Ceyda Kılınç

Ceyda Kılınç

YazarÇevirmen
7.6/10
261 Kişi
·
1.042
Okunma
·
37
Beğeni
·
5378
Gösterim
Adı:
Ceyda Kılınç
Unvan:
Türk yazar
Doğum:
İzmir, 29 Haziran 1980
29 Haziran 1980 yılında İzmir`de doğdu.

İlk ve orta öğrenimini İzmir Özel Türk Koleji`nde tamamladı. Edebiyata ilgisi lise yıllarında başladı.

Üniversite öğrenimini tamamladıktan sonra bir süre çevirmenlik yaptı. 2002 yılılnda kendi hikayelerini yazmaya karar verdi. İlk romanı Aymesev`i 2003 yılında, ikinci romanı Denize Doğru`yu 2006`da üçüncü romanı Çilekteki Nefret`i 2007 yılında ve son romanı Villa Moda'yı 2009 yılında çıkardı. Romanlarının akıcı dili ve şaşırtıcı kurgusu genç okuyucularının beğenisini kazandı.

Aymesev isimli romanının senaryolaştırdı.

Eşi ve oğluyla İzmir`de yaşamakta.
Aşkın sıcak ve güvenli kucağında birbirinden güzel rüyalar görebilmek için kapatıyorum gözlerimi.
Ceyda Kılınç
Sayfa 120 - Atlantis Yayınları
"Hayatının hakimi olup başrolde mi oynamak istersin yoksa; yoksa hayatını başkalarının ellerine bırakıp figüran rolü mü? Seçim senin!"
...."Babacığım, gala gecesi bu, çok önemli lütfen beni yalnız bırakma," dedim yalvarırcasına. "Bakarız," dedi. Sesi soğuk ya da mesafeli değildi; sadece kırgındı ve bu beni daha da çok yaraladı. Kalbim ağrıyordu. Hatalarımın bedelini sessizce ödüyordum işte.
Ben sarışınların aptal olduğunu düşünümüyorum, ya siz?
Ben de düşünmüyorum, bence aptal olan erkekler.
Ceyda Kılınç
Sayfa 75 - undefined
115 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Bu kez tartışmalı bir kitapla beraberiz. Değinmem gereken çok fazla şey var bu kitapla ilgili. O yüzden bazı şeyleri çok fazla uzatmadan, üzerinden kısa kısa geçerek aktarmayı planlıyorum.

NOT: Kitabın incelemesini daha iyi aktarabilmek adına diğer incelemelere de göz attım, filmini izledim ve Jack London ile ilgili de biraz araştırma yaptım. Tüm bunları göz önüne alarak hazırladığım bir inceleme olacak.

Öncelikle parçaların bir araya gelebilmesi için Jack London’ı kısaca tanıyalım. Jack abimiz çocuk yaşlardan itibaren hep çalışmak zorunda kalmış: yaşadığı dönemde ekonomik buhranlarla bir anda gözde olan Altın Avcılığına merak sarıp, altın bulma hayalleriyle nice maceralara atılmış, sonrasında bu parasızlıktan sıyrılmak için o altın avcılığı serüvenlerinden esinlenerek yazdığı kitaplarla bir anda hayatı değişen değerli bir büyüğümüzdür. Yani Jack abimiz için yazdığı eserler tamamen gelir kapısı; satın aldığı kitaplar da daha iyi eserler yazabilmek ve daha çok para kazanabilmek adına yapmış olduğu yatırımlardır. Keza bunu kendisi de dile getirmektedir.
Bu nedenle yaptığı eserler, gördüğü ilgiyle orantılı olarak kurgulanmaktadır. Demek istediğim şu ki, birçok eserinde benzer ögelere rastlamamızın temel nedeni bu tarz konular işlediğinde satışlarının daha yüksek olması diye düşünüyorum. Öte yandan birçok yazarda belli başlı detayların, eserlerinde daha çok ön plana çıktığını görmek zaten alışılagelen bir durum. Jack abimizde de kurtları, köpekleri, çetin soğukları, zorlu mücadeleleri, azmi, hayatta kalma çabalarını eserlerinde sıkça görmekteyiz. Bunun bir diğer nedeni de eserlerinde, kendi ruh halinin, yaşam tecrübelerinin, ilgi duyduğu konuların büyük etkisinin olması…

Tüm bu söylediklerimi göz önüne alırsak Beyaz Diş kitabı ile bu kadar mukayese edilmesinin nedenini de bir nebze daha iyi anlamış oluruz. Öte yandan, -çok olağan bir şekilde- insanlar üzerinden işlenilen konular yerine kurtlar, köpekler üzerinden işlenilen konuların olması bence kitapların birbiri ile bu denli benzetilmesine neden olmamalı.

