◤𝘽𝙀𝙉 𝙂𝙀𝙇𝘿𝙄̇𝙈 ◥
Bu ara hastalıktan çok aktif olamıyorum diye okumuyorum sanmayın şahane kitaplar okuyorum...
Peki siz neler okuyorsunuz?
Bugün size @canyayinlari ‘ndan çıkan #josemaurodevasconcelos ‘nun eşsiz kaleminden #güneşiuyandıralım kitabının yorumu ile geldim...
#kitapözeti
Şeker Portakalının sevimli küçük kahramanı Zeze, yine karşınızda.Gözlerinin içi yine ışıl ışıl, yüreği yine sevgi dolu.Bununla birlikte büyümek, ona yeni hüzünler getirmiş.Dahası, küçüklüğündeki şeker portakalı fidanı da yok artık. Zezeyi zengin ve kuralcı bir aile evlat edinmiştir.Bu sayede kardeşlerine göre çok daha iyi maddi olanaklara kavuşmuş, ancak sevdiklerinden uzak kalmıştır. Sevgisizlikle başa çıkabilmesini sağlayan birkaç arkadaşı vardır: Evdeki aşçıları Dadada, okuldaki öğretmenlerinden Fayolle, yüreğine sokulup yerleşen, her ihtiyacı olduğunda ona cesaret veren bir kurbağa ve bir filmde görüp gerçek babasının yerine koyduğu ünlü Fransız şarkıcı Maurice Chevalier.Çok parlak bir öğrencidir Zeze. Şimdi ergenlik dönemindedir; sinirlidir, huysuzdur.Üstelik sırılsıklam âşıktır...
#kitaphakkındadüşüncelerim
İlk kitabının yeri benim için bambaşka olsa da yazarın bu kitabı da Zeze’nin yeni maceraları, yeni yalnızlıkları açısından oldukça heyecan vericiydi.Yalnızlıklarını okurken yine hüzünlendim.Yazar olayları çok güzel kurgulayıp çok akıcı anlatmış hikayesini.Bu kitapta da Zeze’den çok etkilenecek, çok şey öğreneceksiniz...
Ruhunuza gıda veren kitaplarınız olsun...
Güneşi UyandıralımJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 202342,9bin okunma
İnekleri sürekli kaybolan bir çiftçi, bir gün bir kurbağaya rastlar. Kurbağa, çiftçiye yardım edebileceğini söyleyerek bir çuval çan aldırır ve çanları ineklerin boyunlarına asar. İneklerin kaybolmasını engelleyemez ama çiftçinin onları daha kolay bulmasını sağlar. Sorunu ortadan kaldıramıyorsan da başka çözümler bulabilirsin, diyor kısaca. Fena değil. Resimleri de güzel sayılır. İlla kitaplıkta olması gereken bir kitap değil ama yazarın diğer kitaplarına göre oldukça iyi. 4-5 yaşa okunabilir.
Bir paçavra yırtıldı kamışlar arasında,
Bak sevgilim; haddini bilmeyen bir kurbağa,
Başladı yosunlarda serenatlar çalmağa…
Istırap, ses haline gelmiş yaygarasında:
Senelerce tozlu bir rafta uyuyan keman,
Böyle şikâyet eder reçinesiz bir yaydan.
Fakat senin karşında bu ne kadar küstahlık;
Bir kere kendisine bakmıyor mu bu alık?
Nasıl açıyor sana gönlünün yarasını?
Acaba ne umuyor böyle gevezelikte?
Şimdi, ayaklarımla öpüşen bu eşikte,
Bilmiyor mu kaç âşık kırdı gitarasını?
O da bilir bunların neticesizliğini,
O da senin karşında duydu acizliğini,
O da nâdimdir gönül verdiğine sevgilim!
Bütün ŞiirleriSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 201927,6bin okunma
Şeker Portakalı bittiğinde hepimizin içinde bir şeyler kırılıyor ya, işte tam o kırılan yeri biraz olsun onarır mıyım acaba diye elime almıştım Güneşi Uyandıralım’ı. Ama Vasconcelos bu kez çok daha sessiz, böyle derinden bir yerden sızlattı içimi. Zezé artık o bildiğimiz, avucumuzun içi gibi sevdiğimiz küçük çocuk değil çünkü; yavaş yavaş ergenliğin o ne yapacağını bilemeyen, o gri ve biraz da yabancı dünyasına adım atıyor.
