10/10
·184 syf.··
2026 15. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 05:31
Dostoyevski'nin bu romanında Makar Devuşkin karakteri yaşlı bir memur, yalnız bir hayat yaşar, son derece fakir ve apart gibi bir evde kira ödeyerek yaşamını sürdürür. Kaldığı ev daracıktır ve özgür bir yaşamı yoktur. Fakir ve eğitimsiz olduğu için acı çekmektedir. Varenka adlı genç ve yetim bir kadınla mektup arkadaşı olur, kadına karşı bir baba ve abi sevgisi hisseder, o kadına karşı mektuplarında çektiği toplumsal ve bireysel acıları vurgular. Bu her iki karakter yabancılaştıkları toplum içinde yaşadıkları bireysel yalnızlıklarını yazdıkları mektuplarla dile getirip bir nebze olsun karşılıklı olarak yalnızlık duygularını telafi etmeye çalışmaktadırlar. Kitabın Rusça orijinal adı Bedniyı Lyudi yani Yoksul İnsanlar ama Türkçe'ye İnsancıklar olarak çevrilmiştir. İngilizce'de Poor Folk olarak piyasada satılıyor. Rusça'da zengin bogatıy demek, bogatıy kelimesi aynı zamanda Rusça'daki bog kelimesinden geliyor. Bog ise Tanrı demek. Yani zenginlere tanrısallık sınıfı biçiliyor. Rusça’da fakir anlamına gelen bednıy kelimesinin etimolojik kökeni ise felaket, musibet, dert, sıkıntı gibi anlamlara gelen Rusça’daki beda kelimesinden gelir. Bednıy kelimesi sadece fakir anlamına gelmemekle birlikte felakete uğramış bir zavallı anlamına da gelmektedir.
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202376,8bin okunma
“STEPANÇİKOVO KÖYÜ” ~ DOSTOYEVSKİ
8/10
·290 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 14:00
Stepançikovo KöyüStepançikovo Köyü, Fyodor DostoyevskiFyodor Dostoyevski’nin kurşuna dizilmek üzereyken, cezası sürgün ve zorunlu askerliğe çevrildiği dönemde 1859 yılında Sibirya’da kaleme aldığı eser. Dostoyevski’nin bilinen dev eserleri arasında alkış sırası kendisine pek gelmeyen bir romanı. Kronolojik olarak bakarsak, daha o kalın klasiklerin yazılmadığı, yıllar sonra yazacağı o başyapıtların habercisi diyebiliriz. Yazarın kendi tarzını anca oturtmaya başladığı zamanların kitabı. Daha sonra Dosto mektuplarında, bu kitabı isteksiz ve aslında borçlarını ödemek için mecbur kalarak yazdığını söyler. Yazar o yıllarda sansür korkusu yaşasa da, yine de eserlerinin alt metinlerinde gerçekçi yönünü yansıtmaktan geri durmamış. Ama öncelikle kısa kısa notlarımla Dostoyevski; *çocukluğunu ayyaş bir baba ve hasta bir anne arasında geçirmiş olmasaydı, *on altı yaşındayken annesini veremden kaybetmiş olmasaydı, *babasının ölüm haberini aldığında mutlu olabilecek derecede kin duymasaydı, *yirmi sekiz yaşında altı ay hapis yattıktan sonra tam idam edilecekken bir Rus çarı tarafından son anda affedilmeseydi, *annesi gibi veremli bir kadınla evlenip, onu da kaybetmemiş olsaydı, *kumar borçlarını ödeyebilme uğruna normal bir insanın bir haftada okuyacağı kitabı üç günde yazmak zorunda kalmasaydı, *epilepsi hastası olmayıp, her an bir sara krizi geçirme ihtimalinin sırtına yüklediği yükten doğan stresle yaşamak zorunda kalmasaydı, Ne o Dostoyevski olabilecekti, ne de o kitapları yazacaktı. Dostoyevski’yi olduğu kişi yapan şeyler, bence bu geçmişi ve yaşadıklarıdır.. Kitaba geçince; her şeyden önce kitabı almamda büyük etken bu köyü merak etmemdi. Zaten Slav kökenli diller de hep hoşuma gitmiştir. Yalnız ‘Stepançikovo’ belirli bir gerçek köyü temsil etmiyormuş (kurgusal), fakat Rusya’da ‘Stepanchikovo’ adlı birkaç yerleşim yeri