Beyaz Diş ve Vahşetin Çağrısı kitapları “birbirine benziyor” şeklinde eleştirilmemeli, aksine “birbirini tamamlıyor” şeklinde değerlendirilmeli bana kalırsa. Bu iki kitabı, bir seriymiş gibi değerlendirmek gerek diye düşünüyorum. Vahşetin Çağrısı’nda evcil, uysal, uyumlu bir köpeğin zorbalıkla, işkenceyle nasıl doğasına dönüp vahşileştiğini: Beyaz Diş’te ise vahşi bir hayvanın sevgiyle, içtenlikle nasıl uysal ve evcil bir hale geldiğini görmekteyiz. Bu bakımdan bu iki kitap birbirinin tekrarı değil: benzer şartlarda iki hayvanın, tamamen zıt iki yaklaşım karşısında ne tür değişimler yaşadığını gördüğümüz birer şaheser…

Gelelim benim kitapla ilgili hissiyatıma… Vahşetin Çağrısı bilindiği üzere Jack abimizin ilk göz ağrısı ve onun bu noktalara gelişinde ki ilk sıçrayışı… Bu nedenle ayrıca saygı duyuyorum ancak beni Beyaz Diş kadar etkilemedi bu kitap… Hatta bu kitabın kalfalık eseri, Beyaz Diş’in de ustalık eseri olduğunu düşünüyorum bir okur olarak: tabii ki bu öznel bir yargı…

Kitap kısa ve bir oturuşta bitirilebilecek bir kitap. Jack abimiz kitabı akıcı bir dille ele almış. Konusu da bana kalırsa fena değil. (Hatta bu kitaptan sonra Beyaz Diş’i okursanız çok tamamlayıcı bir eser olduğunu fark edeceksiniz zannımca.) Otobüsle seyahat ederken falan yanınıza alıp vaktinizi değerlendirebileceğiniz bir kitap ancak öyle aman aman alıp götürmedi beni. Bazı sayfalarda biraz daha hikâyenin içine sürüklendiğimi fark etsem de genel manada hayatımda çok da ahım şahım bir yeri olmayacak. Ama üstadımıza her daim saygımız var tabii ki, Jack abimize laf etmek haddimize değil.

Son olarak filminden de bahsedeyim. Film, kitapla neredeyse aynı fakat pek seveceğinizi sanmıyorum. Çıktığı döneme göre belki güzeldir, bir şey diyemem ama ben pek beğenmedim filmini de… Ama ille de merak edip izlemek isterseniz veya Jack London’ın serüvenlerini daha iyi anlamak için filmi izlemek iyi olabilir derseniz diye filmin linkini de bırakıyorum.
İyi okumalar! (Filmi izlerseniz de iyi seyirler!)

Türkçe Dublaj – 4:3 – Vahşetin Çağrısı (Jack London) – 1997 Yapımı Film:
https://www.youtube.com/watch?v=JLWlDURZCbk
115 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Mis gibi hayatından alıkonan ve ırgat gibi çalıştırılan talihsiz köpeğimiz Buck'ın hayata tutunma mücadelesinde medeniyetten yabani hayata sürüklenişini anlatıyor. Oldukca cüsseli köpeğimizin içinde de bir yabanilik hevesi varmış ve adapte oluyor.

