Kunala

Kunala
Çiçekleri çok severdiniz...
Puan vermedi·208 syf.··
2026 3. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 13:16
Okumaya çok geç kaldığım bir eser ,öyle tat aldım ki... Güntekin'in dili, kurgusu hiç mi yanıltmaz insanı. "Bir Kadın Düşmanı" mektup türünde kaleme alınmış, Sarâ adlı karakterin Erzurum'da asker olan paşa babasına, kız arkadaşı Nermin'e yazmış olduğu mektuplarla ilerleyen ve sonlara doğru Homongolos'un ölmüş bir arkadaşına yazmış olduğu mektupların eklendiği 2 bölümde ele alınabilecek bir eser. Sarâ'yı baştan beri sevememiştim yirmili yaşlarında son derece genç,güzel ve bu güzelliğinin farkında şımarık büyümüş bir kız m.Sara,dayısının kızının düğünü için gittiği köyde erkeklerin kafasını bir hayli karıştırıyor ve bu durumdan da oldukça memnun. Öyle ki dayısının damadı olacak genç Remzi'yi kendine aşık edecek kadar da ileri giden şımarık biri. Günün birinde kadınlar hakkındaki olumsuz ve alaycı fikirlerini ulu orta söylemekten çekinmeyen takma ismi ile Homongolos ,gerçek adı ile Ziya Bey ile karşılaşıyor. Kadın düşmanı ve başına buyruk olarak bilinen Ziya Beyi kendine aşık ederek ondan intikam almaya karar veriyor.Bunu yaparken de dayısının küçük kızını da maşa olarak kullanıyor. Kayabalığı, Homongolos adlarıyla bilinen romanın bir diğer kahramanı Ziya'yı tanıyalım biraz ,küçüklüğünden beri sevilmemiş,çirkin bir çehreye sahip ancak güçlü biri,insanlara zayıf yönünü ya da zaaflarını göstermeyi asla istemeyen biri.Sporcudur.Annesi erken yaşta ölmüş. Babası, kardeşleri ve üvey annesinden ne sevgi ne de şefkat görmemiş , küçük yaşta yatılı okula verilmiş ve orada büyümüş bir genç. Ancak tüm çirkinliğine,sevilmemişliğine rağmen çokta akıllıdır. Toplum içerisinde girmekten çekinmekte ve insanlar ile konuşmayı çok bilmemektedir. Kendini koruma içgüdüsü geliştiren , kendini sert bir kabuğun içine hapseden biri. Sevgisizliğin yanında sosyal hayatında da dış görünüşünün
Bir Kadın DüşmanıReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 20105,3bin okunma
Reklam
Puan vermedi·96 syf.··
2024 15. kitabı
Dil terimi,yalnız ağız ve dil ile telaffuz olunan sedalardan oluşan sözlerle sınırlı değildir.Dilbilim,doğal bilimlerin en mühimleri arasına geçecektir.Bu bilimin ilerlemesine en fazla hizmet edecek şey yeryüzünde konuşulan dillere gittikçe daha fazla öğrenilme isteği gösterilmesi olacaktır.Dil,insanın düşünsel inanışına bağlıdır. Eski zamanlarda kavimler ve milletler arasındaki savaş ve çekişmeler şimdiki zamandan çok daha fazla olurmuş.Bu durum neticesinde kavimler arasında bile birlik beraberlik yokmuş,ticaret ilişkileriyse büsbütün yok değilmiş.Bu durum,onların birbirlerinin dilini öğrenmeye niyet ve hatta tenezzül etmediklerini kayıtlara geçirmiştir.Her millet kendi dilini kutsal görüp başka milletlerin diline nefret ve tiksintiyle bakarmış.Halbuki insan yabancı dil öğrenmedikçe kendi dilinin inceliklerini ve zenginliklerini kavrayamaz. Dilin zikrolunan iki esası vardır