Stepançikovo KöyüFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20194,901 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·184 syf.··
2026 4. kitabı
Dostoyevskinin ilk romanı , sanırım 20 li yaşlarında yazmış. Klasik güzel bir kitap iştah açma niyetine. Herzamanki gibi zamane rusyasının dokusunu güzel bir şekilde betimlemiş. İki arkadaş ve komşunun mektuplarından oluşuyor kitap , birisi orta yaşlı bir memur , diğeri ise genç bir kız. İki sırdaşın bu mektuplarında aklımda kalanlar ; memurlar ve yurtdaşlar arasındaki sosyal dayanışma ve baskı , ülkedeki hiyerarşik yapı , ekonomik durumlar , toplumun tasavvuru , farkındalık ve birazda aşırılık barındıran psikolojik tahliller , ve bu dünyada yaşayan iki insanın duygu düşünce ve tepkileri. Bunlar bu mektuplarda bize birbirini maddi manevi destek olmaya çalışan iki kişinin mektuplarında aktarılmış.
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202376,8bin okunma
…kadrajda bir avuntu aramak:
Puan vermedi·204 syf.··
2026 10. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 20:48
Herkesin hayatın anlamını bir yerlerde aradığı, bulduğunu sandığı anlarda ise kendi sığlığında boğulduğu o malum trajedideyiz. Andrei Tarkovski, Mühürlenmiş Zaman’da bize sinema anlatmıyor; aslına bakılırsa, insanın o bitmek bilmeyen, can sıkıcı varoluş çırpınışlarına estetik bir kılıf uydurmaya çalışıyor. Sanatın bir kurtuluş, zamanı dondurmanın ise ölümsüzlük olduğuna inanacak kadar saf bir idealizmle yaklaşıyor dünyaya. Oysa gerçeklik, onun o uzun ve melankolik plan sekansları kadar sabırlı değil; aksine, bizi en beklemediğimiz anda çiğnemeden yutan amansız bir dişli. Tarkovski ise bu dişlinin arasına şiirsel bir parazit gibi sızarak zamanı mühürlediğini iddia ediyor. Ne büyük ve asil bir yanılgı. Kitap boyunca sinemanın "zamanın doğrudan kendisiyle çalışmak" olduğunu geveleyip duruyor. Popüler kültürün, o her şeyi çabucak tüketip fırlatan endüstriyel lağımının karşısına dikilip dürüstlükten, ruhun arınmasından bahsediyor. Filmlerini izlerken çoğunun esneyerek "Uykum geldi" dediği bir çağda, sinemayı kutsal bir ayin mertebesine çıkarma çabası takdire şayan ama bir o kadar da nafile. İnsanlığın kolektif bilinci bir bardak suya muhtaçken, o bize o suyun yüzeyine düşen yaprağın yansımasındaki metafizik anlamı vadediyor. Tarkovski’nin dünyasında zaman gerçekten mühürleniyor ama mühürlenen şey aslında insanın kendi yalnızlığının ve çaresizliğinin soğuk odası. Cioran’ın o keskin pesimizmini andıran bir damar var bu mühürde: Dünyaya fırlatılmış olmanın acısını, kameranın vizöründen bakarak hafifletmeye çalışmak. Yönetmen, sanatçının bir kurban olması gerektiğini söylerken haklı belki de; çünkü bu köhne dünyada katlanılamaz gerçekliği ancak kendini paralayarak, o çürümüş toprağa ve akan suya kutsallık atfederek katlanılır kılabilirsin. Şiirsel sinema dediği şey, temelde
Mühürlenmiş ZamanAndrey Tarkovski · Afasinema · 19861,109 okunma
8/10
·328 syf.··
2026 47. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 21:10