Bu arada ben olsam kitabın adını Yabanın Çağrısı olarak çevirirdim. :)
213 syf.
·7 günde·6/10
Denize Doğru; sadece, akıcı ve olayın içine girebileceğiniz bir kitap. Ancak kitabın bazı yanları varki, sizi kitabı okumaktan alıkoyuyor ve sıkılmanıza neden oluyor. Bunun başlıca örneklerinden biri sürekli bir kaçış içinde olmaları ve bu monotonluğun kitabın sonuna kadar devam etmesi. Bunun dışında kitap hoştu ve okunma değer diye düşünüyorum. Umarım birgün sizde bu kitabı elinize alır ve bir kaçamağın içinde bulursunuz kendinizi. İyi kitaplar...
148 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Kitap, 5 küçük hikayeden; kıssadan hisse diyebileceğimiz, basit olaylardan büyük dersler çıkarabileceğimiz türden bir kitap. İşin açıkçası beni üzen, bu kitabın "London"ın diğer kitaplarının gölgesinde kalıp da onlar kadar değer görmemesi.

Bundan önce "Vahşetin Çağrısı" ve "Adem'den Önce" kitaplarını okumuştum.
#41196890

Ancak bu kitap hakkında biraz daha fazla konuşmak istiyorum. Çünkü bana her satırında çok şeyler düşündürdü ve bu kadar basit anlatımla bu kadar güzel anlatılabildiğine göre gölgede kalan bir kitap olmasına gönlüm el vermeyecek.
Üstelik günümüz dünyasında da değinilen sorunlar var ve biraz farkedip üzerinde düşünmemiz gerekmez mi?

Zaten kısacık olan öykülere şöyle bir değinmeye çalışalım bakalım:

1. Öykü Meksikalı

Kitaba adını da veren bu hikaye Felipe Rivera adında 18 yaşında bir gencin öyküsüdür. Rivera, Junta'nın (bkz:cunta=Devlet yönetimini zorla ele geçiren, genellikle ordu kökenli ve destekli birkaç kişilik yönetici,baskıcı grup.) gerçekleştireceği devrim(!) için çalışır. Junta'nın ayak işlerini yaparken bir yandan da sürekli ortadan kaybolan bu küçük çocuktan hiç kimse günlerce, haftalarca ve hatta belkide aylarca haber alamaz. Ancak çocuk her defasında ihtiyaç duyulan maddi kaynağı sağlamaktadır. Junta, sıfırı tükettiği ve de artık devrimin gerçekleşmesi gereken vakitte Rivera'ya ihtiyaç duyduğunu açıkça belirtir. Bundan sonrasında bütün iş Rivera'dadır.

2.Öykü Alınteri

Bu hikayemizin kahramanı ise 14 yaşındaki Johnny'dir. Johnny annesinin çalıştığı fabrikada doğmuştur ve bütün yaşamı da oradan ibarettir. Kısacası bir çocuk işçidir. Hayatın acı gerçeklerinin yüzümüze çarptırıldığı bu öyküde aslında karakterin yaşının çok da bir önemi yok.

#45213169

3.Öykü Bir Kalem Pirzola

Çok sevgili "London" BKP'de Tom King ile bir kere daha çarpıyor yüzümüze tokadı.

#45216007
#45230449
#45231128

Yaş farklılıklarına dem vurduğu bu öykünün kahramanı emekli bir boksör. Bir maça çıkmak zorunda kalıyor Tom King. Bu maçı öyle bir anlatmış ki yazarımız, bana tekrar "Rocky" izlemem gerektiğini hatırlattı doğrusu.
Ve benim de çok sevdiğim söz olan "I know what it is to be young; but you don't know what it is to be old" temasını içeriyor. Doğru özet bu olabilir bu hikaye için.

4.Öykü Arabacı ile Doğramacı

Yaşları 58-65 olan iki yaşlı amcanın Londra sokaklarında yaşamak zorunda olduklarının acıklı bir hikayesi. Nasıl bu duruma geldiklerini, neden sokaklarda olduklarını anlatırken; insana yaşamı, sağlığı, kıymet verilmesi gereken şeylerin neler olduğunu sorgulatıyor.

