Sevgül Otaklı

Sevgül Otaklı
@kundalini
Bizler sözlerimizle değil, hareketlerimizle tanımlanırız.
27.08.2020
Gökyüzünün sonsuz görüntüsünün içinde sonlu varlıklar olduğumuzu her an hissettiren bu kurguda güvensizleşiyoruz. Adamanın, teslimiyetin, inanmanın içinde hayal kırıklıklarında bulunuyoruz. Satın almaya alıştığımız, sahip olmayı benimsediğimiz, ötekinin yolunu çizmeye hak bulduğumuz, bakarken göremediğimiz, hissederken rol yaptığımız her anda neye ulaşıyoruz diyemeyişimiz, nereye gidiyoruz diye kendimize soramayışımız, amacımız ne diye düşünemeyişimiz... Hepimiz insanı tanımlarken, tanımımız diğerinin tanımında bulunuyordu. Her şarkı özgünken ve kendisini tanımlarken insanda her şarkıdaki gibi özgünken ve kendisini tanımlarken gördüklerimize, dokunduklarımıza, sevdiklerimize, aynı şarkı isimlerini verip ne yapıyoruz diye durup geriye bakıp herkesi değersiz görmeyi seçebilmemiz. Ne kadar kolay olabiliyordu böylesine seçimler yapabilmek, ne kadar zor oluyordu başkasına verdiğimiz tanımların kendimizi tanımladığını kabul etmek. Baktıkça göremediğimiz her anda gördüğümüzü sanarak ilerleyişimiz insanın tanımını öldürüyordu. Karanlıkta gözümüzü alan ışığın arkasındaki görmemiz gerekendi. Işığa kapılıp diğer her şeyi görmemek aynı şarkıyı tekrar dinlemekti. Rafta duran kitabın adını bilip içindekileri bilmeden kitabı tanımlayı bırakmayı fark etmekti insan. İnsanlık o kitap o kitapta sensin, adın seni tanımlayamaz, seni ölene kadar okunması gereken o kitap tanımlayacak. Kitabın adı İnsan.
İnsan
Reklam
11.05.2020
Kavramların yanlış anlaşılmasında görme yetimizi kaybediyoruz. Şans nedir diye sorulsa olumlu, iyi, güzel, yüce bir kavram deriz. Bunun yanında olumsuzu, kötüyü, çirkini, alçağı hangi kavrama sığdırırız? Geceyi ve gündüzü her şeyiyle severken, olumluyu ve olumsuzu her şeyiyle sevemeyiz. Meselenin sevemediklerimizde olduğunu gördüğümüz anda şanslı olduğumuzu söylemek isteğiydi hepsi. Çaresizken bulduğumuz çözümler, hiç beklemediğimiz anda gelenler, bağırışlara gülümsediğimizde içimize doğan sakinlikler, eleştirilerin karşısında gardımızı düşürdüğümüzde anlaşılmalar şans biliyor musunuz? Görmek zorlukları, mücadeleyi, emeği, kötülüğü, olumsuzluğu kucaklamakken; Gerçek, uyurken bir şeyin ya da birinin gelip bizi uyandırmasıyla gözümüzü açıp uyuduğumuzu fark etmekti. Uyuduğumuz yere geri dönüp uyumalıyız ancak uyanmayı unutmamalıyız.
Edebiyat
04.05.2020
Her ne yapıyorsanız durun. Bakın ağaçlara, bakın hayvanlara, bakın insanlara, bakın her şeye ve bakın herkese... Baktığınız her neyse sadece gülümsemeye başlayın. Her anın kıymetini bilen kanser hastaları gibi gözlerinizle, gülümsemelerinizle dokunun her şeye ve herkese. Bir anlamı yok gözlerin, gülümsemelerin; bir anlamı var o an ne hissettirdiğinin. Yokların hiçbir şeyliğinde, varların her şeyliğinde kucak açın kendinize. “Güneş bir an parıldar, sonra yeniden gecedir.” Hiçbir şey ve her şey bir bütünken satın almaya alıştığımız bu dünyada hiçbir şey almayacakmış gibi gülümseyin, her şey canlıymış gibi bakın. Evren, hayat, dünya her ne diyorsanız imkansızlarla gelir hepimize imkansız dememiz için..., imkansız dedikçe imkanları unutur evren, hayat, dünya unuttuğumuzu hatırlatan baktıklarımız ve gülümsediklerimizdir. Hiçbir şeye bak, her şeye gül.