Merhaba, bugün sizlere 𝕭𝖎𝖗 𝕶𝖊𝖗𝖊 𝕯𝖆𝖍𝖆 kitabının yorumu ile geldim Hayatınızda ikinci bir şansa daha yer olsaydı neyi değiştirmek isterdiniz? Bu kitapta ikinci şansı bir kere daha okuyacağız Alfie, annesini daha henüz sekiz yaşındayken kaybetmiştir. Ama annesi ölürken Alfie'nin bir yeteneği ortaya çıkacaktır. Alfie, oynadığı kumar oyunlarında tutturduğu sayılar ile milyonlar kazanmıştı. Bunun bir hile ve suç olduğu için göz altına alınarak, sorgulamaya başlarlar. Alfie, hayatını çocukluktan itibaren günlük gibi yazıyordu. Ve bunun adına da Kompozisyon Defteri diyordu. Defteri okumaya başladıklarında henüz sekiz yaşında ortaya çıkan yeteneğini öğrenmeye başlarlar. Geçmişe bir kez gidebilir ve bunun için neleri göze alması gerekmektedir? Alfie'nin annesi bunu bir kere kullanması gerektiğini ve çok dikkatli olması gerektiğini söylemesine rağmen her fırsatta bu durumu kullanmıştır. Gianna ile de yaşadığı aşkı.. Bu aşkın getirdikleri ve ne götürdüklerini de beraberinde okuyoruz Bakalım, Alfie daha neler yaşayacaktır? Okurken, hayatı Bir Kere Daha sorguledığımız bir eser aslında Yeniden bir şansınız olsa neleri değiştirmek istediğinizi biliyor musunuz? Bu türde eserler okumayı seviyorsanız listenize ekleyin diyorum Kitapla ve sevgiyle kalın
Bir Kere DahaMitch Albom · Destek Yayınları · 202641 okunma
Puan vermedi·239 syf.··
2026 45. kitabı
Hikaye aslında bir yas, vicdan azabı ve şüphe muhasebesiyle başlıyor. Çok güzel, zengin ama bir o kadar da bencil ve yüzeysel bir kadın olan Rosemary Barton, lüks bir restoranda doğum gününü kutlarken şampanyasına karıştırılan siyanürle herkesin gözü önünde can veriyor. Dönemin polisi ve çevresi bunu kadının depresyonda olmasına bağlayıp "intihar" diyerek dosyayı kapatıyor.Ancak aradan tam bir yıl geçiyor. Rosemary’nin kocası George, karısının intihar etmediğine, masadaki altı kişiden biri tarafından öldürüldüğüne dair isimsiz mektuplar almaya başlıyor. George, katili açığa çıkarmak için adeta akılalmaz ve tehlikeli bir kumar oynuyor: Karısının öldüğü aynı restoranda, tam bir yıl sonra aynı masayı ayırtıyor ve o gece masada olan aynı konukları tekrar çağırıyor. Masada Rosemary’nin anısına boş bir sandalye ve bir biberiye dalı bırakılıyor. Tam "George şimdi bombayı patlatacak" diye beklerken, kurgu öyle bir ters köşe yapıyor ki George da tıpkı karısı gibi aynı masada, aynı şekilde zehirlenerek ölüyor. Olayı çözmek ise eski bir istihbaratçı olan aile dostu Albay Race’e düşüyor. Kitabın en sevdiğim yanı üç bölümlü yapısı oldu. İlk bölümde masadaki altı şüphelinin de geçmişe dönüp Rosemary ile olan anılarını hatırlamasını okuyoruz. Bu sayede Agatha Christie bize şu mesajı çok iyi veriyor: "Bu kadından nefret etmek ve onu öldürmek için masadaki herkesin son derece geçerli bir sebebi vardı!". Kitap sadece "katil kim?" sorusundan ibaret değil. İnsanların iç dünyasındaki kıskançlıkları, miras kavgalarını, yasak aşkları ve üst sınıfın o sahte nezaketini çok iyi yüzümüze çarpıyor. Rosemary karakteri fiziksel olarak romanda olmasa bile, bir hayalet gibi tüm kitabın ve karakterlerin üzerine çöküyor. Şüpheli sayısı aslında çok az (sadece masadaki o birkaç kişi). "E bu kadar az
Şampanyadaki ZehirAgatha Christie · Altın Kitaplar · 20192,174 okunma