Çekici bir bedenin zedelenmesi, parçalanması ya da
bozulmasını sergileyen bütün görüntüler belli bir dereceye kadar pornografiktir. Fakat tiksindirici görüntüler de pekâlâ akıl çelici olabilir. Tüyler ürpertici bir araba kazasının yanında, akıp giden bir otoyol trafiğini yavaşlatan etkenin sadece merak olmadığını herkes bilir. Birçok insan için, ıstırap verici bir şey görme isteğinin çekiciliği de aynı derecede kuvvetli bir etkendir. Böylesi istekleri 'marazi' diye adlandırmak ender rastlanan bir sapkınlık eğilimini akla getirmekte (gerçi böyle manzaraları çekici bulanların sayısı da oldukça fazladır) ve insanın içini sürekli ezen bir etki yapmaktadır. Gerçekten de, sakatlanmış bedenlerin bir çekicilik
yaydığının kabullenildiği ilk örnek (benim bildiğim kadarıyla) zihinsel çatışmanın tanımlandığı temel metinlerden birindedir. Sözünü ettiğimiz metin, Platon'un Sokrates'inin, hayatta kıymet vermediğimiz bir arzunun aklımızı nasıl çelebileceğim ve böylece benliği kendi doğasının bir parçasına karşı öfkeye
boğduğunu anlattığı, Devlet'in Dördüncü Kitabı'dır. Platon, 'akıl', 'öfke' ya da 'kızgınlık' ve 'iştah' ya da 'arzu'dan oluşan ve Freud'un 'süperego', 'ego' ve 'id' şemasını önceleyenüç ayaklı bir zihinsel işlev teorisi geliştirmişti (Platon'un
teorisinin tek farklılığı, 'akıl'ı en üste, 'öfke'yle temsil edilen 'vicdan'ı ise ortaya koymasıdır). Sokrates bu tartışma boyunca, insanın tiksindirici şeylerin cazibesine gönülsüzce bile olsanasıl kapılabileceğini örneklemek için, Aglaion'un oğlu Leontius hakkında duyduğu bir hikâyeyi anlatır: Leontius, kuzey duvannın dışında Piraeus'tan yukarı
çıkarken, bazı suçluların yerde yatan cesetlerini fark etti; cellatları da onların yanında ayakta duruyordu. İçinden hemen o tarafa seğirtip ölülere bakmak geldiyse de, zihnindeki başka