kumkurdu

kumkurdu
@kurdukum
eldivenler de iyidir, dedi, hele de uzun zaman giyilmişse.
Puan vermedi·168 syf.··
2023 55. kitabı
ferrante, ditlevsen ve şimdi de ernaux… otobiyografik kadın yazınını bu kadar tanıdık hale getiren, bütün kadınların büyürken şu ya da bu şekilde benzer deneyimlerin ucundan tuttuklarına beni ikna edenler, bu kadınlar. bir kadın’dan sonra hemen boş dolaplar ile devam ettim ernaux’ya çünkü bir kez onun yaşamına bulanmış, sanki onu çok kişisel bir anında gafil avlamıştım ve öylece bırakıp hayatıma devam edemedim. boş dolaplar’da ernaux daha da çıplak, daha da kişisel. ailesiyle, büyüdüğü ortamla, ait hissetmediği sosyal çevreyle çatışmalarını ve o yaş aldıkça bu çatışmalarda oluşan çatlakları okuduğumuz boş dolaplar’ın ana karakteri denise, etrafındaki her şeyden çıkarıyor hıncını: anne ve babasından, işlettikleri kafe-bakkaldan, kafenin uğrak, sarhoş ve gevşek müşterilerinden, ondan bir beklentisi olan ve olmayan herkesten. bütün bunlardan kaçıp kendini değerli hissedebildiği tek yere, kitaplara ve akademiye sığınıyor ve sınıf atlama arzusu içinde filizleniyor. çok öfkeli bir roman bu, o kadar öfkeli ki denise’le kurduğum bağa rağmen zaman zaman ailesine olan tavrını yadırgadım, ama bu uzun sürmedi çünkü anlatıcı kendini, okuyucunun onu eleştirebileceğinden çok daha acımasızca eleştiriyor ve hislerindeki içtenlikle ilgili hiçbir şüpheye yer bırakmıyor. ve söylemeden geçemeyeceğim, annesiyle alıp veremedikleriyle (denise’in annesi az biraz daha sempatik gerçi), mahalle baskısıyla, akademik bir kimliği üzerine etiket gibi yapıştırmasıyla elena greco’yu anımsayıp durmamak mümkün değildi benim için boş dolaplar’ı okurken.
1000Kitap
Boş DolaplarAnnie Ernaux · Can Yayınları · 20223,332 okunma
Reklam
Puan vermedi·64 syf.··
2023 54. kitabı
annie ernaux ile “bir kadın” aracılığıyla tanışmak istedim ve bu kervana geç de olsa karıştım. ernaux bu otobiyografik romanda, yitirdiği annesinden kendisine kalanları resmetmeye, tanıdığı ve tanımadığı halleriyle bir portresini çizmeye çalışıyor. “o benim için gerçekten anlam ifade eden tek kadındı,” diyor annesi için ve bu, kız evlatlarla anneleri arasındaki o düğümlü, sarsılmaz bağın en gerçekçi ifadelerinden biri değil mi? siz istemeseniz de olabildiğine yakın, gizsiz ve başlangıcından bu yana birbirine dolanmış bu ilişki, insanoğlunun sahip olabileceği bütün duyguları içinde barındırdığı için mi bu kadar karmaşık? ne kadar engebeli olursa olsun tüm anne kız ilişkilerinin temelinde, birbirinin bir parçası olmanın, bir zamanlar birbirini beslemiş olmanın hayat boyu, dönem dönem çağırdığı bir ihtiyaç ve aidiyet var. bu saç örgüsü, yalnızca şefkatle, karşılıksız sevgiyle, fedakarlıkla örülmüyor; işin içinde bir de birbirinin devamı olan iki kadın olarak varolmaya çalışmak var. annie ernaux bunun farkında ve bir kadın’da anne ve evlat olmanın süslü püslü yönlerini, kutsal sayılan duygularını değil, her şeyini döküyor ortaya; sınırları ve öfkeyi yazıyor, yetersizlikleri ve kıskançlığı, haksızlıkları ve imtiyazları. hepsi de öyle kişisel ama öyle toplumsal ki bütün kadınların hafızasında.
Edebiyat
Bir KadınAnnie Ernaux · Can Yayınları · 20233,868 okunma
şiddete karşı sevgi yasası
Puan vermedi·96 syf.··
2023 5. kitabı
Tolstoy-Gandhi Mektuplaşmaları, okuduğum en samimi fikir alışverişlerinden biriydi. Bu mektupları okuyana kadar Gandhi’nin Tolstoy hayranlığından haberdar değildim. Meğer Tolstoy, Gandhi’yi ne çok beslemiş, ona fikir hocalığı ve eleştirmenlik yapmış. Rus yazar ile Hintli aktivist ve ruhani liderin mektuplaşmaları, “şiddete karşı sevgi” teması çevresinde dönüyor. Her türlü şiddete karşı çıkılması ve önüne sevgi bariyerinin konulması konusunda hemfikirler. Gandhi’nin şiddet karşıtlığı biraz daha ılımlı ve faal bence. Pasif de olsa, şiddete karşı direnişi savunuyor ve ancak bu direnişle devlet politikaları ile kapitalist sömürü düzeninin değiştirilebileceğini düşünüyor. Tolstoy’un şiddet karşıtlığı ise gerçek Hıristiyan ahlakına uygun olan “Sevgi Yasası”. Tolstoy’a göre direncin her türlüsü bu yasaya aykırı; şiddet yalnızca hayatın merkezine sevgiyi koyarak ve yayılmasına izin vererek önlenebilir. Benim en keyif alarak okuduğum bölüm, Gandhi’nin kaleminden Tolstoy Çiftliği’nin detaylı anlatımlarıydı. Satyagraha’da yerini alan ve bu nedenle evlerini kaybeden aileler bu çiftliğe yerleşmiş ve hareket süresince orada yaşamışlardı. Farklı kültürlere ve dini inançlara sahip yüze yakın insana ev sahipliği yapan bu yaşam alanında temel etkinlik tarım olarak belirlenmişti. Hindu, Hıristiyan ve Müslüman direnişçilerin bir arada yaşadığı Tolstoy Çiftliği’nde üretim, ilişkiler, gündelik işler, eğitim ve ibadet; sonradan bunların üzerine yazan Gandhi’nin bile hayretle hatırladığı üzere çok düzenli ve kusursuz sürüyormuş.
1000Kitap
Tolstoy Gandhi MektuplaşmalarıLev Tolstoy · Vakıfbank Kültür Yayınları · 2018137 okunma
zamansız bir “yuva olma” kitabı
Puan vermedi·44 syf.··
2023 4. kitabı
çocuk edebiyatında orijinalliğe, yaratıcılığa, çocukların hayal güçlerinin bile sınırlarını zorlayacak kitaplara önem veriyorum. ama bazen en güzel, en özel hikayeler böyle basit, zamansız ve evrensel olanlar oluyor, böyleleri akılda ve kalpte uzun yıllar kalıyor. the little house, ilk kez 1942’de yayımlanmış ve o zamandan beri birçok dile çevrilmiş, kim bilir kaç neslin kitaplığında yer etmiş bir çocuk kitabı. elimdeki baskı abimden bana kaldı. annem, biraz hikayesine, biraz illüstrasyonlarına bakarak anlamaya, türkçe’ye çevirmeye çalışır, bize öyle okurdu. çocukluğumu oluşturan sıcacık parçalardan biriydi. hikayesi şöyle; kırsalda küçük, pembe bir ev inşa eden bir adam, bu evi büyük büyük büyük torunlarına miras bırakıyor, kimsenin evi satmamasını ve tüm ailenin hep orada yaşamasını vasiyet ediyor. küçük ev elma ağaçlarının, papatya tarlalarının çevrelediği tepecikte yaşamaktan çok mutlu olsa da, bir yandan da geceleri ışıklarını gördüğü şehirdeki yaşamı merak ediyor. gün geçtikçe küçük ev’in yaşadığı köy şehirleşiyor, etrafında yollar, binalar, fabrikalar yapılıyor. artık mevsimlerin değişimi, eskisi kadar güzel manzaralar sunmuyor, çünkü şehirde bütün mevsimler birbirine benziyor. böylece küçük ev, şehrin göbeğinde yaşamanın, onu uzaktan izlemek kadar keyifli olmayabileceğini keşfediyor. hikaye de, kitabı bu kadar güzel kılan illüstrasyonlar da virginia lee burton’a ait. maalesef türkçe baskısını bulamadım, sanırım hiç çevrilmemiş. olur da bu hazineye kıyıda köşede rastlarsanız, kesinlikle bir şans verin.
1000Kitap
The Little HouseVirginia Lee Burton · Clarion Books · 19781 okunma
hayatı yazınına sinmiş bir “isim”: elena
Puan vermedi·396 syf.··
2022 19. kitabı
Elena Ferrante, okuduğum bölüm sayesinde tanıştığım en özel yazarlardan biri. Kendisini okumaya romanlarıyla değil, Bir Yazarın Yolculuğu: Frantumaglia ile başladım. Bu denk geliş sayesinde aynı zamanda ilk kez bir yazarı gerçekten tanıdığım hissine kapıldım. Kimliği, fiziksel görünüşü, cinsel yönelimi, sosyoekonomik durumu hakkında bilgi edinerek bir insanı tanımaktan bahsetmiyorum; edebiyatı hakkında bilgi edinerek bir yazarı tanımaktan bahsediyorum. Elena Ferrante, bir mahlas kullanarak yazan ve birkaç temel bilgi dışında hayatını medyadan -ve okurundan- tümüyle gizleyen bir yazar. Ferrante’ninki bilinçli bir tercih, aslında buna “gizlenme” demek ne kadar doğru olur bilmiyorum çünkü benim gözümde o, kameralardan ve mikrofonlardan kaçan, çaresizce saklanan biri değil; tam tersine ortaya koyduğu şeyin, gerçekte kim olduğunun ve iç dünyasının, “kimliğine” dair bilgilerle kirletilmesini ve bulanıklaştırılmasını istemiyor. Yazını Ferrante’nin hayatının bir parçası, bağ kurulması gereken bir eklentisi değil; hayatı yazınının üstüne sinmiş, bilinmesi gerektiği kadarının okur tarafından kitaplar yoluyla anlaşılabileceği bir element yalnızca. Bence bu, edebiyatı sahiplenmek konusunda da çok şey söyleyen bir yaklaşım. Kendi edebiyatının sahibi bile kanlı canlı bir Elena Ferrante değil, çünkü edebiyatın sahibi kimse değildir; olsa olsa soyut, havada uçuşan, hiçbir şeye ve kimseye bağlı olmayan, herkesin biraz kapıp ait hissedebileceği bir şeydir edebiyat. Ferrante’nin “geri planda kalmayı” seçmesinin sebebi, geri planda kalmayacağını çünkü sahneyi eserlerine bırakarak onlarla birlikte varolduğunu, ortaya çıkması ve anlaşılması gereken tek Ferrante’nin de bu kitapları okuyarak anlaşılan Ferrante olduğunu bilmesi bence. Sözün özü, edebiyatın gerçekten ne olduğunu ve günümüzün
1000Kitap
Bir Yazarın YolculuğuElena Ferrante · Everest Yayınları · 201824 okunma
Reklam