bunlar:ses,seda.Ses,yapaydır,öğrenmeye bağlıdır,yalnız insanda değil hayvanlarda bile bu durum böyledir ancak teorik olarak doğaldır.Seda, doğaldır.Konuşma,seslerle kelimeler ve cümleler oluşturarak merâm anlatmak ve merâm anlamaktır.Taklit etme suretiyle dilin ortaya çıkışı konusunda doğal bilimciler ikiye ayrılmaktadır .Bir grup dilin sırf taklitten doğduğunu ,her hayvan veya şeyin çıkardığı ses ve seda ile isimlendirildiğini lüzumlu görerek taklit konusunu aşırılık derecesine vardırmış.Diğer grup ise taklidi asla kabul etmeyerek,seslerin taklidiyle isimlendirilen hayvanların pek az olduğunu beyân etmişlerdir.Dilin yoktan vücuda gelmesiyle yavaş yavaş ve derece derece ilerlemesini gerektiren şey sırf zamanın geçmesi değildir,belki zamanın ilerlemesiyle insan zihninde meydana gelen ilerleme ve genişlemedir.İnsanlar,akıl ve zihinleri ilerledikçe,açıldıkça merâmlarını daha iyi anlatmak için yollar
LisanŞemseddin Sami · Gündoğan Yayınları · 199722 okunma
İNCELEME DEĞİL DE DERS NOTU DİYEBİLİRİZ YA DA ÖZET :)
Puan vermedi·232 syf.··
2024 11. kitabı
GİRİŞ Bir dili "zengin" ya da "yoksul" olarak nitelemek için gerekli olan ölçütleri açıklarken cevaplanması gereken bazı soruların listesi ile başlıyor kitabımız bu sorular, bir dildeki sözcük sayısının o dili zengin ya da fakir dil olarak belirlemede etkisi ; sözcüklerin nesneleri, evreni, insan davranışlarını ayrı ayrı adlandırma biçimi, soyut kavramları yeterince karşılayıp karşılayamaması, değişik anlatım yollarına sahip olup olmaması olarak sıralanıyor kitabımızda. Diller, işlendikçe , felsefe , hukuk, bilim, teknik alanlarında çeşitli çalışmalar yayımlandıkça, bir eğitim-öğretim dili niteliği kazandıkça gelişir. Bugün kültür dili, bilim dili olarak nitelenen Almanca,İngilizce , Fransızca, İtalyanca, İspanyolca gibi diller , bütün alanlarda, yüzyıllardan beri gerçekleşen gelişmeleri bünyelerine yansıtılabilmiş , genel ve özel kavramlarla bir eğitim-öğretim dili oluşturabilmiş , soyut kavramlar ve eşanlamlı öğeler açısından da zenginleşmişlerdir. Bugün eğitim-öğretimden bilimsel çalışmalara kadar birçok alanda, Türkçe karşılıkları bulunmamış ya da yaygınlaşmamış birçok terimle karşılaşılmakta , terim eksikliklerinden yakınılmaktadır . Burada, özellikle iki etken önemli rol oynamıştır: a) Osmanlı Devleti'nin gerileme döneminden başlayarak Batıda beliren kavramlar Türkçeye aktarılamamış ya da bunlar Arapça-Farsça sözcük ve tamlamalarla karşılanmıştır. b) Cumhuriyet dönemine gelinceye kadar kimi kişisel çabalara, kimi dernek ve kuruluşların etkinliklerine karşın özleşme gerçekleşememiş, aydınların Arapça ve Farsçaya eğil imleri, daha sonra da Tanzimattan başlayarak Fransızcaya yönelme önlenememiştir. Yüce önder Atatürk'ün öncülüğünde başlayan Türk Dil Devrimi bu gidişe dur demiş ve anadilimizin özleşmesi ve gelişmesi yolunda önemli yol alınmıştır. İkinci Dünya
2024 Okuma Raporları
Türkçenin Zenginlikleri İncelikleriDoğan Aksan · Bilgi Yayınevi · 2005162 okunma
