Hermann Hesse - Siddhartha incelemesi Kendi Nehrini bulmak!
10/10
·123 syf.··
2026 56. kitabı
Hermann Hesse’nin Siddhartha’sı, sadece bir Doğu masalı ya da din kitabı değildir. Aksine, her türlü hazır öğretiyi, kuralı ve dogmayı reddeden, insanın "kendi kendini bulma" hikayesidir. ​Kitabı edebi ve felsefi açıdan güçlü kılan en önemli şey, çok net bir ayrım yapmasıdır: Öğrenilebilen bilgi ile ancak yaşayarak kazanılan bilgelik. ​Siddhartha, dönemin en büyük hocalarından dersler alır, hatta bizzat Buddha ile tanışır. Ama onun peşinden gitmez. Çünkü bilir ki; bir başkasının bulduğu hakikat, sadece o kişiye aittir. Aydınlanma, kitaplardan okunarak ya da bir lideri takip ederek öğrenilemez. İnsanın bizzat hayatın içine karışması; aşkı, acıyı, parayı, şehveti ve kaybetmeyi kendi teninde hissetmesi gerekir. ​Romandaki en güzel sembollerden biri "Irmaktır. "Irmak, durmaksızın akar ama hep oradadır. Tıpkı hayat gibi; geçmiş, şimdi ve gelecek aynı anda yaşanır. Siddhartha, nehrin sesini dinlemeyi öğrendiğinde, hayattaki iyi ve kötü her şeyin bir bütün olduğunu anlar. ​Özetle; Siddhartha bize şunu söyler: Hayatta kendi yolunu bulmak istiyorsan, başkalarının çizdiği haritaları çöpe atmalısın. İnsan kendi kendinin çırağı olmak zorundadır. Gerçek bilge, dünyadan kaçan değil; dünyanın tüm günahını ve sevabını, acısını ve neşesini olduğu gibi kabul edip sevebilendir. ​Her yaşta ve her okumada insana farklı bir ayna tutan, tek solukta okunacak zamansız bir başyapıt. ​Her gerçeğin tersi de her zaman doğrudur!... Tuba Yıldız
Felsefe
SiddarthaHermann Hesse · E Yayınları · 198947,1bin okunma
Kaçırılmaması Gereken Bir Yolculuk
10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 19:50
Matt Haig’le tanışmam yaklaşık dört yıl önce Gece Yarısı Kütüphanesi sayesinde oldu. O kitap yalnızca çok sevdiğim bir roman olmakla kalmadı, bazı şeylere bakışımı gerçekten değiştirdi. Sonrasında yazarın Türkçede yayımlanan tüm kitaplarını okudum. Bu yüzden Gece Yarısı Treni duyurulduğunda heyecanlanmam kaçınılmazdı. Elbette bu bir devam kitabı değildi ve Gece Yarısı Kütüphanesi’nin de böyle bir devam hikâyesine ihtiyacı yoktu. Ama aynı evrende geçen yeni bir hikâye fikri beklentimi oldukça yükseltmişti. Romanın merkezinde, hayatının büyük bölümünü işle geçirmiş kitap zinciri sahibi Wilbur Budd var. Seksen bir yıllık ömrü boyunca pek çok şey kazanmış olsa da bunun bedelini en çok sevdiği insanı, Maggie’yi yavaş yavaş kaybederek ödemiş. Yıllar sonra gelen bir telefon, Wilbur’a kaybettiklerini geri kazanma umudu verirken bu kez karşısına ölüm çıkıyor. Ve ardından Gece Yarısı Treni... Wilbur bu trenle hayatının en parlak ve en karanlık anlarına doğru bir yolculuğa çıkıyor. Ancak bu yolculuğun önemli bir kuralı var: Geçmişteki haliyle konuşmamak. Peki siz hayatınızın yönünü değiştiren o ana yeniden dönme şansınız olsaydı gerçekten sadece izlemekle yetinebilir miydiniz? Yoksa bambaşka bir hayatın ihtimali uğruna kuralları çiğnemeyi göze alır mıydınız? Gece Yarısı Kütüphanesi bende yıllar önce nasıl güçlü bir etki bıraktıysa, Gece Yarısı Treni de beni hayal kırıklığına uğratmadı. Aynı evrende geçen bu hikâye, tanıdık duygular taşısa da tamamen kendi ayakları üzerinde duran bir roman. Hüzünlü, umutlu, düşündüren ve akıp giden bir okuma oldu benim için. Matt Haig’i sevenler için yine kaçırılmaması gereken kitaplardan biri.
