GİRİŞ
Bir dili "zengin" ya da "yoksul" olarak nitelemek için gerekli olan ölçütleri açıklarken cevaplanması gereken bazı soruların listesi ile başlıyor kitabımız bu sorular, bir dildeki sözcük sayısının o dili zengin ya da fakir dil olarak belirlemede etkisi ; sözcüklerin nesneleri, evreni, insan davranışlarını ayrı ayrı adlandırma biçimi, soyut kavramları yeterince karşılayıp karşılayamaması, değişik anlatım yollarına sahip olup olmaması olarak sıralanıyor kitabımızda.
Diller, işlendikçe , felsefe , hukuk, bilim, teknik alanlarında çeşitli çalışmalar yayımlandıkça, bir eğitim-öğretim dili niteliği kazandıkça gelişir. Bugün kültür dili, bilim dili olarak nitelenen Almanca,İngilizce , Fransızca, İtalyanca, İspanyolca gibi diller , bütün alanlarda, yüzyıllardan beri gerçekleşen gelişmeleri bünyelerine yansıtılabilmiş , genel ve özel kavramlarla bir eğitim-öğretim dili oluşturabilmiş , soyut kavramlar ve eşanlamlı öğeler açısından da zenginleşmişlerdir. Bugün eğitim-öğretimden bilimsel çalışmalara kadar birçok alanda, Türkçe karşılıkları bulunmamış ya da yaygınlaşmamış birçok terimle karşılaşılmakta , terim eksikliklerinden yakınılmaktadır . Burada, özellikle iki etken önemli rol oynamıştır:
a) Osmanlı Devleti'nin gerileme döneminden başlayarak Batıda beliren kavramlar Türkçeye aktarılamamış ya da bunlar Arapça-Farsça sözcük ve tamlamalarla karşılanmıştır.
b) Cumhuriyet dönemine gelinceye kadar kimi kişisel çabalara, kimi dernek ve kuruluşların etkinliklerine karşın özleşme gerçekleşememiş, aydınların Arapça ve Farsçaya eğil imleri, daha sonra da Tanzimattan başlayarak Fransızcaya yönelme önlenememiştir. Yüce önder
Atatürk'ün öncülüğünde başlayan Türk Dil Devrimi bu gidişe dur demiş ve anadilimizin özleşmesi ve gelişmesi yolunda önemli yol alınmıştır. İkinci Dünya