noor

Çekici bir bedenin zedelenmesi, parçalanması ya da bozulmasını sergileyen bütün görüntüler belli bir dereceye kadar pornografiktir. Fakat tiksindirici görüntüler de pekâlâ akıl çelici olabilir. Tüyler ürpertici bir araba kazasının yanında, akıp giden bir otoyol trafiğini yavaşlatan etkenin sadece merak olmadığını herkes bilir. Birçok insan için, ıstırap verici bir şey görme isteğinin çekiciliği de aynı derecede kuvvetli bir etkendir. Böylesi istekleri 'marazi' diye adlandırmak ender rastlanan bir sapkınlık eğilimini akla getirmekte (gerçi böyle manzaraları çekici bulanların sayısı da oldukça fazladır) ve insanın içini sürekli ezen bir etki yapmaktadır. Gerçekten de, sakatlanmış bedenlerin bir çekicilik yaydığının kabullenildiği ilk örnek (benim bildiğim kadarıyla) zihinsel çatışmanın tanımlandığı temel metinlerden birindedir. Sözünü ettiğimiz metin, Platon'un Sokrates'inin, hayatta kıymet vermediğimiz bir arzunun aklımızı nasıl çelebileceğim ve böylece benliği kendi doğasının bir parçasına karşı öfkeye boğduğunu anlattığı, Devlet'in Dördüncü Kitabı'dır. Platon, 'akıl', 'öfke' ya da 'kızgınlık' ve 'iştah' ya da 'arzu'dan oluşan ve Freud'un 'süperego', 'ego' ve 'id' şemasını önceleyenüç ayaklı bir zihinsel işlev teorisi geliştirmişti (Platon'un teorisinin tek farklılığı, 'akıl'ı en üste, 'öfke'yle temsil edilen 'vicdan'ı ise ortaya koymasıdır). Sokrates bu tartışma boyunca, insanın tiksindirici şeylerin cazibesine gönülsüzce bile olsanasıl kapılabileceğini örneklemek için, Aglaion'un oğlu Leontius hakkında duyduğu bir hikâyeyi anlatır: Leontius, kuzey duvannın dışında Piraeus'tan yukarı çıkarken, bazı suçluların yerde yatan cesetlerini fark etti; cellatları da onların yanında ayakta duruyordu. İçinden hemen o tarafa seğirtip ölülere bakmak geldiyse de, zihnindeki başka
Reklam
Herkesin bildiği fotoğraflar, artık bir toplumun hakkında düşünmeyi seçtiği ya da düşünmeyi seçtiğini ilan ettiği şeylerin bütünleyici bir parçasıdır. Toplum bu fikirleri 'hafıza' olarak adlandırır ve onların toplamı da uzun vadede bir 'kurgu'ya dönüşür. Daha kesin bir dille konuşursak, kolektif hafıza diye bir şey yoktur kolektif hafıza, tıpkı kolektif suç kavramı gibi aynı düzmece fikirler familyasının bir parçasıdır. Ama kolektif eğitim diye bir şey vardır. Bütün hafızalar bireyseldir, başka bir şeye indirgenemez; kişinin kendisiyle birlikte ölüp gider. Kolektif hafıza denen şey, hatırlatıcı değil koşullandırıcı bir olgudur: Bu nokta önemlidir ve bu, zihnimizin deposunda kilitli görüntülerle birlikte, olayların nasıl meydana geldiğinin öyküsüdür. İdeolojiler, anlamlı ortak fikirleri özetleyip kapsül haline getirerek öngörülebilir düşünce ve duyguları harekete geçiren, kanıtlayıcı görüntü arşivleri, temsili görüntüler biriktirirler
Sayfa 86·Kitabı okudu
Anlaşılan o ki, acı çeken bedenleri gösteren resimlere karşı duyulan iştahlı merak, neredeyse çıplak bedenlere gösterilen arzulu merak kadar şiddetlidir. (...) Buna bakabilir misiniz? Bir görüntüye irkilmeden bakabilmenin yatıştırıcı bir tarafı vardır. Ama irkilmenin de ayrı bir hazzı vardır.
Sayfa 40·Kitabı okudu
Fotoğraf sanatı, mesleki eğitimin ve deneyimle geçen yılların, eğitimsiz ve deneyimsiz kişiler karşısında aşılmaz bir üstünlük sağlamadığı tek büyük sanat dalıdır. Tabii bunun birçok nedeni vardır; bunlardan birisi, resim çekerken şansın (ya da talihin) ve kendiliğinden, ham, kusursuz olmayan şeylere yatkınlığın oynadığı önemli roldür. (Hemen hiçbir şeyin şansa ya da talihe bırakılmadığı ve dilin işlenme biçiminin genellikle bir cezaya sebep olmadığı edebiyatın, ya da, insanı bitirip tüketici eğitimler ve günlük pratik olmadan gerçek bir başarıya ulaşmanın akla hayale bile getirilemeyeceği performans sanatlarının, veya çağdaş sanat fotoğrafçılığında önemli bir ağırlığı bulunan sanat-karşıtı önyargıların pek dikkate alınmadığı sinemanın kolay kolay aşık atamayacağı bir durumu yansıtmaktadır bu.)
Sayfa 28·Kitabı okudu
Başka yerlerde yaşanan ve haber olarak dikkatle seçilen, savaşlarda biriken acıların farkında olmak, bu anlamıyla kurgusal bir farkındalıktır. Acı görüntüleri öncelikle kameraların kaydettiği biçimiyle bize aktarılır, çok sayıda insan tarafından izlenir ve hiç de uzun olmayan bir zaman dilimi sonunda gözlerimizin önünden çekilir. Yazılı bir metnin (ki, içeriğindeki düşünceler, göndermeler ve sözcük dağarcığının karmaşıklığına bağlı olarak, okur kitlesi çoğalan ya da azalan bir metnin) aksine fotoğraf, yalnızca tek bir dile sahiptir ve potansiyeli itibariyle gelecekte de başka bir dili olmayacaktır.
Sayfa 19·Kitabı okudu
Reklam