Edebiyat
25.04.2020
Çocuklaşmaktan dem vuran sitemlerimizi anımsadığımda bir sözün, bir davranışın, bir üzmenin, bir kırmanın, bir bakışın ardından gülümsemeyişimiz büyümeden öncesi gibi olamamaktı. Büyüyünce neler oluyordu bize? Sorumlulukların gelişinde kime veya neye veda ediyorduk? Hep var olacağını zannettiğimiz hayallerin bizi kandırmasındaki fark edişte acıya sarılıp neyi unutuyorduk? İnsan neydi? İnsan nasıl olunurdu? Soru sormayı ne zaman bıraktık? O meraklı çocuklara ne yaptılar? Sevgi çemberdi, çocukken en çok çizdiğimiz de çemberdi. Büyüdükçe çember çizmeyi unuturken, elimize kalemi bize söylenenleri yapmamız gerektiği için aldık. Söz dinlemeyen çocuğu hatırlayamayanlar, büyümelerin söz dinlediği anlarda çığlaştı. Göremeyen, duyamayan, koklayamayan, tadamayan büyükler çoğalırken herkes birbirine işkence ettiğinin farkında bile değilken büyüdükçe ölüyorduk, öldürülüyorduk. Duygularımızı kaybettiğimiz büyümelerde kime umut verebilirdik? Büyümek, büyüyenin kendisini büyük görmesiyken küçük olan hep çocuktu. Büyütüyorduk, küçümsüyorduk. Sizi kelime oyunlarında boğmak isteyen çocuk hıncını bir an olsun alamazken büyüdüğünü kabul ediyordu. Hep büyümek isteyen çocuk istemeyi bıraktı.
Edebiyat
31.03.2020
“Gitme o güzel geceye usulca” cümlesinin merak uyandıran gitmesine gittik hepimiz. ‘Gitme’ gitmeyenlerin pişmanlığı, gidenlerin hüznü, hala karar veremeyenlerin coşkusuydu. Ya sen farklı bir sonuç elde ettin mi? Bana umut verecek bir cevabın var mı? Birine anlamıyorsun derken anlamayanın her defasında kendimiz olduğunu anladığımız anlar, bir kuşun bizi elleriyle omzumuzdan tutup yükseklere çıkarıp o maviliğe boğup nefes aldığını ciğerlerinde hissettirip içinde büyük korku ve heyecan uyandırıp ellerini gevşetip ansızın bırakması yere nasıl düştüğünü anlayamaman, acıyan yerlerini hissedememenin şokuydu. Birine anlamıyorsun demenin gerçekliğine tutunmanı istedim... Anlaşılmak istekleri, beklentileri, duyguları, samimilikleri, dokunuşları, bakışları, güvenmeleri davet ediyordu. İçinden ben insanım bunlarsız nasıl yaşarım diyerek haykırdığını duyuyorum. Haykır haykır ki içinden çıksın, haykır ki rahatla, haykır ki yeniden güçlen, haykır ki ağla. Gözyaşlarını silecek, acını dindirecek birileri hiçbir zaman olmadı, seni anlayacak birileri de olmayacak... Bilmenin verdiği riske sarılmanın kumarı buda. Unutma “Sevmek ifade edebilmek kadar ifadeyi unutmamaktır da.” Gerçekleri aramayı seçen herkes gibi bunu kabullendiğini görmek istedim. Ama seçimler değil mi bizleri böylesine kendimizden uzaklaştıran? Bırakın seçim yapmayı , bırakın birilerini , bırakın elde etme isteklerini , bırakın arzularınızı , bırakın sevmelerinizi... Çünkü anladınız.
Edebiyat
Reklam