5.Öykü Enseleniş

Kendisinin 1894 yılında Kanada'da bulunan Niyagara Cezaevine nasıl düştüğünü ve kendisinde bıraktığı izleri anlatır.
Araştırmalarım sonucunda "Yol" adlı kitabında da bundan bahsettiğine rastladım fakat daha mı detaylı anlatıyor yoksa aynı hikayenin biraz daha genişletilmiş hali mi orasını bilemiyorum. En kısa zamanda onu da edinebilirim umarım diyerekten konuyu daha fazla uzatmayayım.

//Keyifli Okumalar
420 syf.
·732 günde
Çalıştığım mekanda birisi unutmuştu belki de daha fazla okumaya tahammülü kalmayıp kendisi bırakmıştı geri gelip alınmayınca da daha önce adını bile duymadığım bu yazar ve kitabını okumaya başlamıştım.Bitirmem günler günleeerr sürdü.TV'de yayınlanan en fazla 3 hafta sürebilecek,tutulmayan bir dizi kıvamında.Entrikalardan hoşlanan ,bu tarz diziler seyretmeyi sevenler okumayı da seveceklerdir. Benim tarzım değildi.
248 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Hayatımda rahat okuduğum ender kitaplardan. Yalnız geçişler çok hızlı olmuş. Kitabın ana hatları, kurgu, işleniş çok düzeyliydi. Çok fazla yalın dille yazılmış. Türk dizilerini sevmiyorum. Romanın tarzı da bana göre değildi. Zengin ailenin dramı beni bayar diye düşünürdüm. Ceyda Kılınç bu kitabı bana sevdirdi. Ve kitap iki oturuşta bitti. Uykum gelmeseydi tek seferde bitirebilirdim. Hele ki Freud, Çehov, Gustave Le Bonn gibi yazarlardan sonra inanılmaz dinlendirdi beni. Gizem, aşk, entrika, heycan seven kitapseverlere tavsiye ediyorum.
İyi okumalar.
318 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Son zamanlarda okuyupta en çok beğendiğim roman diyebilirim. Ceyda Kılınç bence çok yaratıcı ve etkileyici bir yazar. Bu kitap şaşırtmacayı seven, etkileyici kurgu isteyen her okur tarafından okunmalı. Benim için 10 üzerinden 11 ️
318 syf.
·2 günde·8/10
Yazarın diğer kitaplarından sonra bu kitabı okumak ilk sayfalardan itibaren beni şaşırttı. Ceyda Kılınç yazımında evrim geçirmiş gibi geldi ve bunu görmek güzeldi. Elimden bırakamadım gece başladığım kitabı sabredemeden gün ışıklarıyla bitirdim. Kitabın etkisinden kurtulamıyorum ve arkadaşlarıma da okutmak istediğim bir kitap :) Kurgu, anlatım çok iyiydi :) Gelişen yazarlar umut veriyor :)
318 syf.
·10/10
Kitabın sonunu o kadar çok merak ediyordum ki gece uyanıp telefon ışığıyla okuduğumu biliyorum , öyle sürükleyici öyle harikaaa Ceyda hanımın kitaplarında sonunu hiç tahmin etmediğim şeyler oldukça heyecanlandım ️

Yazarın biyografisi

Adı:
Ceyda Kılınç
Unvan:
Türk yazar
Doğum:
İzmir, 29 Haziran 1980
29 Haziran 1980 yılında İzmir`de doğdu.

İlk ve orta öğrenimini İzmir Özel Türk Koleji`nde tamamladı. Edebiyata ilgisi lise yıllarında başladı.

Üniversite öğrenimini tamamladıktan sonra bir süre çevirmenlik yaptı. 2002 yılılnda kendi hikayelerini yazmaya karar verdi. İlk romanı Aymesev`i 2003 yılında, ikinci romanı Denize Doğru`yu 2006`da üçüncü romanı Çilekteki Nefret`i 2007 yılında ve son romanı Villa Moda'yı 2009 yılında çıkardı. Romanlarının akıcı dili ve şaşırtıcı kurgusu genç okuyucularının beğenisini kazandı.

Aymesev isimli romanının senaryolaştırdı.

Eşi ve oğluyla İzmir`de yaşamakta.

Yazar istatistikleri

  • 37 okur beğendi.
  • 1.042 okur okudu.
  • 22 okur okuyor.
  • 179 okur okuyacak.
  • 12 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları