Öncelikle Jack London’ın Kızıl Veba adlı eserini, bana tavsiye eden kıymetli arkadaşıma teşekkür ediyorum.
İyi ki varsın Can arkadaş...
Jack London’ın ilk defa Kızıl Veba eserini okurken Adamın Öngörüsüne HAYRAN Kaldım.
Sıradan bir roman asla değil, insanlığın KİBİRİNİ ve kırılganlığını yüzümüze çarpan bir aynadır. Kitapta betimlenen SALGIN, uygarlığın görkemli yapılarının bir anda toza dönüşmesini, insanların içindeki vahşiliğin zincirlerinden boşalmasını ve ÖLÜM karşısında herkesin eşitlenmesini anlatır.
2020’de yaşadığımız PLANDEMİ, bu satırları yeniden canlandırdı zihnimde...
Görünmeyen mikroplar, virüsler ve KÜRESEL ŞEYTANLAR gibi adlandırabileceğimiz güçler, modern dünyanın bütün teknolojisine rağmen insanı korkunun en ilkel hâline sürükledi.
Tıpkı romanda olduğu gibi, toplum bir anda bölündü. Kimisi SAVAŞMAYA, kimisi YÖNETMEYE, kimisi de DUÂ etmeye yöneldi.
Kalabalık şehirler sessizleşti, insanlar birbirinden uzaklaştı, ve en önemlisi, herkes kendi kırılganlığını yeniden fark etti.
Kızıl Veba, bize şunu hatırlatıyor: İnsan kendini TANRI yerine koysa da, bir damla sudan yaratıldığını unuttuğunda en küçük virüs karşısında DİZ ÇÖKER. Küresel şeytanlar dediğimiz bu görünmeyen güçler, aslında insanlığın kendi kibirinin ve ADALETSİZ düzeninin bir yansımasıdır.
Toplumun KORKULARI, yalnızlıkları ve bencillikleri, salgınla birlikte daha da görünür hâle gelir.
Sonuçta roman, hem geçmişin hem de bugünün ortak dersini verir. Her şey geçip gider, ama insanın UNUTKANLIĞI ve KİBRİ tekrar tekrar aynı ÇÖKÜŞÜ doğurur.
İyi Okumalar Diliyorum