Kendisininkini de hariç tutmadığı bütün bu hayatların geri geri giderek, gözlerini hayattan ayırmadan ölüme doğru ilerleyişleri evrensel bir skandaldı.
Hayata öyle çok taahhütte bulunuruz ki, bir an gelir, hepsini yerine getirmeye gücümüz kalmadığını hisseder, mezarlara döneriz, ölümü, "tamamlanmakta zorlanan kaderlerin yardımına koşan ölümü" çağırırız. Ancak ölüm hayata taahhütlerimizden bizi kurtarsa da, kendimize taahhütlerimizden, özellikle en başta gelen, hakkıyla yaşama taahhüdünden kurtaramaz.
"Dünya bereketlensin diye atık borularından gelmiş geçmiş en büyük beşeri sanayi akıyor, " diye yazdı Tocqueville Manchester'a yaptığı ziyaretten sonra. "Bu kirli kanalizasyonlardan saf altın akıyor. Burada insanlık dört başı mamur gelişimini tamamlıyor, aynı zamanda en yabanisini de; burada medeniyet mucizeler yaratıyor ve medeni insan bir bakıma eskisi gibi yabanileşiyor."
Bir öncüydü, geçmişini, tarihini yadsıyan bir kuşaktandı. Anarres göçmenleri, Eski Dünya ve onun geçmişine sırtlarını dönmüş, yalnızca gelecek için çalışmaya karar vermişlerdi. Ama nasıl ki gelecek kesin olarak geçmişe dönüşüyorsa, geçmiş de geleceğe dönüşür. Yadsımak başaramamaktır. Urras'ı terk eden Odocular yanılmışlardı, tarihlerini yadsıyacak umutsuz cesareti göstermekle, dönüş olasılığından vazgeçmekle hata etmişlerdi. Geri dönmeyen, ya da haberini iletecek gemileri göndertmeyen kaşif, kaşif değildir, olsa olsa maceracıdır; oğulları da sürgünde doğar.