Eğer bir insan, kendi mutluluğunun buharları arasında yaşıyorsa, eğer bir insanın ‘Tanrı sizden razı olsun’un dışında söylenecek pek sözü yoksa, o zaman o insanı yıkamaya kalkışmamalı, o insan için iyi olanı o insanın üstünden yıkayıp akıtmamalı, birini, olmayan yeni bir yaşam için arındırmaya kalkışmamalı.
Toplum, düşünülebilecek en kanlı arenadır. Bu arenada eskiden beri, bu dünyanın mahkemelerine sonsuza değin kapalı kalan, en inanılmaz cinayetlerin tohumları en kolay biçimde ekilmiştir.
Malina: Demek artık asla, savaş ve barış, demeyeceksin.
Ben: Asla.
Hep savaş var.
Burada hep zorbalık var.
Burada hep çarpışma var.
Bu, sonrasız bir savaş.
Çünkü, aklın tüm gücüne karşın, vücuduma olan şey söz konusu; bu vücut, sürekli, yumuşak, acı veren bir çarmıha gerilmişlikle, artık yalnızca Ivan’a doğru hareket edebiliyor. Bu, bütün bir yaşam için böyle olacak.
İki canlı var ki, birbirlerine ilişkin tasarıları yok, birlikte var olmayı istemiyorlar, bir başka yere ve bir başka yaşama doğru yola çıkmak, bir şeyleri kesip atmak, egemen dilde herhangi bir anlaşma yapmak istemiyorlar. Tercümansız da idare edebiliyoruz, Ivan’a ilişkin hiçbir şey öğrenmiyorum, Ivan da benim hakkımda hiçbir şey öğrenmiyor. Duyguları ticari değiş tokuş konusu yapmıyoruz, birbirimize karşı diktiğimiz kalelerimiz yok, kendi kendimizi güçlendirmek ve güvence altına almak için ısmarladığımız silahların gelmesini bekliyor da değiliz, zemin gevşek ve iyi, ve benim toprağıma düşen filizleniyor, kendi neslimi sözcüklerle sürdürüyorum (…)