Z E Y N E P, bir alıntı ekledi.
16 saat önce · Kitabı okuyor

Hakkın taraftarları batıl ehli kadar cesur ve fedakar olmazlarsa bu dava yürümez.Hep şikayet ettiğimiz fuhuş,ahlaksızlık,faiz,rüşvet,içki,kumar vb. Hastalıklar bir kurt gibi toplumu içten içe yiyip bitirir.

Hanımlar İçin Tefsir Dersleri, Necmeddin Salihoğlu (Sayfa 109)Hanımlar İçin Tefsir Dersleri, Necmeddin Salihoğlu (Sayfa 109)

Hayat bi kumardır, özellikle aşk... Oynadığım son kumarda kaybettim. Peki şimdi neyin üzerine kumar oynuyorum? Aramızdaki problemleri düzeltmek üzere mi yoksa kalbimin yeniden kırılması üzerine mi?
Tess Gerritsen

İbrahim (Sisifos), bir alıntı ekledi.
19 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Adamın birinin babası Cuma günü ölmüş. Cuma mübarek ama adam öyle biri değil. Hırlı mı hırlı. Oğlunun içine nasıl bir korku düştüyse artık, daha cenaze kalkmadan koşup imanın karşısına dikilmiş. Babasının cennete girip giremeyeceğini merak ediyormuş. İmam sormuş :

" Kumar oynar mıydı? "
"Oynardı ama cuma günü öldü."
"Zina yapar mıydı?"
"Haftada sekiz gün dokuz yapardı ama cuma günü öldü."
"Alemci miydi?"
"Hem de nasıl ama cuma günü öldü."

İmam biraz düşünmüş "Durum anlaşıldı," diye başlamış lafına. Oğul merak içinde dinlemede "Babana cuma günü bir şey yapmazlar ama cumartesiden itibaren ebesini bellerler"

Tuhaf Dergi Sayı: 14, Kolektif (Sayfa 45)Tuhaf Dergi Sayı: 14, Kolektif (Sayfa 45)
Simurg (ϜϓſϞ), bir alıntı ekledi.
Dün 10:10 · Kitabı okudu · İnceledi

Kumar oynayan kocalar. Annelerine aşırı düşkün olan. karılarına tek rupiyi çok gören kocalar. Meryem bu kadar çok kadının nasıl olup da aynl bahtsızlığa düştüğünü. hepsinin de nasıl böylesine berbat erkeklerle evlenebildiğini merak etti. Yoksa bu. evli kadınlara özgü. kendisinin bilmediği bir oyun. pirinç ıslamak ya da hamur yoğurmak gibi gündelik bir ritüel miydi?

Bin Muhteşem Güneş, Khaled HosseiniBin Muhteşem Güneş, Khaled Hosseini

Marquis de Sade’dan karısına: “Evet, itiraf ediyorum, şehvet düşkünüyüm ben”

Adıyla ve yazdıklarıyla sadizm kavramına esin kaynağı olan Marquis de Sade, neredeyse eserleri kadar renkli bir hayat sürmüştür. Lacoste’deki kalesinde fahişelerle, kadın ve erkek hizmetkârlarla, hatta baldızıyla birlikte şehvet tutkusunu tatmin etmeye çalışmış, fiziksel taciz suçlamalarıyla karşı karşıya kalmıştır.

Kısa süreli tutuklamalardan sonra İtalya’ya kaçan de Sade, 1777 yılında, çoktan vefat etmiş annesinin ölüm döşeğinde olduğu yalanıyla kandırılarak Paris’e getirilir ve kayınvaldesinin de yardımıyla tutuklanır. 74 yıllık yaşamının yaklaşık 32 yılını çeşitli hapishaneler ve akıl hastanelerinde geçiren de Sade, işte bu mahkûmiyeti sırasında karısında aşağıdaki etkileyici mektubu yazar. Yayıncıların ve çevirmenlerin düzenli olarak müstehcen ve toplumun ahlakını bozan eserler yayımlamaktan yargılandığı bir ülkede aslında herkesin okuması gereken bir mektup bu.



20 Şubat 1781

[…] Yalnızca saf ve katıksız bir şehvet düşkünlüğünden suçlu sayılırım, doğalarından gelen o mizaç ve tutkunun düzeyine bağlı olarak, tüm erkekler tarafından farklı oranlarda hayata geçirilen şehvet düşkünlüğünden. Herkesin hataları vardır, karşılaştırma yapmayalım: Cellatlarım da benden farksızdır belki.

