Denize kaçmış, kendi nehrimde kendimi doğurmuş olmam gerekirdi. Bir yüzgeç gibi keskin bir içgüdüyle gelgitin ne zaman başlayacağını bilmem gerekir. Denize yolculuk, eve geri dönüş yolculuğu, kendi etrafında boncuk boncuk bir daire çizen hayat. Ellerin arasında döndürecek bir şey. Gerçekleşmesi için dua edilecek bir şey.
Neden her anne çocuğunun dünyayı değiştirebileceğine inanmaz? Çocuk inanır. İşin esprisi de bu zaten. Biz hâlâ bir kurtarıcı bekliyoruz ve her saniye yüzlerce yeni insan dünyaya geliyor. Önyargılarınıza, mutsuzluklarınıza kayıtsız, çoktan var edilmiş dünyayı umursamayan bu minik yeni hayat kapsülüne baksanıza. Dünyayı yeniden yaratmak mı? Onlara izin versek bunu yapabilirler ama tıpkı bizim gibi büyümeleri, bizim gibi korku dolu olmaları için her şeyi yaparız.
Yaz aylarında partilerle canlanan, güneşin altında parıldayan ev görkemlidir, hareketli ve gürültülüdür ve kesinlikle taştan yapılmış bir şeye benzemez.
Yine de kışınki hâlini, kırpılmış ve sessiz, efendisinin ben olduğum hâlini severim.
Eşyaların üzerine örtüler de örtmem şömineleri de kapatmam. Bunu başkaları yapar. Ev kış mevsimi için oda oda sessizleştirilir, en sonunda geriye atan kalbi olarak sadece ben kalırım. Sadece ben, ciğerlerinin inip kalkışı kalır. Ev ve ben, gece birlikte nefes alıp veririz.