Intermezzo, kelime anlamı olarak satrançta karşı tarafı, kendi oyununa ara vermeye ve karşı hamle yapmaya zorlayan ara hareket anlamına geliyormuş. Romanın bu tema üzerine kurulduğundan pek emin değilim. Tiyatroda intermezzo, sahne arası çalınan müzik anlamına geliyormuş. Bu anlam bana kitaba daha uygun gibi geldi, neticede babasının yasını tutan kardeşlerin bu yas sırasında aralarından geçenleri okuyoruz. İkisi de kadınlarla, birbirleri ile birtakım sorunlar yaşıyorlar. Kitap bu çerçevede gelişiyor. Peter ve Ivan'ın düşüncelerini okurken gerçekten bir insanın aklına girip düşüncelerini okuyormuş gibi hissediyorsunuz. Yazar bunu amaçlamış ve oldukça başarılı da olmuş. Aynı zamanda iki karakterin de toplum normlarına uymayan ilişkileri olduğunu gözlemliyoruz. Bu da aralarındaki gerilimi bir nebze artırıyor denilebilir.
Kadınlarla olan ilişkilerinde Peter her ne kadar kendine daha güveniyor gibi görünse de, Ivan'ın bu konuda toplumsal tabuları umursamayıp kendinden emin olması ironikti. Peter, Margaret'a karşı ciddi bir önyargı beslemiş, bu önyargısı boş çıkmıştı. Sanırım anlamakta en zorlandığım karakter Peter oldu ki kurgu içerisinde de kendini, hislerini en az anlamlandırabilen karakter oydu. Kendine tamamen başkalarının düşündüklerine göre bir hayat resmetmiş, bu da kız arkadaşlarına olan hislerini bir yere koymasına engel olmuştu.
Okuması çok keyifli bir deneyimdi. Hayattaki basit şeylerden keyif almanın ne kadar önemli olduğunu, bazen evde kaynayan bir tencerenin hayatın kendisi olduğunu çok güzel anlattı.