Bir gün uyanamıyorsunuz ve kadavra olarak gözünüzü bir odada açıyorsunuz. Etrafınızda olan her şeyden haberiniz var. Sadece acı çekmiyorsunuz.
Yazar Fransız Edebiyatı'nın yaşayan devlerinden bana kalırsa. Her kitabında hayatını ve sıkıntılarını anlatıyor. İlk olarak 'Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam' kitabını okumuştum ve doğru yerden başladığımı fark ettim. Çünkü yazar bu kitapta çocukluğunu anlatıyordu. Sonra 'Muzip Tanrı' isimli aşırı eğlendiğim bir kitabını okudum ama bunun pek alâkası yoktu hayatı ile. Şimdi ise yanlış bir sıra yaptığım için yazarın son denecek,veda denecek bu kitabını okumuş bulundum.
Doktor bir baba ve arada sırada evde muhasebe işleri yapan bir ailenin çocuğu. Babası doktor ama alkolik birisi, annesi ise hastalık hastası. Yani en azından öyle bahsediyor kitapta. Bir de 40 yıllık eşi var. Eşi ile olan mektuplarını de 'Dul' isimli kitabında toplamış. Ayrıca yazarın üç çocuğu var ama ikisi zihinsel engelli imiş. 'Nereye Gidiyoruz Baba' kitabında da engelli olan iki çocuğunu anlatıyormuş. Çocukluk yıllarında sürekli yaşadığı para sıkıntısı, babasından yediği dayaklar, babasının ölümünü görmesi, eşini kaybetmesi, çocuklarının durumu... Her şeye rağmen nasıl bu kadar mizahı gelişti diye düşünmeden edemedim açıkçası. Başlarda acaba okusam mı diye çok düşündüm. Sonra da neden geç kaldım diye yakındım.
"Gramere, babamın alkol düşkünlüğüne, annemin hastalık hastalığına, engelli çocuklarıma, yaşlılığıma ve ölümüme gülmek istedim..." (s.14) Bu her şeyi açıklar sanırım. Sadece gülmek ve ömür boyu güldürmek isteği varmış kendisinde.
Kitaba gelelim. Diğer kitapları gibi akıcı bir dil vardı. Kendisini kadavra olarak bağışlayan bir adam olarak sunuyor okuyucuya. Kendisi kesilirken etrafı izliyor. Çocuklarını, babasını, annesini, çok sevdiği eşini..