Sevilme açlığının açtığı yaralar narindir.Orada ancak sahici bir insan olabilirseniz,onun yaraları kadar sahici durabilirseniz,kendi yaralarınızla yüzleşebilecek kadar cesaretiniz varsa,varsınız.
Zihinsel zaman hızlanırken duyguların zamanı kendi yavaş ritmiyle ilerliyor.Zihnin zamanı ile duyguların zamanı arasındaki yarık büyüyor.Görmezden gelinmiş,ihmal edilmiş,işlenmemiş duygular,bir endişe nöbeti iç huzursuzluğu şeklinde bizi yokluyor.
Günümüzün “aç kendini” toplumunda,yaralarımızı göstermemiz,o yaraları da bir başarı öyküsüne dönüştürmemiz bekleniyor.Gönül burukluğunu dahi pazarlayabilen bir iktisat karşısındayız.