Gece Yarısı TreniMatt Haig · Domingo Yayınevi · 2026316 okunma
Reklam
Rousseau Eserleri Üzerine İnceleme
10/10
·224 syf.·
2026 48. kitabı
Rousseau’ya göre insan doğal zeminde daha gerçek bir insandı. Yaşamı akıl yürütmeye değil, saf içgüdülere dayanıyordu. Kültür ve medeniyet henüz insanı bozmamıştı.Thomas Hobbes insanın özünde bencil, hırslı ve savaşçı olduğunu savunur. John Locke da insanı mülkiyet odaklı görür. Rousseau iki düşünüre de karşı çıkar. Doğal insanda iyi, kötü, hırslı, açgözlü ya da tokgözlü gibi kavramlar yoktur. Çünkü ahlak ve mülkiyet gibi kavramlar ancak toplum oluştuktan sonra icat edilmiştir. Doğal insan ahlak öncesi (amoral) bir dönemde yaşar. İlk toplumsal topluluk aile örneğidir. Ailede anne ve babanın çocuk üzerinde geçici bir otoritesi vardır. Hobbes ve Locke modern devlet otoritesinin bu aile içi otoriteden doğduğunu iddia eder. Rousseau buna katılmaz. Ailedeki otorite sevgiye ve çocuğun korunma ihtiyacına dayalıdır; devlet otoritesi ise bu mantıkla topluma aynen taşınamaz. İnsanlar başlangıçta geniş coğrafyalarda birbirini görmeden yaşıyordu. Zamanla nüfus arttı ve coğrafi koşullar (örneğin küçük bir adada sıkışma) insanları yakınlaştırdı. Bu durum kaçınılmaz anlık karşılaşmaları doğurdu. İlk anlık karşılaşmalarda korku, şaşkınlık veya istek belirten tek heceli kelimeler (seslenmeler/ünlemler) oluştu. İnsanlar bir arada daha fazla vakit geçirdikçe, nesneleri ve durumları tanımlamak için çok heceli kelimeler ürettiler. Böylece toplumsal iletişimin aracı olan dil doğdu. Doğal durumdaki insanı iki temel güdü yönetiyordu: Birincisi kendini koruma içgüdüsü (Amour de Soi), ikincisi ise kendi türünün acı çekmesini istememe yani merhamet duygusudur. Beraber yaşamak toplum yapısının temelini attı ve insan "özsaygı" (Amour-Propre ) kazandı. Özsaygı, bireyin artık kendi gözüyle değil, karşısındakinin onun hakkındaki yargılarına göre yaşamaya başlamasıdır. Kıyaslama, kıskançlık ve kibir
İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin KaynağıJean-Jacques Rousseau · Say Yayınları · 20201,828 okunma
Puan vermedi·320 syf.··
2026 439. kitabı
Zamanı Durdurmanın Yolları (How to Stop Time), çağdaş İngiliz edebiyatının en yaratıcı ve sevilen kalemlerinden Matt Haig’in, zaman, ölümsüzlük, aşk ve aidiyet kavramlarını harika bir kurguyla ele aldığı, dünya çapında büyük başarı yakalamış felsefi-fantastik romanıdır. Gece Yarısı Kütüphanesi ile de tanınan yazar, bu eserinde tarihsel gerçekliklerle insanın en temel varoluşsal sancılarını muazzam bir akıcılıkla birleştirir. Romanın başkahramanı Tom Hazard, dışarıdan bakıldığında kırklı yaşlarında sıradan bir tarih öğretmeni gibi görünse de aslında "Anajerya" adı verilen nadir bir duruma sahiptir. Tom, normal insanlardan çok daha yavaş yaşlanmaktadır. 1500'lü yıllarda doğmuş olan Tom; Elizabeth dönemi İngiltere’sinden Shakespeare ile tanışmaya, Kaptan Cook ile okyanusları aşmaktan Paris'te caz çağını yaşamaya kadar yüzlerce yıllık bir tarihe bizzat tanıklık etmiştir. Ancak bu ölümsüzlüğe yakın uzun yaşam, bir ödülden ziyade ağır bir lanettir. Sevdiklerinin yaşlanıp ölüşünü izlemek, cadılıkla suçlanmak ve sürekli kimlik değiştirerek kaçmak zorunda kalmak Tom’u derin bir yalnızlığa gömmüştür. Tom'un hayatta kalmasını ve sırrını korumasını sağlayan ise Albatros Cemiyeti adında gizemli bir örgüttür. Bu örgüt ona her sekiz yılda bir yeni bir hayat ve kimlik sunar; karşılığında ise tek bir kesin kural koyar: Asla aşık olmamak. Çünkü tehlikeli derecede uzun yaşayan biri için aşk, hem kendi hayatını hem de karşısındakini felakete sürükleyecek en büyük zaaftır. Ancak Tom, modern Londra'da yeni bir hayata adım attığında tanıştığı bir kadın yüzünden bu kuralı çiğnemekle, geçmişin hayaletleriyle yüzleşmek ve şimdiki zamanı gerçekten "yaşamak" arasında büyük bir dönüm noktasına gelir. Matt Haig, geçmiş ile günümüz arasında ustaca mekik dokuyan o sürükleyici ve naif diliyle
Zamanı Durdurmanın YollarıMatt Haig · Domingo Yayınevi · 202215,2bin okunma
Kitap Yorumu Ve Özetidir Spoiler!!
