Yaban, olay örgüsü açısından rahatlıkla özetlenebilecek bir eser olmasına karşın Ahmet Celal'in köylüler ile yaşadığı çatışmalar(köylü*aydın,köylü*ağa,yerli*yaban)özetle tam olarak aktarılamaz.Bu sebepten konu özetine incelemede yer vermiyorum.Eser, Kurtuluş Savaşı döneminde, Eskişehir’in Porsuk Çayı’na yakın bir köyünde yaşayan köy halkıyla bu köye sonradan gelmiş İstanbullu bir “yaban”ı anlatır.Yazar,aydın-halk arasındaki uçurumu açık ve objektif şekilde ele alırken Ahmet Celal’in çaresizliğini de anlatmak ister. İstanbul’da yetişmiş bir Türk aydınının Anadolu halkını keşfettikçe içine düştüğü boşluk ya da içinde bulunduğu gerçeği sorgulaması ve tahlilidir.Eserin başında yer alan ve ilk basımda bulunmayan,yazarın sonradan dahil ettiği ön söz mahiyetindeki (“Yaban’ın İkinci Basılışı Vesilesiyle”)kısım ise esere döneminde yapılan eleştirilere (Yakup Kadri’nin köylüyü suçlayıcı yahut hor görmesi üzerine kaleme alınmış bölümdür) cevap niteliğindedir.Ben de bu eleştirileri yersiz bulmakla birlikte Yakup Kadri’nin eleştirilere bu denli güzel yanıtlamasına ayrıca hayran kaldım.O eserini objektif olarak kaleme almış ve aydın-köylü çatışmasında bir kurban belirlememiştir.Evet yer yer köylüye öfkelendiği kısımlar olmakla birlikte bu suçlayıcı bir üsluba varmamış.Ve hatta köylünün cahilliğinden bile yine kendini,Türk aydınını sorumlu tutmuş,sadece eleştiri bölümünde değil eserin içinde de bunu pek çok ifadeyle anlatmış bulunmakta.Bunlardan en güzel örnekleri ekledim.
“Burada, ben, vatan delisi millet divanesi; burada, ben harp malulü Ahmet Celal yapayalnızım. Bunun nedeni, Türk aydını, gene sensin! Bu viran ülke ve yoksul insan kitlesi için ne yaptın? Yıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa halinde katı toprak üstüne attıktan sonra,şimdi de gelip ondan tiksinmek