Yeni hayatındaki o zengin ama buz gibi ev, oradaki o yalnızlığı gerçekten çok fena hissettiriyor insana. Eski mahallesinin o yoksul ama bir şekilde canlı, samimi havasından sonra, bu yeni yerdeki katı kuralların içinde Zezé’nin ne kadar eğreti durduğunu görmek insanı çok üzüyor. Minguinho yok artık biliyorsunuz, onun yerine kalbine yerleşen bir Kurbağa Adam var. Bir de sinemada bulduğu, o hiç görmediği baba şefkatini aradığı Maurice Chevalier... İnsanın içi gidiyor o tutunma çabasını okurken. Aslında hayal gücü bu sefer sadece bir oyun değil de, sanki hayatta kalmak için sığındığı tek liman gibi.
Zezé’nin o ergenlik asiliğinin altında, aslında kimselere gösteremediği o çok saf şefkat ihtiyacı var ya... Sanırım beni bu kitapta en derinden yakalayan yer tam olarak burasıydı. Büyük büyük olaylardan ziyade, işin tamamen o yalın, insani kısmı sarstı beni. Herkes onu haylaz ya da uyumsuz sanırken, onun sadece anlaşılmak ve bir yere ait olmak için çırpınması o kadar tanıdık ki... Büyümek zaten biraz da bir şeyleri kaybetmeyi öğrenmek demek ama Zezé ile büyümek, o kayıpların içinde bile insanın kendi içindeki o son ışığı, yani o güneşi bir şekilde uyandırması gerektiğini hatırlatıyor.
Kitabın sonlarına doğru, o çocuksu hayaller yavaş yavaş hayatın gerçeklerine teslim olurken sanki ben de Zezé’yle beraber bir şeyleri geride bıraktım, öyle hissettim.
İlk kitap kadar etkileyici değildi. Ama okuması keyifliydi. Kurbağa metaforu degisikti insan aslında kalbinde ya da kafasında hep bi kurbağa taşımalı...
Güneşi UyandıralımJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 202342,9bin okunma
Vermeyince Mabut
rivayet olunur ki , sultan ikinci Mahmut, tebdil gezdiği bir ramazan gününde Üsküdar’da mücerret bir kunduracının boş örse çekiş vurarak her hamlede “Tıkandı da tıkandı” dediğine şahit olmuş. merak saikiyle içeri girip bunun sebebini sormuş. Adamcık anlatmış:
- Bir gece rüyamda gördüm.Çeşmeler vardı bazılarından şarıl şarıl sular akıyor bazılarından sızıyor bir tanesi de şıp şıp damlıyordu. O sırada bir pir-i nurani belirdi. Ona bu çeşmeleri sordum. “Şu şarıl şarıl akanlar padişahımızın talihidir. Sızanlar devlet erkanından filanca paşaların ve falanca zenginlerin talihleridir. Şu damlayan da senin talihindir deyip kayboldu. Yerden bir çöp aldım ve benim talihim olan çeşmeye yaklaştım. Çöple biraz kurcalayıp lüleyi açmaya çalıştım. Ah, ellerim kırılsaydı! filvaki çöp kırıldı ve artık o eski damlalarda damlamaz oldu. O günden sonra müşterim kesildi kazancım bitti. İflas ettim bu hale geldim. Şimdi de talihimden şikayet ile “tıkandı da tıkandı” zikri ile boş örsü dövüyorum.
Padişah kendini aşikar etmez ve saraya dönünce adamın söylediklerini tahkiki memur gönderir. Meğer adamcağız herkes tarafından “Tıkandı baba” diye tanınmakta ve nasipsizliği ile bilinmekteymiş. O kadar ki çeşmeden su doldurmaya gitse çekmeyi bir kurbağa tıkar bir mal almak için pazara uğrasa ona sıra gelmeden mal bitermiş. Sultan mübarek ramazan ayında garibi sevindirmek ister ve bir tepsi baklava yapılmasını her dilimin altına da bir sarı altın konulmasını emreder. Sonra, tepsiyi bir zengin konağından iftarlık geliyormuş gibi gönderir.
Nasipsizlik bu ya; tıkandı baba bir tepsi baklavayı bir iftarda yiyip bitirmek yerine satıp parasıyla birkaç gün iftar etmeyi düşünerek tepsiyi pazara çıkarmış.
Padişah durumu öğrenip üzülmüşse de niyetine sadakat ile aynı minval üzere ertesi gün nar