7/10
·252 syf.··
2026 31. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 14:37
Alana Gore, işinde oldukça başarılı, güçlü ve kimseye boyun eğmeyen bir kadın. Ancak iş hayatında birçok kişinin ayağına bastığı için zamanla tehdit mesajları almaya başlıyor. Başlarda bunları çok ciddiye almasa da olaylar büyüyüp birinin onu gerçekten takip ettiğini fark edince kendisine koruma tutmak zorunda kalıyor. İşte burada devreye Chandler Gamble giriyor. Chandler profesyonel bir koruma ve koruduğu kadınlarla asla ilişki yaşamama kuralı var. Fakat Alana ile tanıştığı andan itibaren bu kuralı korumakta zorlanıyor. İlk başlarda ikili sürekli tartışıyor. Alana'nın inatçılığı ve Chandler'ın aşırı korumacı tavırları yüzünden aralarında ciddi bir çekişme yaşanıyor. Ancak tehditler arttıkça birlikte daha fazla vakit geçirmek zorunda kalıyorlar ve zamanla birbirlerinin farklı yönlerini görmeye başlıyorlar. Chandler, Alana'nın sert görünümünün altında aslında ne kadar yalnız olduğunu fark ederken Alana da Chandler'ın sadece yakışıklı bir adam olmadığını, gerçekten güvenilir ve sadık biri olduğunu görüyor. Aralarındaki çekim giderek büyüyor ve sonunda profesyonel sınırlar tamamen ortadan kalkıyor. Bu sırada Alana'yı takip eden kişinin hareketleri çok daha tehlikeli bir hâl almaya başlıyor. Evine giriliyor, özel hayatı ihlal ediliyor ve tehditler giderek korkutucu bir boyuta ulaşıyor. Chandler hem Alana'yı korumaya hem de bu kişinin kim olduğunu bulmaya çalışırken bir yandan da ona karşı hissettiği duygularla mücadele ediyor. Çünkü Alana'yı kaybetmekten korkuyor ve bu korku bazen onu geri adım atmaya zorluyor. Alana ise bunu yanlış anlayıp kendisini reddedilmiş hissediyor. Kitabın sonlarına doğru gerilim iyice yükseliyor ve takipçinin kimliği ortaya çıkıyor. Takıntılı bir şekilde Alana'yı izleyen bu kişi ona zarar vermeye çalışınca işler kontrolden çıkıyor. Chandler
BodyguardJennifer L. Armentrout · Dex Plus Yayınları · 2016519 okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2026 20. kitabı
Sarah ve Şemsi. Birbirlerini 20 yıl önce Paris’te gören iki kişi. Sarah genç,neşeli ,başınabuyruk,kural tanımaz bir tiyatro sanatçı. Şemsi ise ailesinin isteğiyle medrese eğitimi alıp din adamlığı yapan ama bir yandan da tıp okuyan bir genç. Şems’in Sarah a hayranlığıyla başlıyor hikaye.Ama birbirlerinden ayrılan ve 20 yıl sonra İstanbul da tekrar biraya gelen eski aşık ve iki dost un hikayesi anlatılıyor. Genel olarak keyifli bir kitaptı. Ama içerinde Fransızca cümlelerin olması ve bunların Türkçelerinin dipnot olacak koyulmaması benim açımdan eleştirilecek bir durumdu.
Sarah ve ŞemsiNilüfer Kuyaş · Sia Kitap · 2024523 okunma
Reklam
Reklam