer delik açıp onların baba kumaşına sahip olmadıklarını gösterebilirdim. Onların bana evlenme teklif etmelerini sağladım ve sonra onlara şansları olmadığını gösterdim. Bir kadının ıstırap çektiği gibi ıstırap çekmedikleri için erkeklerden nefret ettim. Geberip gidebilir ya da İspanya'ya kaçabilirlerdi. Bir kadın doğum sancısı çekerken onlar eğlenip gülebilirdi. Kadın, ekmeğin üzerindeki tereyağını bile idareli kullanmaya çalışırken onlar gidip kumar oynayabilirlerdi. Alabilecekleri her şeyi aldılar ve öfke nöbetleri geçirdiler...
  • Kumar oynamayın, kahvelerde oyun masalarında zananınızı boşa harcamayın.
  • ... büyüklerin sağa sola tükürdüğünü gören küçükler önce buna özenmeye başlar. Bir iki tekrardan sonra, bu tiksindirici hareket onlarda da bir alışkanlık halini alır. Etrafımızdakilerden görerek bir iki sigara içeriz. Biraz sonra arkadaşlık gayretiyle bir iki daha... Derken sigara içme alışkanlığına saplanıp kalırız. İçki, kumar, yalancılık, uçarılık... gibi belâlı alışkanlıklar hep böyle başlar. Ve tiryakilik denen felâketle biter.