Evet, itiraf ediyorum, şehvet düşkünüyüm ben. Bu konuda kurgulanabilecek ne varsa kurguladım zihnimde ama uygulamaya dökmedim şüphesiz hayal ettiklerimin tamamını ve asla da dökmeyeceğim. Şehvet düşkünüyüm ama suçlu ya da katil değilim. Savunmamı kendimi temize çıkarma yönünde yapmaya zorlanıyorum. Oysa beni böylesine haksızca mahkûm edenler, kendi rezilliklerini dengelemeyi bile beceremiyorlar. Oysa benim rezilliklerim kadar da iyiliğim vardır. Şehvet düşkünüyüm ama mahallenizde yaşayan üç aile, beş yıl boyunca benim sadakalarım sayesinde hayatta kaldı, çok büyük bir yoksulluktan kurtardım onları. Şehvet düşkünüyüm ama hem albayı hem de alayındaki arkadaşları tarafından ölüme terk edilmiş bir savaş kaçağını kurtaran da ben oldum. Şehvet düşküyüm ama Evry’de, tüm ailenizin gözleri önünde, hayatımı tehlikeye atmak pahasına, kendimi altına atmayı göze alarak kurtardım atların çektiği o yük arabasının tekerleri altında ezilmekten bir çocuğu. Şehvet düşkünüyüm ama karımın sağlığını hiçbir zaman tehlikeye sokmadım. Çocukların kaderini olumsuz etkileyecek şehvet oyunlarıyla asla ilgim olmadı: Mirasımdan mahrum kalmalarına ya da en azından bir kısmını kaybetmelerine neden olacak biçimde kumar oynadım mı herhangi bir zaman? Başka harcamalarla mahvolmalarına neden oldum mu? Kontrolüm altında olduğu sürece, servetimi kötü yönettim mi? Başka bir deyişle, bugün yüreğimin dolu olduğu söylenen karanlıkları ele veren bir şey yaptım mı gençliğimde? Sevmem gereken her şeyi sevmedim mi? Kıymetli olan her şeye itina etmedim mi? Babamı sevmedim mi? (Maalesef ardından her gün ağlıyorum hâlâ.) Anneme kötü mü davrandım? Son nefesini vereceği sırada, ona olan bağlılığımın son kanıtlarını sergileyecekken, sizin anneniz değil miydi beni dört yıldan beri çürüdüğüm bu korkunç hapishaneye kapattıran? Dolayısıyla, incelesinler beni en küçük yaşımdan itibaren. Yanınızda iki kişi var benim hayatıma şahit olmuş: Amblet ve Madam de Saint-Germain. Sonra gençliğime göz atmak isteyenler, tamamını gözlerinin önünde geçirdiğim Marki de Poyanne’a başvurabilir. Evlendiğim yaşa kadar uzananlar, yaptığımı varsaydıkları vahşiliklere ve bana mal edilen suçları ifşa ederken sözünü ettikleri bazı kötü eylemlerime asla kanıt olmadığını görecek, danıştıkları kişilerden öğreneceklerdir. Oysa olmalıydı; sizin de bildiğiniz gibi, suçta kademe kademe ilerlenir. Bu kadar masum bir çocukluk ve gençlikten tasavvur edilebilecek en korkunç zulümlere nasıl geçmiş olabilirim birdenbire? Hayır, buna inanmıyorsunuz aslında. Bugün beni bu kadar zalimce baskı altında tutan sizler, siz de inanmıyorsunuz buna: İntikam ruhunuzu baştan çıkardı, körlemesine teslim oldunuz bu duyguya ama yüreğiniz benim yüreğimi tanıyor, sizden daha iyi yargılıyor ve aslında masum olduğunu gayet iyi biliyor. Bir gün buna ikna olduğunuzu görmekten mutluluk duyacağım ama itirafınız yaşadığım ıstırapları telafi etmeyecek ve daha az acı çekmiş olmayacağım… Neyse, aklanmak istiyorum ve beni buradan çıkardıkları zaman aklanmış olacağım. Katil olsaydım, buradan çıkmam da pek mümkün olmazdı ama değilim – ve eğer değilsem, fazla ceza çekmişim demektir ve bunun nedenini sorma hakkım da olacak.