Puan vermedi·108 syf.··
2024 8. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2024 21:42
Otuzların Kadını, Tomris Uyar’ ın annesinden söz ettiği bir öykü kitabıdır. Sekiz bölümden oluşur bu kitap, yazarın nadiren yaptığı bir yöntemle açılır. Tomris Uyar genel anlamda kendisini gerçek bir karakter olarak öykülerinin içine sokmazken giriş bölümü olan Pentimento’da annesinin portresine bakarak bu kitabı yazmaya başlama hikayesini ve hislerini konu alır. Pentimento, bu kitabın anahtar kavramıdır. Anlamı, bir tuvalin üzerindeki resmin, daha önce yapılanlara geçit vermek üzere açılması ve eski görüntülerin ortaya çıkmasıdır. Otuzların Kadını’nın, Tomris Uyar’ın kendi hayat hikâyesinden izler taşıyan ya da kesitler sunan otobiyografik bir yanı olduğuna şüphe yok.1992 senesinde yayımlanıyor eser. Bir yanda 1930’ları, 1930’ların kadınlarını, erkeklerini, ilişkilerini, bir yandan da 1980’ler ve 1990’ların ilk yıllarındaki Türkiye’yi ve o dönemi yaşayan bir kadın yazarın deneyimlerini anlatıyor aslında. Tomris Uyar, bu kitapta geçmişe bakarken sık sık içinde bulunduğu zamana da gidiyor. İlişkilerinden, annesinden, babasından ya da aklına takılan birçok konudan bahsediyor. İç içe geçmiş bir öykü kitabı alışılagelenden farklı bir yapı.Kadın,kadın problemlerini ele alması bakımından Adalet Ağaoglu,Füruzan gibi yazarlarla benzer buldum onu.Bir de ismini hatırlayamadığım bir öyküsündeki ikinci tekil şahıs anlatımı göze çarpar, bu anlatım şekli bizi kadının içsel hesaplaşmalarına ortak eder ayrıca bu anlatım tarzı bana Erdal Öz'ün Yaralısın adlı eserini anımsattı.Bulmaca gibi bir kitap esasında içerisindeki bir alıntıda da bunu dile getirmiş yazar "Bu bulmacayı çözmeyi sana bıraktım. Kitap, senin. İster katılımsal ögelerden yararlan, ister yüz binlerce öbür ögeden..." Tomris UyarTomris Uyar Otuzların KadınıOtuzların Kadını
Otuzların KadınıTomris Uyar · Yapı Kredi Yayınları · 20191,528 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2024 3. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 19 Ocak 2024 20:27
Otopsi kitabı benim Fournier'ın en merak ettiğim eseriydi. Onun eşinini,annesini,babasını anlattığı eserlerindeki tadı alınca bambaşka bir istekle almıştım kitabı elime.Çok beklentiye kapıldım sanırım. Bizim muzip yazar Fournier ölmüş bedenini içeriden gözlemliyor ve bedeni üzerinden çevresini, anılarını tekrar yaşatıyor okuruna. Ölmeden ölmüş gibi yapan yazarımız belki de henüz hayattayken yaşamın değerini bir nebze anlatmayı amaçlıyor.Onun eserleri arka arkaya okuduğum için sanırım aynı şeyleri 2-3 kitabında da tekrar okumuş oldum,bu yönüyle yazarı kendini yinelerken yakalamış oldum. Eğer bu anlatı benim Fournier'dan okumuş olduğum ilk eser olsaydı,eminim ki diğer eserlerini merak etmezdim ve okuduğum son kitabı olurdu.Gelişigüzel yaptığım sıralamada tam on ikiden vurmuşum :) OtopsimOtopsim Jean-Louis FournierJean-Louis Fournier
Anlatı
OtopsimJean-Louis Fournier · Yapı Kredi Yayınları · 20252,907 okunma
Reklam