İnsan ne yaşarsa yaşasın kendini suçlamaktan kurtulamıyor. Başkaları size olan davranışlarını öyle dolaştırıyor ki, itiraz ya da şikayet etmeye kalktığınızda sizi alıngan olmakla suçluyor. Her şey yaşanıp bittikten sonra sizin de kendinizden başka suçlayacak kimseniz kalmıyor.
Bu ülkede her kadına biçilen roldür hanım hanımcık olmak. Hanım hanımcık olmanın çoğu zaman zarafetle ilgisi olduğunu sanatız ama öyle değildir. Zarafet toplumda bütün bireylerde olması gereken bir özelliktir, insanlara saygılı davranmaktır, oysa hanım hanımcıklık kadınlar için, erkeğin bir adımda gerisinde olmak, düşüncelerine, isteklerine gem vurmak, kendini hep ikinci planda tutmaktır. Yani anlayacağınız, kadınlar için yazılmış en kötü rollerden biridir.
Bizim gibi olmayanı dışlamak aslında biz insanların doğasında var. Kendimizi daha huzurlu hissetmek, içinde yaşadığımız topluma aidiyet duygumuzu daha yükseltmek için, bizler hep birbirimize benzemeye çalışırız. Bunun ilk örneğini evden çıkıp okula başlayan çocuklarda görürüz. Bu nedenle okullarda forma ya da okul önlüğü giydiririz çocuklarımıza. İnsanların dış görünüşleri, giyim kuşamları, davranışları, konuşmaları, hal ve hareketleri ne kadar birbirine benziyorsa o kişiler kendilerini toplulukta o kadar huzurlu ve oraya ait hissederler.
Hayatta bizi acıdan, öfkeden, hüzünden daha çok yoran şey her ne hissediyorsak bunları yaşamamak, yok saymaktır. Yok saymak, bu duyguları derinlere doğru bastırmak, özellikle de çevreye hissettirmemektir. Bunlar öyle çok yorar bizi…