Oldukça uzun bir mektup oldu değil mi? Fakat kendime borçluydum bunu; acı dolu dört yılın yarattığı sıkışma duygusuyla söz vermiştim kendime. İçimdeki acı tükendi. İşte böyle. Veda mektubuna benzedi bu mektup; öyle ki sizi bir kez daha kollarıma alma tesellisine kavuşamadan ansızın geliverirse ölüm, son nefesimi verirken, bu mektupta dile getirdiğim duygularımı, size olan saygısını mezara kadar beraberinde götüren kıskanç bir ruhun son sözleri olarak göndermiş olacağım. Sıradışılığımı affedin. Özellikle peşinden koşulmuş ya da ruhi bir şey değildir: Yalnızca mizaç ve hakikat görmelisiniz içinde. Mektubun elinize geçmesi için başlangıçtaki birkaç ismi siliyorum ve size ulaştırılmasını ısrarla rica ediyorum. Bana ayrıntılı bir cevap vermenizi beklemiyorum ama bu “büyük mektubumu” alıp almadığınızı bildirin yeter. Bu adı vereceğim bu mektuba; evet, bu adı vereceğim. İçindeki duyguları size aktarmak istediğimde, siz de okuyacaksınız bunu… Beni işitiyor musunuz, sevgili dostum? Bunu okuyacak ve sizi mezara kadar sevecek bu adamın kanıyla imzalamak istediğini göreceksiniz.

DE SADE
[…]

Fransızcadan çeviren: Birsel Uzma

Yusuf Ö., bir alıntı ekledi.
Dün 00:42

Gelin çocuklar, kumar masasına dizilip hep beraber ağlayalım!...
Gençliğin ötesinde ihtiyarlık, kavuşmanın berisinde ayrılık, ekmeğin ucunda açlık var diye katıla katıla ağlayalım!

Reis Bey, Necip Fazıl Kısakürek (Sayfa 84 - Büyük Doğu Yayınları - 34.Basım Nisan 2017)Reis Bey, Necip Fazıl Kısakürek (Sayfa 84 - Büyük Doğu Yayınları - 34.Basım Nisan 2017)
Büşra Kocatürk, Kumarbaz'ı inceledi.
Dün 00:40 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Dostoyevski her zaman olduğu gibi yine mu kitabında da gençlik yıllarını, kumar tutkusunu ve dramatik aşk hallerini anlatmış. Kendisinin de bir dönem başında kumar derdi olduğu için kendi gözlemlerinden yola çıkarak insanların kumar tutkusu yüzünden servetlerini, aşklarını ve onurlarını nasıl kaybettiklerini aktarmak istemiş bence. İnsan ruhunun en derin ve karanlık yerlerini okurun önüne sermekte usta olan Dostoyevski bu kitapda kahramanı Aleksi İvoniç'in ruhundaki gelgitleri çok güzel aktarmış. Dili aşırı iyiydi. Klasiklerde olan genelde sıkılma tavrı dostoyevskide değişiyor. Kendini hemen kitaba kaptırıyorsun. Ve son olarak şunu sormak istiyorum sizlere:Kumar masalarında yitirilen gerçekte nedir? Para mı, onur mu, aşkı mı hayat mı?

Arrente, bir alıntı ekledi.
24 May 17:19 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

İnsanların neler yapacağı ya da yapmayacağı önceden bilinmez, beklemek gerekir, zamana zaman tanımak gerekir, zaman hükmeder, zaman kumar masasında karşımızda oturan oyuncudur ve oyunun bütün kartları onun elindedir, bizler ancak hayatımızı verirsek bir şey elde edebiliriz, kendi hayatımızı...

Körlük, José Saramago (Sayfa 322 - Kırmızı Kedi yayınevi)Körlük, José Saramago (Sayfa 322 - Kırmızı Kedi yayınevi)
*falah *, bir alıntı ekledi.
23 May 18:25 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Kumar bu , bilmez misiniz , doktoru ve ve ilâci olmayan hastalık...

Reis Bey, Necip Fazıl Kısakürek (Sayfa 165 - Büyük Doğu Yayınları)Reis Bey, Necip Fazıl Kısakürek (Sayfa 165 - Büyük Doğu Yayınları)
İhsan Güzel, bir alıntı ekledi.
23 May 18:18 · Kitabı okudu · 7/10 puan

İç Kumar
"Josephine, tanrıya şükran borçluyuz. Hepimiz ona teşekkür etmeliyiz. Tanrı ;kafeini yaratmış, sigarayı yaratmış, uyku haplarını yaratmış, şarabı yaratmış, uyuşturucuyu yaratmış, jileti yaratmış. Üstüne bunları daha faydalı, daha kullanılabilir kılmak için aşkı yaratmış, yalnızlığı yaratmış. "

Rasyonel Şizofreni, Batuhan Dedde (Sayfa 51 - Altı Kırk Beş)Rasyonel Şizofreni, Batuhan Dedde (Sayfa 51 - Altı Kırk Beş)